Varol AKSOY
(578 comments, 683 posts)
This user hasn't shared any profile information
Home page: http://www.varol.us
Jabber/GTalk: admin
Posts by Varol AKSOY
Slipperman III
0
Şİmdiden söyleyeyim bu yazıyı buradan okumaya başlarsan hiç bişey anlamazsın
Öncelikle Slipperman! ve Slipperman II yazılarını okumalı daha sonra gelip gerçek bir kahramanla tanışmalısın
Akıllı ol güç bende
yakarım canını
![]()
Güne anne sesi ile başlayan her süperkahraman gibi ben de ayna karşısında bir kaç artistik hareket yapıp ansızın oluşabilecek tehlikelere karşı kendimi hazırlamak istedim. Saç kurutma makinesi ile kendimi adeta Red Kit’e meydan okurcasına, bacak arasından gerisin geriye adam ışınlama ve şaft kaydırma adlı kareografimin en can alıcı noktasını sergilerken babamla göz göze gelmiş ve durumu çaktırmamak için halı üzerinde takla ataraktan spor yapıyorum izlenimi yaratmaya çalışmıştım. Yemedi tabi.. Kahvaltıya geçtik.
İnsanın belli bi yaştan sonra zoruna gidiyor, sene olmuş 2011 süperkahraman dediğin adamın kahvaltısında çekirdekli zeytindir, efendim domatestir, nutelladır filan bulunuyor. Daha kozmik besinler bekliyor tabi bünye haliyle.. Çayımdan hüpürdetip kalkıyorum sofradan, benim hazırlanmam lazım diyerek.
Çok sinsiyim ama Konektıkıt’ta ki amirlere memurlara prezantabl gözükmek gibi bi fikir geliyo aklıma. Gittim odama hemen hazırlandım ve halen kahvaltı yapan babamların karşısına geri döndüm. Bu bekleyiş beni sıkmıştı bir an önce gizli silahımı alıp yollara düşmek için “babaa hadi hazırım ben verin emaneti gidicem ben, içime acayip bişeyler oldu birileri beni çağırıyo sanki vallaha bak kalbim kip kip atıyo elim ayağım ayrı oynuyo yeminlen, gözlerde bi kararma bi mayışma.. Siz bakın işinize verin silahımı ben gideyim diyorum. Yüzüme bakıyor pis ve sinirli bir şekilde;
Hanım!! Getir allasen emaneti vallaha elimde kalacak çocuk, ulan hepimiz geçtik bu yollardan kimse senin kadar sapıtmadı lan, manyaklaşma oğlum bi ağır ol, bi şu bandanayı çıkar kafandan ne o öyle anasını satayım, ayrıca manyakmısın sen tayt giyerim derken şaka yapıyosun sanıyorduk biz. Bi de gözünün altına çamur sürmüş saksıdan avuçlayıp. Lan yürü git kot pantolon kapri bişey giy tey allaahım yaaa çattık.. diyerek tüm süperkahramanlık gururumu ayaklar altına aldılar. Eeeeeehhh tamam yaaa parfüm sıkabiliyor muyuz bari? dedim. Zıçıcam şimdi parfümüne de, kıyafetine deeee, özel yeteneklerine deeeee lan yürü zittir gittt maskara etme bizi elaleme çabuk giyin gel dedi.
