Archive for Ekim, 2009
Taksim’deki olaylarda bir garip vatandaş
3- Taksim Olayları
Acil bir iş için Taksim’ gitmem gerekiyordu. Lanet olsun ki İstanbul’un kurtuluşu nedeniyle kapatılan yollar yüzünden trafikte yeterince boğuştuktan sonra Taksim’e varmıştım.
Meydana indiğimde tam olarak çiçek satan çingenelerin önündeydim ve acayip şeyler olduğunu farkettim. Heryer polis kaynıyordu ve tüm insanlar tek bir yöne doğru yani gezi parkına doğru bakıyordu.
Tam oraya bakarken hemen yanıbaşım öyle bir karıştı ki birden pat pat silah sesleri duydum. Çiçek satan çingenelerin bağırışları yükseldi arabalar patlayacak diye. Caddenin ortasında dumanlar yükseliyordu, hemen kaçmak geliyor insanın aklına ama nereye ??? Bu kaçma düşüncesi aklımdayken birden nefes alışverişlerimin acı verdiğini hissettim. Sonra gözlerimde bir yanma ve sullanma başladı. Gözlerimi açamıyor, nefes almak istemiyordum.
Çaresizce koşarak Taksim Meydanı’nın arkasında bulunan otoparka doğru gittik 30-40 kişi. Fakat gittiğimiz yerde bir kapı vardı ve kilitliydi, nefes almak için camı açık olan bir arabanın içine kafamı soktum çünkü nefes almak berbat birşeydi o an için. Derken kapıyı birileri açtı ve biz panik içinde sokakta dağılmaya başladık. Ben İstiklâl caddesine koştum. Günde binlerce kişinin yürüdüğü o cadde bomboştu bir tek allahın kulu bile yoktu.
Açamadığım gözlerimle hayal meyal bir Bar’dan içeri girdim. Koşarak yukarı çıktım, sağolsun oradaki bir bayan lavobaya kadar götürdü beni ve elimi yüzümü yıkamam gerektiğini söyledi. Sonra başka bir bayan yıkarsam daha fazla acı çekeceğimi söyledi ve limon sürmelisin dedi. Limon getirdiler ve gözlerime sürdüler. Bir dakika filan öyle bekledikten sonra gözlerimi ancak açabildim. Acısı biraz olsun azalmıştı.
Ayak üstü olayın ne olduğunu sorduğumda öğrendim ki bana yardım eden bayan da bir göstericiymiş. IMF’yi protesto amaçlı olarak yapılmış. Haklı olduklarını biliyorum ve gönülden destekliyorum dedim ona. Orada 10-15 dakika kadar durduktan sonra tekrar istiklal caddesine çıktım ki çıkmaz olaydım.
Polis yine biber gazı attı ve ben yine etkilendim. Bu sefer koşarak Burger King’e sığındım
Benim peşimden onlarca kişide girdi aynı mekana ve Burger King’in yetkilisi kapıyı kilitledi, otomatik kepenkleri indirdi hepimiz içeride beklemeye başladık. Göstericiler ve polislerin çatışmasını camdan izlemeye koyulduk.
İşin kötü tarafı benim Sıraselviler Caddesi’ne gitmem gerekiyordu ve eylem orada zirveye ulaşmıştı. Bir polis 20-25 kişin saldırısıyla ağır yaralanmış, çöp konteynırları yollara atılmış, kaldırım kenarlarındaki beton saksılar sağa sola fırlatılmış ayrıca molotof kokteylleri atılmıştı. Biraz daha beklemek en iyisi diye düşündüm çünkü az ilerideki ara sokaktan tekrar istiklal caddesine çıkılabiliyordu ve önümdeki göstericilerin arkama geçme ihtimalleri vardı
- Taksim Olayları
Yaklaşık yarım saat Burger King’de durdum ve herşeyi göze alarak ki bu nasıl olsa sığınacak bir yer bulurum oluyor
ilerledim harabeye çevrilmiş caddede. Göstericiler 200 metre ilerimde gidiyorlar poliste gruplar halinde peşlerinden ilerliyordu.
