Varol AKSOY
(581 comments, 686 posts)
This user hasn't shared any profile information
Home page: http://www.varol.us
Jabber/GTalk: admin
Posts by Varol AKSOY
Cumartesi muhabbetleri
0Yorulmuyorum ama çalışıyorum demek bile insanın canını sıkmaya yetiyor.
Cam kenarında masam, böyle geleni geçeni, bulutu gökyüzünü görebiliyorum. Klimanın yapay serinliği rahatsız etmişti beni, biraz hava almak için camı açık bıraktım. Öyle çalışmak daha güzel oluyor
Neyse bilgisayarın başında dalmış gitmişken vızzzzzzz vızzzzz diye bir ses duydum anaaa ne göreyim koskocaman hatta gövdesinin altında küçük bir eklemeyle bir beden daha taşıyan devasa bir yaratık, kimilerine göre arı, ki yaratık demek daha mantıklı burnumun ucunda duruyordu
Nasıl fırladım, Orhan’a sığındım, masanın altına girmeyi isteyip erkekliğe birşeyler sürdürmemek için çaktırmadım
Sonra Orhan gördü benim vahşi canavarımı, o da benim kadar tırstı ve ofisten kaçıp kapıyı kapadık
Camdan gözetliyoruz arıyı, bir o yana bir bu yana uçtukça biz sinir harbi yaşıyoruz. Arı cama konunca indirdim jaluziyi, bi belgeselde izlemiştim vatandaş kuru otları yakıp dumanıyla arıları kaçırarak kovandan bal alıyodu
Lan sigaranın dumanıyla dötünden donunu alsak haberi olmaz dedim
Üfleye üfleye kaçırdım ve camları sıkı sıkı üçer beşer kontrol ederek kapattım
Yalçın sabahtan bildirmişti nevizade yapalım bu gece diye. Okeylemiş, hatta şirketten o planla çıkmıştım. Sonra şirket müdürüm gel seni alışveriş merkezine kadar bırakıyım demesiyle nazlı Yalçın’a haber saldım gel burda takılalım diye. Ik mık edince bende müdür ve aytekin abiyle birlikte sinemaya gittim.
Bildiğin erkek erkeğe
Allahtan film aksiyon filmiydi, bide romantik komedi olduğunu düşünsenize, bunalımı, isyanı, haykırışı hayal etsenize
From Paris With Love adlı filmi izledik bomboş sinemada. En arkaya geçtik birde, la burası mahremdir, burası sevgili mekanıdır, burası en arkadır, eller birleşir, başlar omuza yaslanır burada, film izlenmez, burası belli bir niyet belli bir ihtiyaç için kullanılır desemde, koskoca sinemada gerile gerile yatarak film izlemenin keyfini yaşadım
Film iyiydi ama John Travolta’yı aygır gibi biri olarak karşımda görünce Greace geldi aklıma ki en sevdiğim müzikaldir. Hele son bölümleri canımın en sıkkın olduğu anlarda bile beni eğlendirmeyi başarır. Ne bileyim nostanjik olup lagaluga yapasım geldi sustum.. Lakin o Travolta; Burus Li gibi, Ceki Çen gibi, Çak Moris gibi artisvari hareketler yapıp da nasıl gözümde seğirmedi, nasıl cuk diye oturdu şaşırdım, helal olsun dedim valla..
Sonra Yalçın hasretime dayanamayıp gelmiş alışveriş merkezine, hemen mod değiştirdim, onunla biraz masa üzerinde oynanan sırt ve kol ağrısı sahibi olunan hokey zıkkımıyla vakit geçirdik, yemek yedik, yanındaki ilginç arkadaşıyla sohbet etmeye çalışıp soluğu artık bir ritüel haline getirdiğim D&R’da aldık.
Yeni kitabım Gretchen Rubin – Mutluluk Projesi… Çok değişik bir kitap, okumak için sabırsızlanıyorum. Hatta bu anlamsız yazıyı bitirmek için bir araç olarak kullanacağım birazdan.
