Archive for Mart, 2010

Pohtan toplum üretimi…

1

Bugün bi kadın gördüm, böyle türbanlı klasik memleketim kadınlarından…

Acayip duruyordu ama. Hafif eğilmişti, sürekli sağını solunu kolaçan ediyordu, elini ön tarafa doğru sallıyor gibiydi…. Ben ona doğru yaklaştıkça ön tarafında biri olduğunu farkettim :S Yaklaştıkça hareketleri hızlanıyor, telaşı artıyordu…

Aramızdaki mesafe git gide azalıyor, abladaki adrenalin ise tavan yapıyordu, evet evet bunu hissedebiliyordumm..

Ön taraftaki elini çılgıncasına sallıyordu…

Derken mesafemiz kapandı, ve o manzarayı gördüm…

Ahh kahretsin görmez olaydım :(

Ablam yavrusunu yolun kenarındaki duvara doğru döndürmüş, işetiyordu :D :D

La bu nasıl bir anlayıştır, nasıl bir anaçlıktır, nasıl bir sahiplenme ve yavrusuna kıyamamadır :P Yapılacak iş mi yani? Yuhhh dedim..

Ablaya bir kaç adım kalmıştı ki  hızlıcana hareket ederekten ve önümde gururla, adeta dünyayı oğlu kurtarmışcasına böbürlene böbürlene yürüyerekten uzaklaştı :P

Ben ise minnacık çocuğun yerde yılan gibi süzülen çiş birikintisine basmamak için sıçramak zorunda kaldım :) Köpürtmüştü…

Nasıl bir nesil yetiştiriyoruz böyle? Çocuğa ar, edep, terbiye böyle mi öğretilir? Yolun ortasına işemek de nereden çıktı ? Üstelik köpürtüyor :D İşiyorsun bari taziğini ayarla a yavrucum diyemedin mi be kadın.. :D

Yazık dedim yaaa yazık… Valla billa…

Hep düşünürdüm, böyle tanıdığım dindük, dangoz jenarasyonu artık bizim neslimizle birlikte yok olacak, onlar geçmişte ahahhaha böyle insanlar vardı lan torunum diye anlatacağımız profiller olur sanıyordum. Yok abi yaaa bazıları bu boktan alışkanlıklarını ısrarla sürdürmeye devam ediyor.. :S Sokağa tükürmeler, yerlere çöp atmalar, duvarlara yazı yazmalar Hayri Maksude’yi çok seviyorlar filan :D Nedir la bunlar böyle? Offff offff…

Böyle insanların barındığı bir toplumda bulunmak istemiyorum :S

Tamam çocuktur, çişi gelmiştir, filandır ama ya git hemen az ilerideki marketten bi pet şişe al, ya da git birazcıkın daha ilerideki parkta hallet o işi :S Nedir yani vatandaşın geçtiği kaldırıma işetmek filan?

Lan o ağaç diplerindeki gübre takviye nanelerini de bunlar yapıyodur kesin :S Hiyyyy neyi kastettiğimi anlamışsınızdır :S kıvrımlı mıvrımlı hani :P

Şubat’ın son günü, sene ikibinon

5

Nasıl birgündü anlatamayacağım sanırım :) O kadar çoook yoraldım kieee :P

Bugünümü türlü türlü satışlara getiren tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum öncelikle. Planlar şekil değiştirmekten artık kiminle nereye gideceğimi şaşırır hale geldim :P Bi ara pijamalarımla oturup evde kitap okumaya karar vermiştim onu hatırlıyorum :)

Satan arkadaşlar, sonradan gelmek isteyenler, iki arada bir derede kalanlar hepsini silip evvelden ezele dostlarım Orhan ve Dilek ile yine yeniden delicesine dağıttık İstanbul’u :P

Yer vazgeçilmez mekanımız Bakırköy’dü… Onlar beni uzun zamandır görmüyorlardı, bende onları aynı şekilde haliyle :P Neden görüşmüyorduk? Çünkü canımın sıkkın olduğu zamanlar insanları da rahatsız etmek istemem, sebep buydu. Bugün benden öyle bir ruh hali ya da kalıntılarını bekliyorlardı ve eskisi gibi cıvıl cıvıl sağa sola sataşan, milletle dalga geçen, türlü türlü ebleklikler yapan Varol’u karşılarında görünce onlarda çok şaşırdılar :P Tahmin ediyorum ki sevindiler de :)

Dün hafıza kartımı şirkette unuttuğumu eve geldiğimde öğrenince bugüne dair tüm planlarımın olumsuz yönde ilerlemesi iyice canımı sıkmış kararmsarlığa sürüklemişti birazcıkın, bizde ne yaptık planımıza öncelikle en büyük sorunumu yani hafıza kartı problemimi çözmekle başladık. Koştura koştura gittik Electro World’den 4 GB’lık bir hafıza kartı aldık :) Sonra ilk fotoğraf denememi Dilek ile yaptım… O kadar harika bir fotoğraf çektirdim ki aklıma bi hinlik geldi :) Hadi siz gezeleyin diyerekten başımdan savdım onları ve soluğu baskı merkezinde aldım :) Hemen çıkardım hafıza kartımı fotoğrafın basılmasını istedim.. :) Fotoğrafı Dilek gördüğünde ağzı açık kaldı resmen :D Eheheh çok sevindi yaaa anlatamam o halini :) Kabul edin güzel bir sürpriz :P

