Archive for Temmuz, 2010

Cunyır Varol’la muhabbet :)

9

Çok gizli bir tarikata katıldım. Müridler arasında sır olarak kalması gereken gizli bir yöntemle geçmişe dönebileceğimi öğrendim ve neler yapabileceğimi düşünürken çocukluğuma dönmek geldi aklıma…

DızzzzzzztttttttttttttDızzzzzzztttttttttttttDızzzzzzzttttttttttttt

Heyy çocuk Merhaba Ben Sen’ im dedim.. Korktum kaçtım kendimden, kaçma Varol koşarken hep düşersin, annen kaç kez yamadı pantolonlarının dizlerini biliyor musun sen? Hani şu benzincinin ordaki tuhafiyeden alıyordun armaları hatırladın mı? Durdum sonra küçük halimle, hayretler içinde gelecekteki halime baktım..

Hemen inandım kendime, tek bir kelime inandırılmam için yeterliydi, biliyordum.

Bak ben senin geleceğinim, şimdi korktuğun binlerce şey var hayattan farkındayım.. Beklentilerini biliyorum Varol’cuğum, batıl inançlarını, kendin hakkında düşündüklerini…

Çok istediğin atari var ya hani, onu alacaklar sana..

– Yemin et!

Valla billa alacaklar, ama sen o eski televizyon var ya onu oynarken patlatacaksın :D

– Ufff ama babam çok kızar ki..

Olsun olsun, bişey olmaz sen korkma. Ayrıca babandan sonsuza kadar korkmayacaksın.

– İnanmıyorum buna, gece yarıları yatağımda korkuyla dua ederek babamı beklemeyecek miyim ben?
– Ya da babamın evde olmasını sağlayan; merdivenin belirli basamaklarına basmadan koşarak çıktığım küçük batıl inancımı sürdürmeyecek miyim?

Hayır, böyle bir sorunun olmayacak artık, baban dünyanın en uysal babası haline gelecek ve o senden korkmaya başlayacak.

Hiç inandırıcı gelmiyordu söylediklerim, fakat şimdiki halimden farksızdı küçük halimde, hayal kurmaya imkan verdiği için sevmişti gelecekteki hali olduğunu iddaa ettiği adamı..

Haa Varol unutmadan, senin bir bilgisayarın olacak..

– Gerçekten mi? İşte buna inanamam, hani şu internet kafelerde olan bilgisayarlar gibi dimi? Yoksa onların da oyuncakları mı çıkacak ?

Sen hiç bir arkadaşının sahip olmadığı derecede harika bir bilgisayara sahip olacaksın ve onu tüm arkadaşlarından iyi kullanıp meslek edineceksin kendine bu işi..

– Doktor olamayacağım yani.. :?

Maalesef doktor olamayacaksın.. Olsun doktor olmaktan vazgeçeceksin zaten bir süre sonra.. Harika bir işin ve kariyerin olacak..

– Bişey sorabilir miyim? xxxxx beni sevecek mi?

Hahhahahaa işte ben yaaaa, işte ben.. Ne zaman soracaksın diye meraklanıyordum :D O seni sevmeyecek Varol’cuğum :) Elinden tutacaksın, çok kısa bir süre birşeyler paylaşabileceksin ama hepsi bu kadar… Boşver sen onu, gün gelecek o sana yakınlık gösterecek ama umrunda bile olmayacak..

Bir gün öyle bir seveceksin ki, sevgin hayatını değiştirecek.. Sevdikçe gökyüzündeki bulutlara bulut, yıldızlara yıldız ekleyeceksin :) Takma kafana xxxxx’i… Ve bir daha hiç bir boş arsanın duvarına onun ve senin yani benim yani ikimizin hatta üçümüzün adını yazma :D Tüm sülaleye yayılacak çünkü o olay :P Mustafa gidip söyleyecek herkese.. :P

Dostum çok fazla vaktim yok gitmem gerekiyor. Boşver bunların hepsini, hayat sana binlerce şey gösterecek. İyiler olacak içinde ve bir o kadar da kötüler.. Asla karamsarlığa kapılma olur mu..! Sen neşeli bir çocuksun, büyüyünce de kaybetmeyeceksin bu özelliğini, insanları güldüreceksin fakat o içinde kopan fırtınalara bir son vermen gerekiyor.

Şuan üzüldüğün, korktuğun, çekindiğin herşey o kadar boş ki, günü geldiğinde anlayacaksın..