Gittim odama kapri bi de tshirt giydim. Saçıma da briyantin sürdüm en azından parlak gözüksün şöyle seksiiiili gibi böyle terli hayvanımsı imajımsı gibi filan
Odaya tekrar girişimde aile bireylerine karşı hiç hata yapma şansımın olmadığının farkına varıp çenemi kapatıp saygılı uslu bir şekilde bayram çocukları gibi şen ve mağrur babamı dinliyordum. Bir ayakkabı kutusunu alıyor ve masanın üzerine koyuyor emekli süperkahraman. Al bunu ve içindekine dokunduğun andan itibaren her şeyin bambaşka olacağının farkına var, ön yükleme ve dırayvır tanımlamaların tamamen yapıldı sadece son bir aşaman kaldı. Bu aşamayı tek başına gerçekleştirmen gerekiyor zira radyoaktif ışınlamaların oluşturacağı atom tepkimeleri seni bir s*klotron a dönüştürebilir geçici bir süre. Allah muhafaza semtimizi fukişimaya çevirebilirsin. Git kendine uygun bir çayır çimen bul ve dönüşümünü tamamla. Al bu Super Hero Steps for Dummies adlı kitabı da neler yapman gerektiği orada yazıyor
Haydi bahtın açık olsun oğul, milyarlarca insanın kaderi senin elinde, öyle gittiğin yerlerde çapkınlık hovardalık yapayım da deme sakın, edebinle git gel işine gücüne tamam mı aslanım diyor.. Tamam baba yeaaa diyorum utanarak..
Ev ahalisi ile vedalaşıp alıyorum arabanın anahtarını.. Kimselerin olmadığı ormanlık bir arazi bulup durduruyorum arabayı.. Haha diyorum içimden bi daha kim biner lan arabaya, otobüse
Uçarım kaçarım hacı kralı gelse tutamaz bu saatten sonra..
Etrafı tekrar kolaçan ettikten sonra aralıyorum hayatımı değiştirecek mükemmel güçle dolu olan kutunun kapağını.. Eee hani lan ne nur doldu ormanlık araziye, ne bi doğal afet gerçekleşti rüzgar müzgar fıss :/
Kaldırıyorum kapağı tamamen..
.. ve
Ohaaaaaaaa lannnnnn..!!!!!
Dalga mı geçiyorlar benimle.. Hay azıma tüküreyim, bu mudur abi şimdi olayımız, bu mu lan? Ağlayasım geliyor..
Bu.. Bu terlik..
Terlik abi. Bildiğin terlik lan.
Nasıl ya? Annemin üzerinde taş işlemeleri olan pembeli morlu altı tırtışlı yanlardan fırlatırken ivme kazanması için bombeleri olan terliği..
Ümitsizce elimi uzattım terliğe.. ve o an sanki içimde atom bombası patlarcasına, redbull + vodka kazanına düşmüşçesine tarifi mümkün olmayan müthiş bir enerji ile doldum.. Esra Ceyhan’ın programında uçan adam Sabri gibi Allaaaaaaaaaaahhhhhhh diye pöykürerek çayır çimen yuvarlanmak geldi içimden. Kendimi kontrol etmek imkansızdı, gözlerim HD kalitesinde görür olmuş, kollarım godumu oturturum seviyesinin zibilyon kat üzerine çıkmış, saçlarım ahenkle dans etmiş, sakallarım zımpara olmuş, en önemlisi beyin fonksiyonlarım bir havuzun içindeki 42814 tane musluğun kaç yıl sonra contalarının değişmesi gerektiğini hesaplayacak kadar übersonik bi hal almıştı.
Derhal aklıma kitapçık geliyor. Ne yapmam gerektiğini kesin orada bulurum diyorum.
Terlik..
Ondan sakın ola ayrılma.
Tüm düşmanlarını bu terlik ile yok edeceksin.
Binlerce kötü niyetli insan çıkacak karşına ve hepsini popolarına indirdiğin terlik darbeleriyle etkisiz hale getirip dünyamızı kurtaracaksın.
Hadronları çarpıştırmayacaksın!
Anlıyor musun lan? Popoya terlik darbesi..
Kaba ete iyicene yedireceksin terliğin tırtışlı kısmını!
Bir kez bakmam yeterli oluyor kitaba, tüm bilgiler sağ tıkla flash belleğe gönder gibi hızlıcana işleniyor beynime.