Kişisel gelişim kitaplarını okumayı sevsem de, hayatım içerisinde pek de uyguladığım söylenemez. Lakin bu kitabı denemek istiyorum, kapağı filanda çok güzel, April yayınlarının kötü kitabı olmaz zaten birazda o cesaretlendirdi beni. Haa unutmadan, artık orjinal kitap alma olaylarıma son veriyorum, benim korsan kitapçımdan şu birkaç ayda ödediğim parayla 20-30 tane kitap alabilirdim :/ Hep söyledim, tekrar söylüyorum kitaplar sadece parası olanlar için konmamalı raflara. Edebiyat bir sanatsa, sanat toplum içinse, toplumun gelir düzeyi ancak korsana el veriyorsa korsan kitap o kadar da sakıncalı değil, hatta faydalıdır diyebiliriz. Yazar olarak düşünsene diyen olursa eğer, o zaman çizer diker yayın evi matbaa ulaşım cart curt tüm masrafları çıktıktan sonra kendi kârından feragat edip kitabın daha ucuz satılması için baskı yapmalılar ki herkes orjinalini okusun. Bugün korsanını alıp okuyan kitaba hevesli insanlar, ileride elbette parası olduğunda orjinalini alır, sen tutupta yok kardeşim bu benim emeğime saygısızlık, kitap orjinal okunur, gelir alır paşa paşa kasa fişiyle kitabını kendine yeni şeyler öyle katar diyorsan, bir ülkenin geleceğini kendi bencilliğinle kısıtlıyorsun demektir..
Der ve çekilirim sosyal mesajımla.. :)
Olur ya
0Hani üzgün, mutsuzsunuzdur ya ne yapacağınızı bilmezsiniz. Bir kahve alır, bir film açarsınız… (Pretty Woman’dır adı)
Birşey olur anlamazsınız, aynı anda farklı biri belki benzer şeyler yapar, belki çok daha değişik ama gelir birşeyler sunar size. Mutluluk verir, ona ne kadar ihtiyacınız olduğunu bilmeden.
Kadere mi inanırsınız? Edilmiş dualar mıdır dersiniz?
Kafanız karışır ne oluyor böyle, niye oldu bu? Bişey mi oldu ki? Olmadı mı? Olur mu? Olmalı mı? Olsun mu?
Soruları, düşünceleri bir kenara atar, yok yere mutlulukla koyarsınız başınızı yastığa…
Sayko mod
0
Bu nasıl bir havadır abi yaaa. Ne iş ulan iki gün mutluyuz dedik mahfoldum burda, efkardan efkara koşuyorum yaa.
Lan düşünüyorum ben neye üzgünüm diye yok abi hiç bişey yok yaa. Resmen içime öküz oturuyo böyle kimseyle konuşmak istemiyorum, böyle iletişimsizliği tercih ediyorum. Kendi kendimi baydım.
Zaten anlamıyorum kendimi, aaa mutluyum, yok mutsuzum, mutlu gibi oluyorum derken mutsuzluğa biraz meyillenir gibi yapıp sonra tekrar mutlu oluyorum sanıp mutsuzmuşum gibi hissediyor biraz zaman geçtikten sonra mutluyum lan ben diyorum
Okuyacak entel dantel kitabım da kalmadı :/ Gidip biraz alışveriş mi yapsam? O zaman kendimi iyi hisseder miyim ki? Kesin hissederim abi, sağa sola para bayılıp eve elimde poşetlerle dönünce acayip mutlu oluyorum ben.
Aslında benim sorunum sosyal olamamak. Yani yanlış anlaşılmasın sosyal olamamak derken, sosyal olmama izin verilmemesinden kaynaklanıyor, yani bıraksalar allana kadar sosyal olurum ama sosyal olmaktan uzak bir işim var :/ Hep aynı insanların olduğu, aynı şeyleri yaptığım bir iş benim gibi yaşam dolu cıvıl cıvıl pozitif bir insanı kasmaya başlıyor. Aynı insanlar çevremde oldukça konuşacak şey mi azalıyor, ondan mı oluyor acaba? Ya da beni anlayacak insan olmamasından mı kaynaklanıyor? Neyim ki ben hacı, anlaşılamayayım
Sittir lan ordan diyorum kendime
ahhaa triplere bak yaaaa kimse beni anlamıyomuş
ahahha gülerler lan adama
Ama cidden anlamıyolar olm, böyle seve seve, ağzımdan tükürükler saçarak hararetli tartışmalar, ses yükseltip vurgulamalar yaparak ince nüanslara göndermeler filan :/ yok abi bunlar olmuyo hayatımda.. Günaydın, iyi akşamlar, öptüm bay bay :/
Bak işte yaaa, temizlikçi abla geldi, Varol ayağını kaldırsana çöpünü alıcam diyo :/ Abla sen bari yapma,bak burda isyanımı paylaşıyorum yediden yetmişe blog insanlarına sen bari yapma. Çöperim dökümü ben diyip gönderiyorum. Biliyorum birazdan elinde bezle gelip masamı silmeyi isteyecek, git abla ben silerim diyip silmeyeceğim :/ Çamaşır suyunun kokusu gelmeye başladı bile kulaklarıma
Hıykkk sıkıcı lan hayat :S Fırat diyo ya karpuz mu değişik sanki anne karpuz mu değişik diye
Onun gibi oldum
Gidip balkonda ayaklarıma soğuk su mu döksem? Fırat ne diyorsanız höh derim ama :/ Fırat’ı anlattırmayın bana bu saatten sonra, gidip bi uykusuz alın, bildiğin ekol bi karikatür kahramanıdır kendisi
Ezan okunuyor şu vakit, Türkçe olsaydı diye düşünüyorum. Sırf siyaset uğruna Türkçe’den arapçaya çevrilmiş ezanı dinlerken yine bir uyanık çıkarda arapçadan türkçeye translate ettirir mi ezanı şerifi?