Haa unutmadan, üst kattaki komşunuz Davut’la asla rakip takımlarda maç yapmayın. Kontra atakta gole giderken çok pis bi çelme takacak sana, kaldırıma yapışacaksın, dudakların kesilecek ve dikiş atmak zorunda kalacaklar :D

–Hadi yaaa, ee ben gidip döveyim onu o zaman :D

Yok be oğlum dur, zaten büyüyünce kavga dövüş filan çok saçma gelecek sana.. Ayrıca Davut imam olacak, çarpılırsın allah muhafaza :P

– Harbi mi :?

Neyse Varol’cuğum hadi kendine, yani bana iyi bak.. Bol bol oyun oyna, tadını çıkar çocukluğunun.. Herşey güzel olacak hiç merak etme..

– Teşekkür ederim abi.. İhtiyacım vardı sana..

Bırak lan edebiyat yapmayı, oğlum kimi kandırıyon, sittir olup gitse de maç yapsam diye sabırsızlanıyon adi herif :P

–Yaaa uffff öyle diil bee

Tamam tamam görüşürüz diyemeyeceğim, ben seni hep hatırlayacağım fakat sen beni anımsayamayacaksın… Sorun şu ki, içimden hiç çıkmayacak, hep şuan ki halinle duracaksın :) Eminim anlamadın, neyse büyünce anlarsın..

DızzzzzzztttttttttttttDızzzzzzztttttttttttttDızzzzzzzttttttttttttt

– Manyak lan bu :P

Hareket çekme lan ipne, görüyom ben…

– Yok abi sana demedim valla billa :P

Ve geri döner, mutlu bir şekilde hayatıma devam ederim.. Ruhumdan kopmayan o çocuğa okkalı bi selam çakaraktan..  :)

Ayı İzzet :/

0

Büyüdüm mü ne?

Kafa kaldırmıyor eblek eblek durumları, salak salak mik mik tavırları, haybeye nazlanmaları, yapmacık davranışları filan.. Neyse konumuzla ne kadar bağlantılı bilmiyorum ama öyle afilli bi giriş yapasım geldi, Allah’a yalvarıyorum insanoğlunun salaklık sınırlarını zorlayan tipleri benden uzak tutması için ama hep burnumun dibinde bitiveriyor :S

Geçen gece Orhan’lara gidiyordum moralim sıfırın altında seyrediyor ama.., Karanlık sokakta bi çocuk gördüm. Bildiğin problem çocuk gibi bişey ama. Hani bacağından tutup savrulması gereken tipler olur ya aynen öyle evlat olsa sevilmez :P

Lan tutmuş duvara doğru soda şişesi fırlatıyor. Naaapıyorsun abicim sen öyle dedim, omzunu silkeledi, sallamadı beni  :P bi daha fırlattı ilk atışta kıramadığı şişeyi.. Bu sefer kırdı namussuz üstüme parçalarını savurarak, höööööööttttt dedim, annen baban yok mu lan senin, gitsene evine..

Şimdi gecenin karanlığı, bilmediğim bi mahalle, 7-8 yaşlarında psikopat bi velet, bide sokak lambasının altında yüzünün bi kısmı gölgeleniyor, firedi kurıgır gibi, tıs tıs da soluyor allan saykosu.. Küçücük çocuktan tırsıp, kendimi çocukla çocuk olma be olm lafıyla teselli ederekten yoluma devam ettim. Velet üstüme başıma sıçrattığı cam parçalarının haklı gururu içerisindeyken, ben bir kez daha kaybetmiş olmanın verdiği yıkım ile derin düşüncelere dalmıştım.. :D

Bu çocuk bile zarar verebiliyor bana dedim. Vay be…

Dilek ve Orhan balkonda yolumu gözlüyorlardı. Çıktım sohbet ettik biraz, özlemiştim onları, artık koptuk iyice… 1 ay olmuştur görüşmeyeli, onlar kendi dünyasında ben kendi dünyamda..

Baktım şöyle bir, gayet düzenli bir aile olmuşlar, raflarda tabaklar, tezgahın üstünde zeytinyağı şişesi, dolapta yaş maya, musluk, hortum filan :D Bildiğin aile olayındalar :D Balkonda devam ettik sohbetimize, gece onlarda kaldım.

Karşı dairelerine Ayı İzzet taşınmış :/ Uyuz oldum, kıskandım. Şimdi komşu oldular, samimi olup beni unutacaklar, yeni kankaları olmuş onlar :/ Hem ayıcıkta evli :/ Vay beee evli insanlar topluluğu.. :(

Kendimi evli barklı ailenin angaradan gelmiş züppe kardeşleri gibi hissettim. Böyle antin kuntin modeller olur ya, hayatı iplemeyen, hippi stayla filan.