Yeterince vakit kaybettim, artık gitme vakti diyerek alelacele üstümü başımı düzeltiyorum ve bir hışımla salıveriyorum kendimi su üzerinde süzülürcesine rüzgara.. Yapraklar kalkıyor havaya, canım acımıyor ama ağzıma bir kaç topak çamur kaçıyor. Tükürüp toparlanıyorum. Bu ne lan şimdi, uçmam lazım abi benim, nasıl yapıcam ben bunu diye düşünürken elimde sıkı sıkıya tuttuğum terliğe bakıyorum.. Tabiyki yaaa diyorum, geçiriyorum terliği ayağıma ve tek ayak üzerinde havalanmaya başladım bile..
Tamam kabul ediyorum diğer kahramanlar kadar süpersonik bir sistem değil fakat ayağımızı yerden kesiyor ehehe espirilerini haksız çıkartmayacak kadar da iş görüyor
Gökyüzünde ilk yolculuğum olduğu için biraz eğri büğrü, kargacık burgacık bir şekilde (amiyane tabirle popo (popo ne lan g*t (g*t ne olum göt) korkusuyla) da olsa yolculuğumu yarılıyorum.. İyi de hacı nereye gidicem lan ben ci-pi-es filan takılmışmıdır acaba bi yerlerime, öyle saldım çayıra mevlam kayıra kahramanlık mı olur diyerek sitem ettiğim anda gözümün önünde Google Maps beliriveriyor
Google’ı görünce hazır şahsıma entegre internet bağlantım varken facebook’a da giriyorum, dün gece paylaştığım komikli vidyonun 3 tane beğenisi var bi ona seviniyorum, bi de durum bildiriyorum “Konektıkıtın yolları taştan amaneeeyy!” diye.. İşlemcim biraz ısınıyor sanırım kapatıyorum tüm sekmelerimi, Google Maps’e Konektıkıt koordinatlarını giriyorum ve sol ayağımla yön vererekten anne terliği gücüyle ilerliyorum masmavi gökyüzünde
Yolda gördüğüm göçmen kuşlara Edip Akbayram’ın yanık bir türküsünü söyleyip rotalarının içine ediyorum, nereye gideceklerini şaşırıyor zavallılar korkudan patır patır zıçmaya başlıyorlar. Neyse doğanın dengesini bozmayayım şimdi diyerek yolculuğum devamında etliye sütlüye karışmıyorum..
Velhasılkelam Konektıkıt şehir merkezine varıyorum.. ci-pi-es sistemim ile ortamı tarayıp insan gibi yürüyerek Süperkahramanlar Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’nin sol tarafındaki Hareket Merkezi’nin kapısına ulaşıyorum. Elimle koymuş gibi buluyorum çünkü süperkahramanım gençler ayık olun
Yok öyle adres sormacalar filan, çatttt mekan nerde ben orda
Kapıda beni 2 tane beyaz önlüklü zenci adam karşılıyor.. Çekiyorum terliğimi, öyle pazarda saat satan zencilerden başka zenci görmemişim bu yaşıma kadar, hemen tehlike olarak algılıyorum.. Yaklaşmayın allahıma doğrarım ulaaan pozu verecekken ingilizce olarak dost olduklarını söylüyorlar. Beni Dr. Hötker’in yanına götüreceklerini söylüyorlar.. Tabi “anlıyom ama konuşamıyom seviyesindeki” ingilizcemin yetersiz olduğunun farkına varıyorum ki esasen doğru düzgün anlayamıyormuşum da, her neyse süpersonik yeteneklerim yine devreye giriyor ve bu sefer de önümde Google Translate açılıyor.. Tanımadığım ecnebi insanlarla istediğim şekilde iletişim kurabilmenin mutluluğu ile çoluk çocuk soruyorum, maaş nasıl sıkıntı yaşıyor musunuz, Türkiye’ye geldiniz mi daha önce geyikleri çeviriyorum
Upuzun bir koridordan geçiyoruz.. Kapı üzerine kapı açılıyor kapanıyor filan.. Göz retinası ile kapı açıldıktan sonra yetmiyor kapıya kafalarını sokup saçlarından dna testi yapıyorlar, onlar kapı açtıktan benim bi gerilim bi heyecan alıyor ki sorma gitsin :/
Nihayet koridorun sonundaki ışıl ışıl bölmeye ulaşıyoruz ve iki zenci dostum bana bol şans dileyerek gidiyorlar.. Hey lanet olasıca pislikler çekin o siyah kıçlarınızı sarı arabamın üzerinden diyesim geliyor amerikan filmlerindeki gibi de içimde tutuyorum..