Tırsa tırsa hastaneye kadar gittim ve olaylar tekrar patlak verdi
Yine biber gazı yine taşlar, yine demir misketler… Heryeri yakıp yıkıyorlardı. İş Bankasının camlarını kırdıkları gibi içeri girip koltukları, bilgisayarları kaldırabildikleri herşeyi sokağa fırlatıyorlardı. Taktiklerini öğrendim ama
bir grup polise taş fırlatırken diğer grup etrafta yolu kapatabilecek şeyleri fırlatıyordu, diğer grup ise ortalığı talan ediyordu.
Hastane içerisinde 1 saate yakın durdum ve işimi bitirip tekrar meydana çıktım.
Aradan 1 saat geçmesine rağmen gözlerim atılan biber gazlarından etkilendi ve sullana sullana ilerdim
İşin garibi polis kaçmak için hiçbir yol bırakmıyor
otobüse bindim ve saçma sapan yollardan ilerleyerek olay mahalinden uzaklaştım. Bu seferde davul ve trompet çalan göstericilerle karşılaştım fakat onlar zararsızdı.
Alkışlayarak destek verdim
İlginç notlar vereceğim şimdi
Polis elinde pankart olan ve slogan atan gençlere hiçbir müdehalede bulunmadı. Yanlarından geçip gittiler.
Yüzü gözü kapalı terörist tipli bir genç “50 lira aldık oğlum yıkın lannnn” dedi arkadaşlarına.
Orada bulunanların tamamı terörist değil, sadece provakatörler var ve bunlar parayla orada bulunuyorlar. Masum insanlarda var tıpkı bana yardım eden gösterici gibi…
Kimler zarar gördü ? Herkes. Masum vatandaşlar ve turistler, göstericiler, maske kullanmalarına rağmen polisler, yerli esnaf… Herkes ve orada bulunan herşey zarar gördü.
Böyle olmamalıydı
Olsun ben macerayı severim, yarın olsun yarın yine giderim
Süper adrenalin oluyor
Herşey TV’de görüldüğü gibi değil bunu unutmayın. Hadi iyi geceler.
Hasta adam :)
0
Yazmak istiyorum ama ne yazacağımı da bilmiyorum. Sanırım kişisel bir yazı geliyor
Biraz ıkına ıkına olacak ama.. :S
Efenim hastayım üzerinize afiyet, bu blogda bahsettiğim kaçıncı hastalık haberidir bilmiyorum, birgün oturup istatistiğini yapıcam bunun hangi mevsimlerde hasta oluyorum, hangi tedavileri uyguluyorum diye. Zira doktora gitmeyi pek seven biri değilim. Hastanede hep en torpillisinden, sıra beklemeden muayene olabiliyor olsam bile sevmiyorum
Zaten bu grip denen şey ilaçla 7 günde, ilaçsız bir haftada geçiyor der Sn. Ordinaryus Profesör Nihat Aksoy babam
Küçüklükten bu yana alıştırdı bizi doktora gitmemeye, şimdi büyünce kendimde istemez oldum gitmeyi
Annem sağolsun, ıhlamur, nane, limon, mandalin, garip garip bitkilerle bir şeyler kaynatıp verdi. İçip içip kendimden geçiyorum
Neyseeee blog için değişik fikirlerim geldi. İlkinsini söyleyeyim.
