Archive for Mart, 2010
Süper güç Varolll
1Wuhaaaa ne kadar faydalı, ne kadar ulvi, ne kadar bir MacGyver vari bir kişiliğimdir sormayın gitsin
Odamın içerisinde bir bilgisayarla, bir kitaplarla, bir gitarla, bir Einstein posterime dil çıkarıp rahatlamayla vakit öldüren enfes bir kişiliğimdir
Çocukluk arkadaşım Orhan (çocukluk ibaresini kullanmak zorundayım zira en yakın iş arkadaşımın adı da Orhan olduğu için karışıyor bazen frenkeştaynlar
) lan bu Varol’u bi kullanayım, gitsin bi işin ucundan tutsun, bi sanat öğrensin, bir baltaya sap olup koluna altın bilenzik taksın diyerekten arayıvermiş beni
Telefonu Evet beni aradınız, sizi dinliyorum diyerekten açtıktan sonra,
Kankaaaaa nerdesin? sorusuyla karşılaştım.
Bu neredesin sorusu hep kanımı dondurur zaten
Hiç cevap vermek istemem korkarım biri bişey diyecek diye.. Bana en uygun yer neresidir ki o an için bilemem.. Ev desem? Ya Orhan evdeyse? İş desem? Ya şirketin olduğu taraflardaysa, gelip beni alırsa?
Abi ben evde oturmaktan zevk duyan, kendine oluşturduğu boşluğu dopdolu yaşayan bi organizmayım… Ben istemediğim sürece dışarı çıkmak hep işkence olur :S
Sorun nedir kanksss ? gibi soruya soruyla cevap vererek koordinat belirtme probleminden kurtulmuş oldum
Allahtan ısrarcı olmadı
Bi bakıma stratejimi yedi de diyebiliriz
Şirketteysen işime yaramayacaksın dedi
Wuuuu bide nerenin yarayıp yaramadığını da öğrenmiş oldum
Süpper gidiyordu herşey… Oh lan dedim böyle pek bi önemsizce dinlemeye devam ettim onu
Ikkk mıkkk şirket ev arası çok garip ve anlamsız bir kelime çıkartmaya çalıştım kıvranaraktan
. Sorun ney olm diye ısrarcı oldum bu sefer
Yaaa moruk, ablam dükkanın kepenklerini indirememiş, bi bakar mısın dedi…
Yeşim abla bileğinden ameliyatlı olduğu için, tereddüt etmedim tamam moruk evdeyim gidiyorum dedim
Yapacak bişey yok, insanı yönüm devreye girdi…
Hemen giyinmeye başladım, bir yandan da güç gösterisi yapacağım olay yerine varmadan, evde alıştırmalar yapıyordum… Ki üç, ki üç, ki üç ileri geri ileri geri, ups ups tarzında hareket getiriyordum edeleli gollarıma
Hızlı tempoda yürüyordum ki, zindelikte tavan yapayım, işimin hakkını vereyim, çevre esnafı tarafından beğeniyle takip edileyim, hem başarılı olursam birkaç tshirt’de hediye olarak tarafıma sunulsun düşüncesindeydim
Yeşim ablanın mağazasına vardım…, Eşyalar toparlanmış benimle birlikte, anılar saçılmış tükkana her yere
Şöyle göz ucuyla tshirtlere iliştim, abla kart geçiyomuydu yaaaa diye sorularla asıl niyetimi belli etmeye çalıştım ama yemedi
Hadi Varol kapatalım dedi
Tamam abla dedim…
Kaldırdım kollarımı gökyüzüne doğru, tükürdüm avuçlarıma, ya allah bismillah nidalarıyla höööyyyttttt diyerekten öyle bir asıldım ki, dokunuşumla kepengin yere inip dankkkkk diye ses çıkarması bir oldu
Wayy canınaaaa dedim
Lan ecayip bir güce ulaşmışım görmeyeli diye düşünerekten öteki kepenge geçtim. Bu kez daha rahattım ama yine gücümü maksimum kullanmak istiyordum ki çalıştığım belli olsun
Neyse efenim ikinci kepengede asıldım dankkkk diye o da iniverdi yere….