Cam kapı kendiliğinde açılıyor ve ışıl ışıl laboratuvarın içinde 4 tane bilimkızı, bilim kızı derken yani bilim afeti, bilim taşı, bilim ohaaaası filan bilimi önemli değil devamı inanılmaz derecede AncelinaColivari bayanlar ve bir tane beyaz saçlı adam karşılıyor..
Merhaba Varol..
Ben Doktor Hötker.. Bunlar da asistanlarım Bayan Lillii, Bayan Sera (Sarah diye yazılıyor), Bayan Robin, ve Bayan Audrey..
Offf kusurumuza bakma lütfen, heyy Robin dostumuza içecek bir şeyler getirir misin lütfen? Ne içerdiniz Bay Varol? diye soruyor Dr. Hötker.. İçim kavruldu bira var mı? diyorum. Bön bön bakıyorlar.. Şaka yaptım şaka su varsa alayım Robin’ciğim diye yılışık bi istekte bulunuyorum.
Laboratuvar ortamında biraz işimiz olduğundan ve benim versiyonumun güncellenmesinin gerektiğinden bahsediyor Dr.Hötker ve ben sessizce dinlemeye devam ediyorum..
[Devamı gelecek.. ]
Edit: devamı için Slipperman IV ;)
Slipperman II
2Değerli okuyucular, Sevgili dostlar, Sayın Roma’lılar, Çok kıymetli esnaf arkadaşlarım.. Eğer buralarda yeniyseniz sizi ilk önce Slipperman! yazısını okumaya davet ediyorum..
![]()
Öyle el kaldırmalarla filan olmuyor işte baba o işler, onu geçeceksin… Eğer süperkahraman bensem emrediyorum gel bana öğret süpersonik güçlerimi, ha sensen babamsın affedeceksin öyle hayın evlatmışım gibi bakma bana, gençliğime ver diyip geri vitesi eksik etmiyorum aile efradından.
Hayır yani bileklerime ayar vermeye çalıştım belki örümcek ağı zıpçıktısı çıkartabilirim diye bi hareket olmadı, ben yine de sıkmadım canımı, dilimle dişlerimi yokladım vampir filan olmuşumdur diye hevesle ama nerdeeee :/ Olaydı var yaa ahh ulann direk Edvırt Kulın’a bağlar tüm cici kızlara ben imkansız aşklar için yaratılmışım şarkısını ezberlettirirdim, En olmadı betim benzim atmış mı diye koluma baktım, hulk filan olmuşumdur belki, tipsiz mipsiz idare edicez kimse mükemmel değil diye telkinde bulunarak kendime o da yok, bildiğin kendi kolum :/
Lan dedim şimdi ağzımı açsam belki ateş mateş püskürtürüm kazayla annemin tüllerini yakarım ağzıma z.çar diye korkudan onu da yapmadım. Öyle umutsuzca vazoyla karpuz tabağına bakıp olayı kavramaya çalışırken canım karpuz çekti az bişi kemirsem şunun kenarından sulu sulu dedim, sonra ne olduğunu anlamadım karpuz oldu vazo. Sanki bilerek yaptım, valla bak çok üzerime geliyosunuz, kızıcaksanız yapmam kahramanlık filan sanki yalvardık allallaaaaa diyerek anne şefkatini naciz süperkahraman bünyemde hissetmek istedim.