Diyeceğim o dur ki, valla billa bi mesajı da yok bu yazının, öyle dilek orhan var diye yazasım geldi :D Anı filan olsun, dursun kenarda :)

Işığa doğru

2

Kafamı toparlamam gerekiyor.. Öyle geyik bir yazı yazacak değilim, böyle bir şey bekleyenler bu seferlik uzak tutabilirler kendilerini…

Yarın haftasonu tatili babında deniz kenarına arkadaşlarla kampa gidiyorum. Geceyi yıldızlarla izlemek, bulanmış zihnimi arındırmak, ateş yakıp etrafında sohbet etmek (gece soğuk oluyormuş), herkes yattıktan sonra tek başıma kulağımda sevdiğim parçalarla deniz kenarında yürümek.. Bunu istiyorum ve yapacağım..

Gençliğimin boşa akıp gitmesine izin vermek istemiyorum, Yazılım olayına elimden geldiğinden çok daha fazla ağırlık vereceğim. Bir kaç planım var, kendime uygun bir program hazırlayıp kesinlikle dışına çıkmayacağım, beni tanıyan bilen insanların da bunu bozmamalarını sağlayacağım.

Pratik amaçlı şuan yapmakta zorlandığım tüm işlemlerin bulunduğu bir projeye girişeceğim. Askerden önceki gibi tek amacım programlama olacak. Ayda yılda bir dandik dandik projelerle uğraşmaktansa sağlam ve zor bir proje adaptasyonumu kolaylaştırır düşüncesindeyim.

Ve..

Bunların dışında kocaman bir özür borçluyum. Ne kadar dilensem kifayetsiz biliyorum.. Herşeyin en iyisini istiyorum senin için.. Mutluluk her zaman avuçlarının içinde olsun..

Hayatım zaten allak bullak durumda, yanan canımla can yakmamak için kötü biri olarak anılmayı kabullenebilirim. O kadar karmaşığım ki, rüya/kabus/umut/umutsuzluk/heyecan/sakinlik/çığlık/sessizlik.. Hepsini tek bir nefeste yaşıyor gibiyim.

Herşeye rağmen, yaşamımı öyle bir değiştireceğim ki, görenler bilenler ağızları açık olarak bakacaklar. Hayatımda hiç bu kadar hırs yapmamıştım.. Kendimde göremediklerimi görmemi sağlayan herkese binlerce kez teşekkürler..

Fetret devrinin son bulduğu anın yazısını okuyorsunuz.. Işığa yürüyorum, beklemenin bir anlamı yok.

Light in Babylon

4

Dün İstiklâl’deydim. Ondan önceki gün de oradaydım, ondan önceki gün de… Hep orada yaşıyor gibiyim sanki. :P

Arkadaşlarla buluşacaktım ve olmam gereken saatten erken gitmiştim, biraz turlayayım derken kalabalık çemberi farkettim. Bir sürü insan müzik çalan grubun başına toplanmış izliyorlardı. Normal şartlarda umursamam bu tarz şeyleri, aaa burda ne vaaarmışş diyerek bakmam yani fakat bunlar öyle böyle değillerdi. Anladım ki kimse efsunlu gözleriyle ortamı büyüleyen kıza değil, behlül’e benzeyen çocuğa değil, ya da pırasa gibi saçları olan vatandaşımıza bakmıyordu. Onlar müzik için oradaydı. Müzik demek az kalır belki de, yani Serdar Ortaç müzik yapıyorsa, duptıbı duptıbı alt yapıyla üzerine alakasız kelimeler serilerek dijital ortama aktarılan şey müzikse… Bu grubun yaptığı şey kesinlikle müzikten çok öte birşey..

Kendimi alamadım onları dinlemekten. Allahım dedim yaaa bu nasıl bir ritim, bu nasıl ruhumu bedenimden ayıran bir ezgi, bu nasıl bir sinerji.. İlk parçalarının bitiminde daldım kalabalığın arasına kendi imkanlarıyla stüdyo ortamında çektikleri CD’lerini aldım. O kadar sevindim ki, hayal ettim o CD’yi alırken,  odamdaki tüm ışıkları kapatıp bu müzikle kaybedeceğim dedim kendimi.. Şimdi öyle yapıyorum zaten ve normal olmadığımı hissediyorum. Grup elemanları ile tanıştım, İsrail’li kız ile Behlül’e benzeyen gitarcı genç evlilermiş. Dünyayı geziyorlar ve müziklerini tanıtıyorlarmış. Benim onları keşfettiğim gün, İstanbul’daki belki de Türkiye’deki son günleriymiş..

CD’mi aldım ve hemen arkalarında oturacak bir yer buldum, sırt çantamı aldım önüme, dirseklerimi dizlerime yaslayıp, ellerimle kapadım gözlerimi müziği hissettim. O kadar büyülendim ki anlatamam.