Önümüzdeki günlerde konuk blogcu olarak bu adreste bir blogger arkadaşım kendi yazısını yazacak. Konsept hakkında hiçbir fikrim yok, belirli bir konu üzerine mi yazmalı, yoksa kendi kafasına göre mi yazmalı bilemiyorum
Fakat böyle birşeyin daha önce yapılmadığını biliyorum
İlk olacağız, sansasyonel değil ama ilk. Bu yetmez mi daha ne istiyorsunuz
Bir başka fikrim artık blogcular arasında klasikleşmiş Röportaj olayı
Bir kaç isim var aklımda. Onlarla röportajlar yaparak yazmak istiyorum buralara
Neyse zaten akıl sağlığı pek yerinde olmayan biriyim, birde hastalığın verdiği leylalıkla umarım saçmalamamışımdır
Azıcık okuyanım var onlarda kaçıp gitsin istemem
Benim yatıp uyumam gerekiyormuş, gidiyorum bybyyy
Hayata yeni tema yüklemek
2
Blogun temasını değiştirdim, sanırım bundan bir önceki temayı kullanıyorum
Ben esasen kallekter olarak çabuk sıkılan biriyim. Yani bir değişiklik, bir hareket, bir aktivite, bir yenilik muhakkak olmalı. Telefonumdaki o kaddar kullanışlı spb uygulamasını bile kaldırdım sırf aynı şeyi tekrar tekrar görmemek için. Bir süre sonra tekrar yüklerim
Ne güzel yaa elle tutulamayan şeylerin görüntüsünü, işlevselliğini değiştirebiliyoruz ya kendi hayatımız ? Hayatımızda da bir seçenek olsaydı güzel olmaz mıydı ?
Bugün mesela Sonbahar’ın hüznünü yaşamak istiyorum desem ve akşamdan kursam kendimi. Tüm gün sarı yaprakların hışırtısı ve yağmurun getirdiği o güzel toprak kokusuyla dolaşabilsem tek başıma. Kulağımda hep sevdiğim şarkılar olsa, tanıdık kimseyi görmeden olabildiğince yürümek, durmadan yorulmadan ve kafamdan geçirebilsem yaşadıklarımı, yaşayacaklarımı, yaptıklarımı ve yapabileceklerimi…
Ertesi gün Eğlence moduna getirsem hayatımı. Sevdiğim arkadaşlarımla toplaşıp en sevdiğimiz sanatçının konserine gitsek, uykuya ihtiyaç duymadan sabaha kadar muhabbetler etsek, hiçbir şeyin eksikliğini hissetmesek. Dert, tasa olmasa, yarın endişesi olmasa… Hayat bizim olsa, aklımızın estiği yerde olsak…
Başka bir gün Macera moduna alsam. Daha önce yapmadıklarımı yapsam, yeni şeyler öğrensem yeni şeyler keşfetsem… Her anım heyecan dolu olsa. Sıkkınlık kelimesi aklımın ucundan bile geçmese, hayatta herşeyi yapabileceğime inansam…!
Bir kez de süper güçlerim olsa. Herkesi mutlu yapabiliyor olsam. Biliyorum çok zor ama sadece bir gün dünya üzerindeki her şeyi; yerdeki karıncadan gökyüzünde uçan kuşa kadar her varlığı mutlu kılabilsem. Arkamdan dönen oyunlardan haberdar olabilsem, beni sevmeyen insanları öğrenebilsem, ikili oynayanların oyunlarından haberdar olabilsem, kötü insanları cezalandırsam…
Evet biz kendi hayatımızı yaşıyoruz fakat ne kadarını biz yönlendirebiliyoruz ki ? Hangi olaya doğrudan müdahale edip gelişimini kontrol altında tutabiliyoruz, evet bu bahsettiğini yapıyorum dedikleriniz kaç tane ki ? Yazılanı oynuyoruz arkadaşlar bizler sadece birer oyuncuyuz. Görevimiz yaşamak ve ölmek. İşin diğer tarafı var nasıl yaşadın ve nasıl öldün tabi ki onu katmıyorum.
Bu yazıyı okuyanların tümü umarım başkalarının yönlendirdiği gibi değil kendi istedikleri gibi yaşıyorlardır. Umarım hepiniz mutlusunuzdur. Elinizden geldiğince mutlu olmaya çalışın, bunu beceremiyor olsak da, bu bizim elimizde olmasada denemeliyiz. Birazcık söz sahibi olmalıyız kendi hayatımızda…




Son cıvıldamalar