Bir adım geri kaçtım çünkü babam çok pis sinirlenmişti tam kalkacakken annem oturttu onu yerine, dur ben hallederim dedi..
Bak şimdi güzel oğluşuuumm, hatırlıyor musun daha 2 yaşındayken bizim apartmanın 5. katındaki balkonundan atlamıştın.. Aslında ben hiiiyyyyymeeniiiim diyerek atlamadın sen oradan, içindeki güç seni yeteneklerini kullanmaya itti fakat hazır değildin ve düştün..
Harbi mi yaaa 0_o Baba valla mı yaaa. Cidden mi? Ben onu ilkokulda anlattığımda bana gülmüşlerdi hep çok üzülmüştüm
Babam kafasını okeyler şekilde salladı. Evet oğul yeteneklerinin arasında uçmakta var, sen gerektiğinde uçabilen bir kahramansın.
O an platonik aşkımın facebookta paylaştığım videoyu beğenmesi yorum yapması kadar, bir tweetimi retweet etmesi üstüne bir de mention atması kadar heyecanlanmış ve mutluluk sarhoşu olmuştum. Koşarak odadan çıktım.
Annem peşimden koşup dur oğuuuuuull hazır değilsin daha diye bağırdı.
Yok anne tayt alsın diyecektim kardeşime, bi de süpermenin giydiği slip don gibi bişey kullanmak istemiyorum çok demode o, daha trend bişeyler kullanmalıyım görev esnasında, bir yerde uluslararası arenada ülkemi de temsil ediyor olucam, arkamdan öyle el kol oynata oynata konuşulsun istemem kahve köşelerinde :/ Hem dedem beni öyle taytlı slipli görürse üzülür, taytı içime giyerim ben uçarken üşütmeyeyim diye
diyorum..
Babam adeta bir ejderha gibi üzerime çöküyor ben bismil.ll. .a..hh diyemeden halı üzerindeki motifleri incelerken buluyorum kendimi. Sırtımdan bir şeyi çekip çıkarttığında beynim sütlaç gibi oluyor ve kendimden geçiyorum..
—-
Gözlerimi açtığımda burun deliklerime, ağzıma, kulaklarıma ve ehiyy şeyy göğüs uçlarıma takılmış USB kablolar buluyorum. Babam kafamın üzerindeki bilgisayardan garip garip matrix filmindeki gibi uçuşan kodlar giriyor, ekranda yazılar uçuşuyor filan, ulan diyorum içimden yıllarca oğlum mesenem açılmıyor diyen adama bak :/ Ekranda siyah üzerine kırmızı harflerle COMPLETED! yazısı beliriyor.
Kendimi Windows 98′den Windows 7′ye geçmiş gibi ayrodinamik ve bilimum ebesüksel güçlerle dolu hissediyorum. Annem geliyor yanı başıma, kablolarımı çıkarıp al oğluşum tuzlu ayran iç diyor.
Bir an içimi korku sarıyor, lan acep Temel Reis’in ıspanağı gibi ben de tuzlu ayran içince mi sapıtıyorum, süpersonik güçler öyle mi geliyor biyerlerime?!’%(, ohaa yerler öyle kahramanlığı oldu anasını satayım damacanalarla bidonlarla uçacağıma hiç uçmam daha iyi :/ diye düşünüp düşeceğim komik durumları hayal ediyorum. Cacıklı kahraman, yoğurtmen, süttürikasit filan türlü türlü lakaplar takarlar ardımdan ele güne maskara ederler beni düşüncesiyle aklıma Yalçın adisi geliyor :/ Çekemez beni iyice laf çıkarır ipne diyorum. İsyan ediyorum makus talihime :/
İç oğluşum iç tansiyonun düzelsin , az bişiy de eppek koyimmi ağzına diyor. Hööyyttt diyorum.. Ayrodinamikliğim zirvesinde söylenecek laf mı şimdi bunlar anne yeaa diye atar yapıyorum.
