Varol AKSOY
(581 comments, 686 posts)
This user hasn't shared any profile information
Home page: http://www.varol.us
Jabber/GTalk: admin
Posts by Varol AKSOY
Patlayan şeker
2
Patlayan şeker yerken yazıyorum bu yazımı sevgili blog.. Kıymetini bil heyecanla ayna karşısına geçip patır çutur ağzımda patlamasını izleyeceğime geldim duygularımı paylaşmaya..
10 Kuruş..
Evet tanesi 10 kuruş olan minnacık patlayan şeker paketi mupmutlu etti beni
Hiç uğramadığım, kendisini de hiç sevmediğim ( geçenlerde taksiciye vermek için bozuk para arıyordum bozmadı pis herif :/) bakkala babam için sigara almaya gitmiştim. Neler var neler yok diye sağı solu kurcuklarken kasanın yanındaki pembeli mavili paketler ilişti gözüme.
Anam dedim bu nee? Kaç lira bunlar? Başka çeşidi de var mı? Denedin mi? Patlıyo mu eskisi gibi? Leblebi tozu da var mı? diye sorularla bunalttığım bakkaldan 10 tane alıp koştura koştura eve geldim kimseye göstermeden
Uffff o patladı benim gözlerim doldu, o patladı ben geçmişe daldım gittim
Heyy gidi dedim be heyy..
Tüm gün evdeydim, aldım kahvemi elime, biraz ingilizce çalıştım, (epeyce fransızca çalışmak zorunda kaldım
) biraz kitap okudum, araya bir dizi sıkıştırdım
Evde olmaktan büyük keyif aldım. Kolumdan kanadımdan çekip çekiştirenlere sitem değildir yanlış anlaşılmasın paracıkları döke saça harcayıp deliler gibi eğlenmek yerine 10 kuruşluk patlayan şekerlerle de mutlu olabilen bir insanım mesajı vermeye çalışıyorum. Bundan sonra her arkadaş toplantısına ceplerimde patlayan şekerlerle gidip herkesi bu coşkuya ortak edeceğim, çılgınlar gibi patlayan şekerlerle günümüzü gün edip, mutsuz gördüğüm kişilere de uzatacağım. Cidden yaa, yapıcam bunu
Haydiyin gençler şimdik kola ile patlayan şeker deniycem, işim gücüm var evde çocuklaşmak gibi..
Özledim seni be domates..
2
Domatesin fiyatı arttı ya insanın canı nasıl menemen çekiyor bi bilseniz.. Özleniyor be.. Öyle kıvrım kıvrım kabuğu, dişinin arasında oradan oraya dolaşıp ezmek için uğraştığı minik çekirdeği, ne bileyim mis gibi sapı filan.
Salataya bakıyorum mesela, o kadar boş, o kadar yavan ki.. Ne atarsan at abi içine, bir parça domates yoksa yenmez o diyorum.
Susuyorum, böyle yanacağım artık, buz gibi aysti var, tenk var, kola var yok abi domates diyorum şöyle ufff serin serin.. Pahalı ya anasını satayım. Normalde yemeğin içinde ayıklayarak yediğim şey burnumda tütüyor şimdi
Domates efsanevi bir yiyecek haline geldi gözümde, sanki mitolojik çağlarda tanrılar güçlerini domatese borçluymuş, yedikçe can veriyormuş, level atlattırıyormuş, eros okunu domates yerken fırlatıyormuş, herkül topak topak domates kaldırıyormuş edeleli kollarıyla, zeus menemene ekmek banarken, hera kışa salça hazırlıyormuş olimpos dağlarında. Sanki newtonun kafasına elma değil domates düşmüş, ayda su bulunamazken kıvrılmış domates kabuğu bulunmuş gibi gibi gibi..
Aslına bakarsanız öyle tırt bir meyve değildir domates, cidden bak. Öncelikle belirteyim ki domates sebze değil meyvedir. Bunu bi belleyelim, farklı olmayı seven bir bitki türü, öyle sağ gösterir sol vurur. Herkes sebze sansa da içinde çekirdeğini barındırdığı için botanistler tarafından meyve olarak nitelendirilir. Bu durumda salatalık vs. de meyve statüsüne giriyor lakin boşverelim şimdik gariban yiyeceklerini. Günümüzün en elit sebze gibi görünen meyvesine dönelim..