Sonra bir çift geldi yanıma, aaa bunlar Türk biliyorum ben bunları dedi kıza artistlik yapmak isteyen genç. Hayır Türk değiller ben de az önce CD’lerinden öğrendim, gittim tanıştım sizde alsanıza dedim, çocuk tabi kıza şekil yapmak için gidip aldı :P

Muhabbetimize yanımdaki esmer abide katıldı. Müzikten şarkının ismini çıkarmaya çalıştık beraberce, sonra muhabbetimiz çok çok farklı yönlere kaydı. O kadar güzel sohbet ediyorduk ki, susmak ikimizin de işine gelmiyordu. Ermeni’ymiş abim adı Varujan… Anlat Varujan abi dedim yaa, Ermeni Soykırımı’nı belki de sözde Soykırımı artık her ne ise, bir de sizin tarafınızdan dinlemek istiyorum dedim.

İnanmazsınız anlatırken gözyaşları kirpiklerinin ucunda asılı kaldı. Biz kardeş değil miydik, benim ananem neden yalan söylesin Varol’um dedi, Benim dedem neden yalan söylesin bana?! Ne çıkarları var? Bana Ermeni deniliyor, ben askerliğimi Malatya’da yaptım. Senden hiçbir eksiğim yoktu, belki fazlam olmayabilir ama hiç bir farkım yoktu dostum… Sen kadar, hatta senden daha fazla sevdim ben buraları. Ecdadım yaşamış buralarda, babam anneme bu caddede aşık olmuş Varol’um diyor. Şimdi Yunanistan’dayız, orada yaşamak zorundayız.. Bu mu reva diyor.

Bu soykırım olayında asla ama asla Türkler sorumlu değildir. Suçlu varsa o da İngiliz ve Almanlardır diyor. Ben İtalya’da Ermeni tarihi okudum, derinlemesine araştırdım herşeyi, bilen biliyor da neden kimse sesini çıkarmıyor, herşey bir ülkeyi mahfetmeye, çıkar sağlamaya yönlendiriliyor diye de ekliyor. Hrant Dink? O benim kadar okumadı mı ki de anlatmıyor gerçekleri? Türkler neden anlatmıyor? Türkler anlatmıyor peki biz? Bizlerin de gözü korkutulmuş Varol’um diyor. Biz de sesimizi çıkaramıyoruz, o dönemde kürtler taşeron olarak kullanılıp yaptırılmış katliamlar, ve olayın arkasında İnglizler var bunu herkes biliyor diyor..

Ben Hümanizm’den, Mevlana’dan dostluktan barıştan söz ettikçe o da aynı hoşgörüyü sundu bana. Misal caminin önünden geçerken arabamda teyibin sesini kısarım, saygılıyım çünkü inancınıza. Ve Türkiye.. Türkiye’de ki müslümanlar da en az bizim kadar saygılı karşı tarafa.

Evet dedim yaa Varujan abi, biz katliam yapacak millet değiliz. Mardin’e baksana bir, Süryaniler ve Müslümanlar aynı kahvede oturup aynı işsizlik sorununu çekiyor, aynı çeşmeden evlerine su götürüyorlar, biri cuma günü camiye, diğeri pazar günü kiliseye gidiyor. Ve bu insanlar bize göre medeniyetten, eğitimden uzak kişiler. Hoşgörü, hümanizm bu halkın kanında var, kim diyebilir bu vahşeti yapan Türklerdir diye.. Hak verdi bana o ermeniyi öldürdünüz, süryanileri neden bıraktınız demezler mi adama diye de ekledi. İspiyonculuk ve arkadan kuyu kazmakla itham edilen Ermeni’lerin asıl kuyusunu kazan İngilizlere verdi veriştirdi küfürü :)

Eşi tamam Varujan şişirdin çocuğun kafasını derken, olurmu ablacım ben çok memnunun sanki hergün böyle güzel sohbet etme imkanım mı oluyor dedim. Bir süre daha böyle memleket meselelerini konuştuk, müzikte bitmişti zaten müsade istedik birbirimizden ve ayrıldık fakat Varujan abi telefonumu istedi :) Verdim çekinmeden. Vedalaşırken çok çok mutlu olmuştum hem değişik şeyler öğrendiğime, hem yeni insanlar tanıdığıma, hem de o insanlara kendimi sevdirebilmiş olmama.. :)

Sonra arkadaşlarla buluştuk Nevizade ve Cezayir Sokağı’nın içine eyledik tam anlamıyla.. Neredeyse bir tezgah dolusu midye yedik :P Çok eğlenceli bir gün geçirdim.

Şimdi dünden kalan ve hiç susmayacak müziğimi dinliyorum. Light in Babylon..

Herkese tavsiye ederim..

Go to Top