Artık hiçbir elektronik cihazda hevesim kalmamasından dolayı çıktık yemek yiyelim dedik. Gezerken aklımıza balık yemek geldi ve o kadar süppppperr bir balık restaurant’ı bulduk ki anlatamam.. Balıklar leziz, ilgi alaka on numara, salata müthişşş, ortam atmosfer ve çalan müzikler harika ötesii.. Özetle daimi müşterisi olacağım bir mekan buldum kendime :) Hesap az bişey acıtsada aldığımız keyif hepsine bedeldi :)

Orhan balık sevmediği için onun içinde ayrı bir mekana girdik ve onun yemesini bekledik, çıkışta Dilek hadi tokacılara bakalım dedi. Ben içeri girmedim gözüme ilişen ilizyonist malzemeleri satan adama doğru sokulup ilginç malzemelerin fotoğrafını çekmeye başladım. Adam demez mi abi gazetecimisin yoksa sanatçımısın diye :D ahahhahaha eeee şeyyy kem küm diyerekten, ki adam bana iki tane şık sunmuş gazeteci olmadığıma göre ehehe kendimi sanatçı gibi hissettim :) Utanarak sanatçı diyelim dedim :) Adamla kankalık mesafesini de aştıktan sonra bana ilizyon numaralarını sergilemeye başladı. O ilginç şeyler gösterdikçe ben şaşkınlığımdan olsa gerek kendimi kaybederek gülmeye başladım :D Adam abii yaaaa ne güzel gülüyosun bi kere daha gülsene diyince jeton düştü bende :D Hımmm filan diye ciddi takılmaya başladım :) Bana iki elini kullanarak para, mendil, sigara, cart curt kaybetme numarasını gösterdi.. :) Normalde 5 lira olan zıkkımı 3 liraya aldım :P

Hemen heyecanla Orhanlara göstereyim dedim, elime yüzüme bulaştırdım ama sonra sonra tam olarak çaktım mevzuyu :P Dönüş yolunda metroda yüksek sesle ilizyon numaramı sergilemekten de geri durmadım :P

Gezerek Bakırköy sahiline indik, orada çok güzel fotoğraflar çektim, hava kapalıydı ama Scott Kelby kapalı havalarda da fotoğraf çekebileceğimi anlatmıştı bana :P Şansımı denedim bende.

Sonra parka daldık, tahterevalli, kaydırak, cart curt hepicinde vakit geçirdik :P Orhan uyuzu tahterevalliden aniden inince totomun üstüne düşüverdim, ağzımdaki sakız boğazıma kaçtı :S Hala acıyo yaaa :( Dilek çok kızdı ona, konuşmadık bi süre, dışladık onu :P sonra su alınca barıştık sanırım nası oldu anlamadım :D

Dilek Koçtaş kataloğundan birkaç birşey beğenmiş onları almak için Yenibosna’ya doğrucana gittik. Koçtaş’da türlü türlü şeye heves edip kendimi frenledim :) Evimizden bilmem kaç kilometre uzakta en az 10 tane tanıdık görmek günün sonunda haylice şaşırttı bizi :P Neyse kendime güzel bir kitaplık beğendim ama şimdi almadım, belki IKEA’da daha güzelleri vardır diye. Olmadı gider oradan alırım.

Çok yorgun düştük, orada banklara oturup biraz soluklandıktan sonra Tansaş’a girdik, ben hazır gelmişken kendime Jacops alayım dedim. Nescafe bilerek demedim çünkü Jacops nescafeden bence daha güzel.. Bide vanilyalı krema aldım evde denedik harika bişey tavsiye ederim :) Kasaya geldiğimizde Dilek Magnum’u gösteriyordu lan dedim bende yiycem :D Bu soğuk havada dondurma yedik güzelcene :)

Eve dönüş yolunda fotoğraf makinemin ne denli ilgi gördüğünü, ya da renkli kişiliğim mi desem, ya da gün boyu yaptığım zıpırlıkların metro’da da devam etmesinden mi desem :D hüff neyse bu kısmını dilek yorumuyla açıklar zaten :D heheh söylemiim ben :D

Metro çıkışı bir anne ile kızın per perişan, reziller rezili kavgası ile moralimizi bozduktan sonra, bize geldik ve çektiğimiz fotoğrafları ayıkladık :) Dilek’in facebook hesabına onun fotoğraflarını yükledik filan fistan :D

Velhasıl kelammmmm.. Bakın burası çok önemli… Bu yazıyı buraya kadar okumuş değerli dostlar geri kalanını pür dikkat okuyun..

Çok çok farklı insanlarla çok çok farklı planlar yapmama rağmen, Orhan ve Dilek ile yaptığım şu gün boyu sıradan gibi görünen ama bizim için anlatamayacağım kadar değerli olan anları hiç ama hiçbir şeye değişmem… Fotoğraf mı çekilecek ? Dilek’ten güzeli mi var dünyada kieee :D Dertleşilecek mi? Orhan’dan başka anlayan var mı beni dünyada kieee ? Eğlence mi arıyorum ? Zaten kendim yapıyorum bunu ? Beni benden fazla eğlendiren kimse yok kieee :D

Farklı arayışlar, farklı ortamlar… Hiç gereği yok, benim dünyam aslında o kadar güzel ve neşeli ki.. Aradığım herşeyin çok fazlası aslında gözümün önünde duruyor…

İyiki varsın Orhan’ım.. İyiki varsın Dilek’im… :)

Herşey için teşekkürler sonuna kadar…

Go to Top