Domates karizmasını günümüzde yeni yeni buluyor, çünkü keşfedildiği dönemlerde domates aşk elması olarak anılıyordu, sevgililer birbirlerine domates verip, kuytu köşelerde mehtaba karşı domates suyu içiyorlardı. Yalan değil lan araştırın.! İnsana romantizm kattığı düşünülüyordu vaktinde. Romeo Juliet’ine salçalı makarnasından sonra, Kerem Aslı’ya patates kızartmasına ketçap sıkarken, Mecnun Leyla’sına domates çorbasına kaşar rendelerken vuruluyor.. Açın okuyun, yalanım varsa nooliyim
İnsan şöyle mazisine bakınca utanıyor yıllarca cüzi meblağlarla tükettiği koskoca domatesten..
Hepimiz biliyoruz, bir gün ucuzlayacak o domates, yine bakmayacağız yüzüne, bir salatalık gibi, bir marul gibi dolabın en alttaki sebze/meyve rafına yerleştireceğiz ta ki annemiz onunla birşeyler yapana kadar..
Yapmayalım gençler, domatesin kıymetini bilelim, artık daha bi sevelim onu, ne demişler kaçan kovalanır, piyasalarda uzak olduğu şu günlerde kadir kıymet bilip musluk suyuyla değil bizzat üşenmeyip damacanayı tezgaha kaldıralım, pompasına poffss pofffsss basıp öyle yıkayalım.. Sevdiceğin yanına domates yemeden gitmeyelim, özel günlerde, bayramlarda seyranlarda yemekten sonra domates ikram edelim misafirlere dilim dilim. Yapalım abi sevelim.. Hiç değilse domatesi sevelim be, özledim ulan anlamıyor musunuz gözlerim doldu yazarken :S
Ben gidiyorum, dolaptaki ketçabı koklayıp kıymetini bilmediğim o güzel günlerime üzüleceğim şimdi :/
Terör
0
İstanbul’da yaşıyorum, insanın her türlüsünü görüyor iletişime geçebiliyorum, insanlarla(!) konuşmayı seven biriyim zaten bilen bilir. Geçenlerde acele bir yere yetişmem gerekiyordu taksiye bindim. Şöförlere genellikle sorduğum soru taksi senin mi, çalışıyor musun olur. Sonra yevmiyeyi çıkardın mı diye sorarım, en sonda benden sonra umarım uzak mesafeli bir yolcu çıkarda tencereni kaynatırsın der muhabbete girerim.
Benim için ritüel haline gelmiş bu olayı gerçekleştirdikten sonra doğulu olduğu şivesinden anlaşılan şöförle Kürt sorununu tartışmaya karar verdim. Ne olacak bu böyle, kardeş kardeşe kırdırılıyor, yazık oluyor gençlere, halk cahil gibi herkesin bu tarz tartışmalarda konuştuğu konular yerine daha farklı şeyler dinlemek istedim.
Hiç terörist gördün mü abicim dedim. Gördüm bir kaç kez dedi, köye gelip silah topluyorlarmış, babasının çok gözü kara biri olduğundan silahını vermediğini söyledi ve nur içinde yatsın demeyi de ihmal etmedi.
Genelde köye gelirler, yiyecek içecek alır ve onları birilerinin bırakmasını isterlermiş. Şöför onları gördüğünde geliş nedenleri ise bir kaç hafta önce öldürülen teröristleri köyde kimin ihbar ettiğini sorgulamakmış. Köylüleri sorguya çektikten sonra köyün muhtarını ve yeğenini yanlarında eşlik etmek için almışlar, korkmayın birşey olmayacak diyerek rahatlatmışlar ve birlikte köyden birine emir ya da rica ederek kendilerini dağ yoluna bıraktırmışlar.
Sonrası..
Muhtar ve yeğeni öldürülmüş ve cesetleri bırakılmış dağ yoluna..
İhbar eden muhtarın yeğeniydi diyor şöför… Muhtar yeğeninin yüzünden öldü.
Her neyse buna çok şaşırmadım, zaten buna benzer şeyleri daha önce de duymuştum. Eh İstanbul’da yaşıyoruz, alışılıyor bir süre sonra bu tarz yaşanmış hikayelere..