Babam sesleniyor. Tamamdır oğul tüm dırayvırlarını yükledim, artık ihtiyaç duyduğunda gizli güçlerin kendiliğinde ortaya çıkacak, biz bile sendeki güçlerin yalnızca çok az bir kısmını biliyoruz. Yarın sabah sana teslim edeceğimiz silahını yanından ayırmadığın sürece karşı koyamayacağın hiç bir güç olmayacak! Şimdi yat biraz dinlen, sabah Konektıkıtla iletişime geçip göreve başlayacaksın diyor. Tamam baba siz hiç merak etmeyin o zıçtımının hadronları ne olursa olsun çarpışmayacak. Hadi iyi geceler cümleten diyor ve çekiliyorum odama..
Balkonda sigaramı tüttürürken lan diyorum şurdan uça uça bassam gitsem Taksim’e az biraz piyasa yapsam, şekilli genç imajı çizsem, genç kızların kahramanı olsam filan?! Babamı görüyorum filaşbekte “yarın sabah sana teslim edeceğimiz silahın bla bla bala” ohaa kafama yeni dank ediyor. Lan silahsız nereye gidiyosun oğlum ağzında sigara düşüp gebericen balkondan aşağı
Rüyamda kendimi pille çalışan bir kahraman olarak görüyorum, azılı düşmanlarımla kıyasıya bir mücadele içerisindeyken hadronlardan birini avuçlayıp diğerine tam uçan tekme çakacakken şerefsizin evlatları üstüme su döküyordu. Kısa devre yapıp armut gibi elimde hadronla kala kalıyordum. Nefesim kesilerek uyandım Felak ve Nâs surelerini okuyup yattım sağıma döndüm soluma melekler şahit olsun dinime imanıma diyerek tekrar uykuya daldım. Bu kez de iman gücüyle Allah yolunda cihad yapan bir kahraman oluyordum ki annemin kahvaltı hazır sesiyle uyandım..
… ve artık her şey bambaşka olacaktı benim için..
[Canım sıkıldıkça yazmaya devam edicem, sevdim bu işi
]
Edit: devamı için Slipperman III ;)
Slipperman!
4
Yok abi ya çocukluğumdan kalma o duyguyu hala saklıyorum, hep saklayacağım, bundan asla vazgeçmeyeceğim! Benim bir yerlerimde kesin bi süper güç var. Tam olarak neremde bilmiyorum ama var yani, (cem yılmaz’ın pelesenkleşmiş “içimizde içimizde”) sözünü kullanacak birileri varsa lütfen, istirham ediyorum çıksın blogumdan.
Bekliyorum abi o günü bekliyorum. Babamın beni karşısına alıp yapacağı konuşmayı bekliyorum. Tamam ergenlik dönemimde de çok bekledim aslında lan nasıl oluyor bu işler filan diye ama yapmadı sağolsun. Kesin uğraşmak istemedi böyle önemsiz şeylerle diye düşünerek varsayımlarımı daha da güçlendirdim bu süre zarfında. Adamın daha önemli işleri var tabi oğlum dedim kendi kendime, seninle mi uğraşacak lan, zaten neyin ne olduğunu sağolsun okul arkadaşlarım yalan yanlış bilgilerle efsanevi uydurma hikayelerle anlattılar bana. Her neyse konu benim ergenlik dönemimdeki o beklentim değil, konu hayatımı değiştirecek konuşmada..
Babam kalkacak bilgisayarının başından. Oğlum diyecek. Hatta ilk okul döneminde okuduğumuz öykülerdeki yaşlı amcaların dediği gibi Oğul! diye de başlayabilir söze. Farketmez benim kabulüm her ikisi de. Oğul daha bir efsanevi duruyor ama, biraz mesafeli ve ardındaki esrarengiz cümlenin habercisi gibi..