Sigaram bitti, hazır bitmişken hiç başlamasam mı acaba? Üstündeki o morg, ölü fotoğrafları filan tiksindiriyor beni :S Sahi niye başladım ki ben bu merete
Bildiğin serseri işidir lan sigara, benim gibi uysal tertemiz birine hiç yakışmıyor. Tyler Durden’a yakışıyor ama bana yakışmıyor :S
Hah abla geldi işte masamı silmeye… Gel dedim abla gel sil, gel allahın aşkına gel sil gel yaa gel gel valla gel çekinme al sil. Sil de mutlu ol, al sil bırak bana ıslak ıslak, yapışsın kollarım masaya çamaşır sulu çamaşır sulu :/
Silsin yaa, değişiklik olsun, bende gidip karpuz yiyeyim bari :/
Kelebek ömrü
0
Bu sabah masama tam oturdum alt çekmeceyi açacakken yerde birşey dikkatimi çekti. Hemen ayaklarımın dibinde ölü bir kelebek duruyordu. Bu 3 gün içinde gördüğüm 2. ölü kelebekti. İlk gördüğümde gayet şairane düşüncelere kapılmış kimseyle de paylaşmamıştım.
Denize tam dalacakken su yüzeyinde bir şey gördüm, çok büyük değildi ama dikkat çekecek kadar vardı, biraz yaklaşınca rengarenk bir kelebek olduğunu farkettim. Umarım çok fazla olmamıştır diye içimden geçirerek avucumun içine suyla birlikte alıp, suyun süzülerek kendisine gelmesini bekledim.
Ne yazık ki düşüncem bir işe yaramadı, ve içim çok çok kötü oldu. Kendimce seslendim ona; kaç gündü ki ömrüm geldin koskoca denizin içinde bir damla su için kıydın canına? Tırtılken bunu mu hayal etmiştin? Uçmak ve denize konmak mıydı düşün? Sana sunulan sadece tek bir günü burada mı noktalamak istedin…
O kelebeğin yaşadıklarını düşündükçe garip oldum.
Sabah ki ölü kelebek tekrar canımı sıktı, onu masamın üzerindeki Sinop menşeili kalemliğimin önüne koydum.
Ve araştırdım kelebeklerin ömrünü. Çok ilginç geldi bana belki sizin de ilginizi çekebilir.
Yaşamayı, doğmak, yaşamak ve ölmek şeklinde tarif edersek kelebekler aylarca yaşarlar. Kırlarda ve bahçelerde uçuşarak ince, zarif ve güzel renklerle bezenmiş kanatlarıyla yapraklara konan, bizim kelebek olarak tanıdığımız hali, ömrünün ölümüne yakın son aşamasıdır.
Kelebekler aylarca tırtıl halinde yaşadıkları halde, kelebek olarak yetişkin iken çok kısa bir süre yaşarlar. Bu yüzden bir kısım kelebeklerde beslenme için ağız ve hortum bile bulunmaz. Yaşamlarının bu kısa parçasını beslenmekten çok eşlerini aramak, çiftleşmek ve yumurtlamak, kısaca yeni kuşakları oluşturabilmek için harcarlar.
Kelebeğin tüm ömrü değil de ömrünün son safhası gerçekten kısadır ama yine de bir günden fazladır. Aslında onun için süre önemli değildir. Ömrünün bu en güzel aşamasında düşündüğü tek şey vardır, neslinin devamı. Sürüngen bir tırtıl olmaktan kurtulup, havada özgürce dolaştığı bu kısa sürede amacı uğruna çoğunlukla beslenmez bile.
Bir günden az ya da fazla ne önemi var. Minnacık kelebeklerin hayatlarının en güzel ve en kısa dönemindeki amacına bakar mısınız.


Son cıvıldamalar