Peki dedim, bu PKK nasıl birşey köylüler için. Oradaki insanlara nasıl davranıyorlar, yakıp yıkıyor, insanlara korku salıp gidiyorlar mı?
Yok valla dedi şöför. Bir keresinde dul kalmış bir kadına tecavüz etmeye kalkışmış bir adamı cezalandırmaya geldiler. Sonra para karşılığı köyde ambulans hizmeti veren zengin bir ailenin çocuğuna inat ambulansını yaktılar, madem parayla sağlıyorsun bu hizmeti al sana ambulans diyerek..
Kafamda şekillenmeye başladı zaten fikirler, peki asker nasıl davranıyordu size dedim?
Açık söyleyeyim biz tütün yetiştiriyorduk o zamanlar, tütünü normalde 1 TL’ye satacakken bize zorla 40 kuruşa sattırdılar dedi. Komutanın biri mazot kaçakçılığına göz yumuyordu sanırım ve eşinin altında o zamanlar yeni çıkmış köyün en lüks arabası Tempra vardı diyor.
Ben şöförün yalancısıyım, ondan duyduklarım doğrultusunda kafamda şöyle bir düşünce oluştu.
Demek ki bölge halkının destek sağladığı teröristler halka bizim askerimizden daha fazla hitap ediyorlar ki, halkın belli bir kesimi ( kesinlikle tamamı değil ) onlara destek olmakta bir sakınca görmüyor.
***
Az önce tesadüfen televizyonda gördüğüm Vatan Sağolsun adındaki dizi aklıma getirdi şöförle olan bu diyaloğumu, yazmalıyım diye düşündüm..
Ülkemizin en büyük sorunu terör ve bitmesi için herkes dua ediyor. Bir çok senaryo atılıyor ortaya, halk arasında asker de bitmesini istemiyor, ABD & İsrail oyunu, terörü devlet destekliyor vs vs bir sürü şey söyleniyor. Hiç biri hakkında konuşmak istemiyorum ben sadece tarafsızca bindiğim taksinin şöföründen duyduklarımı anlatıyorum.
Dikkat çekmek istediğim konu şu, PKK bizim askerimizin de olduğu vatan topraklarında sanki köylünün hakkını koruyan ve kollayan bir güç konumunu almış. Onlara inananlar bu düşünce doğrultusunda ya destek veriyorlar ya da aralarına katılıyorlar.
Terör bitsin istiyorsak eğer, konu tüm yönleriyle ele alınmalı diye düşünüyorum.
Halk artık oğlunun tabutu başında ağlayan gözü yaşlı anne, dik durmaya çalışan ve Vatan Sağolsun diye bağıran baba görmek istemiyor.. Son bulsun bu aşağılık oyun, önü açılsın ülkemin, sürekli geriye doğru çekiştiren pis güçler bıraksın yakamızı..
***
İlkellikten kurtulacağımız, silahların yerine bilimin, sanatın konuşacağı güzel bir Türkiye dileğiyle son veriyorum yazıma.. Sadece böyle bir durumun farkında olunması için yazdım.
Asker yerli halka kendini sevdirmeli, kurgulanmış oyuna yenik düşmemeli..
Yarın?
0Yarın
Yaklaşık 1 saat sonra
Evet yarın dedim ve araya bir sürü şey girdi, telefon çaldı, annem geldi gel oğlum ayva kestim yiyelim dedi, babam oğlum internet donuyo dedi, yalçın duvarıma yazıp msn de çok garip bir bildirimde bulundu, sonra aklıma başka biri geldi dur bi arayayım onu falan filan derken sadece “yarın” sözcüğü kaldı ve ben ne yazacağımı unuttum
Harbiden ne umut ediyordum acaba yarın derken
Çok merak ediyorum şuanda.
Sonuçta blog yazan benim, hangi duyguyla neyi ifade ettiğimi ancak benim yazdığım oranda görebilirsiniz.
Cidden yaa, bazen geyikvari yazıyorum, bazen ciddi ciddi sosyal mesaj veriyorum filan, merak eden var mıdır bu adam nasıl yazıyor bu yazıyı diye. Nasıl derken güzellik olarak değil, sonuçta ben de bi insanım dimi, popom var oturuyorum, ayağım var yürüyorum zart zurt..