Yavaş oğlum, yavaşşşş dedi Orhan ve Yeşim ablanın annesi
Ben tabii hiç sıkıntı çekmeden o sıkışmış kepengin kapanışının benim ultrasüper çekiş gücüme bağlı olduğunu düşünüyordum
Laynn işin aslı öyle değilmiş ki :S Yeşim ablanın boyu yetmiyomuş
Hahhaha ondan çağırmışlar beni
Adii Orhan’da öyle bi anlattı ki, sanki o kepenkleri o an için birtek ben indirebilirmişim, benden başkası harcanırmış gibi lanse etti
Tüm pehlivanlık güdüm, tüm o esnaflara artislik yapma düşüncelerim, tüm o tshirt kapma sevdalarım boşa çıktı :S
Madem elim pislendi bide kilitleri takayım da alem adam görsün dedim. Kilitleri de çömelip çatal göstererekten taktım bi güzel
O an kendimi tam esnaf gibi hissetim,
Yeşim ablayla eve doğru gelirken yeni sezon Tshirtleri geldi mi abla diye yine bi zarf attım yine yemedi
Onların evinin önünden iyi akşamlaşarak ayrıldık
Yol, Duvar…
0Yola çıkarsınız yola zarar verirsiniz.
Yola çıkarsınız yol size zarar verir..
Yola çıkarsınız hem yol hem siz zarar görürsünüz…
Duvarlara duvarlar eklersiniz, yollara yollar… Gidemezsiniz istediğiniz yere…
Bakarsınız önünüzdeki kocaman duvara, göğe yükseltmişsinizdir onu, ardında ne olduğunu bilseniz de, yola yol olmak isteseniz de yapabildiğiniz sadece duvarınıza bakakalmaktır…
Duvarın üzerine adınızı yazar gidersiniz sessizce…
Neler oluyor bu gençlere ?
0Msn’de oturumumu açıyorum afiyetle, böyle gayet bi şevkli, heyecanlı…
Bakıyorum listeme ne görüyorum ?
- Herşey yalan, gerçek olan Ölüm..
- Sen bende ben ölürsem Ölürsün…
- Ölüm bile bizi ayıramaz miniğim..
- Ya severim sonuna kadar, ya tanımam Ölene kadar…
Höh… diyorum…
Ölüm bu kadar sık kullanılmalı mı gündelik yaşantımızda. Yani tamam bu bir gerçek ama bu kadar sık telafuz edilmeli mi? Hayat o kadar kısayken biteceği günü düşünmek biraz kabullenilmez geliyor bana :S
Bahsetmek istemiyorum bu tatsız kelimeden…
Bu kadar sık telafuz edilmesi, acaba yaşamanın kıymetini bilmiyorlar mı sorusunu aklıma getiriyor. Kaç kez nefes alacağız ki? Kaç kez güleceğiz ? Kaç kez gözlerimizi kırpacağız ?
Ölümü katmayalım, bilelim ama katmayalım işte.
Sevelim yaşamayı, şükredelim, mutluluk dileyelim..
Dikkat edelim bu kelimeyi kullanmamaya, hadi tabu kelimelerimiz arasına ekleyelim…
Bahar gelsin…
3
Keşke hiç kimsenin bilmediği bir dili sadece ben biliyor olsaydım. Kendimi hiç kimseden çekinmeden ama yinede utanarak anlatabilseydim…
Neler düşündüğümü, neler yaptığımı, işin aslı neyi düşünerek neyi yaptığımı yazabilseydim.
Öyle karıştım, öyle kendime dolandım ki, önümü görmeden birilerine çarpıp zarar veririm diye korkuyorum.
Susuyorum bu yüzden, susarsam eğer tüm dillerin ortağı sessizlik anlatır belki beni?
Bahar gelsin istiyorum, bahar olsun, ağaçlar çiçeklerini açsın, kuşlar cıvıldasın, papatyalar her zamanki yerini alsın…
Sahi! Ne kadar uzun zaman oldu değil mi aklıma geleni söylemeyli…
Baharı bekliyorum, bahar gelsin yeter bana…



Son cıvıldamalar