Efenim Varol’un kendine has bir blog oturuşu vardır öncelikle bunu belleyelim. Laptop kullanmıyorum, masaüstü pc var bende ve bilgisayar masam kitaplık şeklinde, çekmeceleri olan, rafları olan klavyesi çekmeli itmeli bir sistem ile üretilmiş ahşap yapıdır.. LCD monitör bildiğiniz üzere az yer kaplıyor, monitörün hemen yanındaki boşluğa bir bacağımı sokuyorum, hemen yanındaki boşluğu bırakır mıyım, yazının gidişatına göre öbür bacağımı da sokuyorum, başka bacağım olsa onu da sokucam. Defalarca geriye doğru yaslanmaktan kırılıp değiştirilmiş koltuğuma geniiş geniiiş yaslanıyorum, ve üzerine zibilyon kez kahve, kola, meyve suyu döküp tuş takımını çamaşır makinesinde yıkadığım klavyemi alıp başlıyorum monitörün aydınlattığı karanlık odamda yazmaya..
Yazıp yazıp rahatlatıyorum kendimi, öyle enteresan durumlarda blog yazdım ki artık birileri anlamıştır şov için yazmadığımı, yazmanın benim için bir ihtiyaç olduğunu.
Bazen ifade etmekte güçlük çekiyorum kendimi, yani bu ben değilim, eksiğim diyorum. İşte o zamanlar kitap okumamanın ve blog yazmamanın zararlarını hissediyorum bünyemde. Kitap okumak ve blog yazmak.. Hayattaki en büyük hobim sanırım.
Fotoğrafçılığa merak saldım, küçük kompakt bir makinem vardı sabahları evden sevine sevine çıkardım, saçma sapan yerlerde yere yatar, dizlerimin üzerine kapaklanır fotoğraf çekerdim, eve gelip çektiğim fotoğraflara aptalca tonlamalar, kontrastlar uygular başkalarının fotoğrafları gibi güzel göründü zannedip yüklerdim facebook’a flickr’a.. Şimdi profesyonel bir makinem var, yine evden sadece fotoğraf çekmeye gidiyorum diye çıktığımda aynı sevinci yaşayabiliyorum ama ne bileyim bu fotoğrafçılık çok kasıntılı bir iş gibi gelmeye başladı bana. Bir süre bu soğukluğu yaşarım diye düşünüyorum. Ben ne ego için fotoğraf çektim, ne farklı görüneyim diye, sadece sevdiğim için hevesle yaptım, şimdi o hevesi hissedemiyorum kendimde.. Sonbahar iyice gelsin, gülhane parkı sapsarı yapraklarla dolsun belki o zaman hevesimi kazanırım geri..
Ne yazacağımı unuttuğum için kendi kendime içimi döktüm farkında olmadan, yarın demiştik en son
Sahi Yarın?
Sonuna bir soru işareti koysam anlamlı olur değil mi? Yarın? Yarın ne yapacaksın? Ne göreceksin? Ne yaşayacaksın? Ne konuşacak ne dinleyeceksin?
Soru işareti olmadan yaşanabilecek bir yarın diliyorum herkese, ne yazacağım aklıma gelirse söylerim zaten biliyosunuz
Saçma sapan iç döküntümü okuduğunuz için de teşekkür ederim, hiç bir anlamı yok farkındayım.
Azcıkın şarkı koysam anlamlı olur mu ki
Hadi daha atmadığım başlığa uygun bir de şarkı ekleyeyim Avril söylüyor, tımorrov diyor http://fizy.com/#s/1dl8ic Hadi ama trip yapmayın bu yazıdan elinize geçecek bişey olmadıysa bile bir şarkı dinlemiş oldunuz, günde kaç kişi size şarkı öneriyor ki
Oturun edebinizle dinleyin parçayı, zaten muhtemelen yeni sekmede açılacaktır, kapatırsınız artık bu sayfayıda..
Ehh siz bilirsiniz bişey diyemiycem, yarını düşünün
Not: Sayfa yeni sekmede de açılmıyomuş anasını satayım.. Üff aman banane yaa giden gitmiştir benim için açık söyliim
Avril’mi ben mi lan? Sorucam sonra size

Son cıvıldamalar