Bak oğul, yıllarca sizden sakladığım aile sırrımızı açıklama vakti geldi diyecek bana.. Aman tanrım nefesimi tuttum şimdiden!
Ben aslında oturma odasının ortasına oturup Ekolay.net üzerinde okey oynayıp, çekirdek çitlemiyorum! Bu bilgisayar doğrudan Amerika’nın Konektıkıt eyaletindeki merkez ofisimize bağlı son derece sıkı korunan iletişim aracımız. Öyle okey odalarına girip alttaki chat kısmından “Sarı 7′li var mı beyler?” “Tek taşa kaldım hocuu” “Orti elin nasıl?” filan gibi sözler bizim kriptografik anlaşma metinlerimiz. Vakti geldiğinde bunların hepsini açıklayacağım sana..
Oğul ben aslında sabahları devlet memuru gibi giyinip mesaiden 5 saat önce işe giden biri değilim. Nesilden nesile aktardığımız gizli bir yeteneğimiz var bizim. Her seferinde yeni bir görev, her seferinde yeni bir macera..
O esnada annem giriyor odaya elinde dilimlenmiş karpuz tabağıyla.. Evet oğlum, baban haklı diyor. Gizlemek için çok çaba sarfettik bunca yıl senden fakat artık önüne geçemediğimiz olaylar var ve dünyamız çok büyük bir tehlike altında. Bunu tehlikeyi ancak sen durdurabilirsin..
Kötü niyetli güçler hadron kapsüllerinin yapısına müdahele edip kuark ve karşı-kuarkları akşamdan çamaşır suyuna yatırıp fermiyon ve gluonların şaftını kaydırıp tüm bozonları acayip değişik bir kitle imha silahı haline dönüştürmeye çalışıyorlar. Böylece hadronlar çarpıştığında dünyamızın tüm yapısı değişmiş olacak. Misal Akdenizin bitki örtüsü maki değil bundan sonra patates kızartması olacak. Ondan sonra güvercinler puding şeklinde kakasını yapacak. Ağaçlarda meyve zebze yerine kurabiye, pasta, baklava yetişecek. Asfaltlar fındıklı bitter çikolataya dönüşecek vs..
Oğlum tehlikenin farkında mısın diye söze devam ediyor annem..
İnsan oğlunu yok etmek için hazırlanmış sinsice bir plan bu.. Yediden yetmişe dağ bayır, çayır çimen demeden etraftaki her şeyi yemeye başlayacağız. İşte bu noktada olaya müdahil olmuş gizli kahramanın fikir yürütmesi gibi gireceğim konuya..
Aman tanrıııııımmm anneee herkes yiyip yiyip şişecek O.o aman yarabbi sen koru allam hepimiz patlıycaazz O.o Etrafta insan göbekleri olucak, işkembeler kaplayacak yurdun dört bir yanını. :S
Hayır!!! diyecek babam sert bir tonla. Olmayacak.. Biri buna dur diyecek.. Ve oğul o sensin! Sen durduracaksın o kötü niyetli güçleri..
Peki nasıl baba diyeceğim? Güç neremde?
Dön arkanı diyecek babam!
Oha baba yuh yemişim öyle gücü, insanın dötünde gücü olsa nolur olmasa nolur anasını satayım, gazman gibi :/ oynamıyorum ben yeaaaa diyip tam odadan çıkmaya çalışırken durduracak beni.
Lan salak oğul. Mal mısın? Tövbe yarabbi diyecek.
Heh neymiş neymiş sanki çok önemli bişeymiş gibi hah döndüm nolucak diyorum.
Sırtımda bir sıcaklık hissediyorum. Terliksi bir canlının varlığı gibi sanki.. Sonra tüm vücudum kas katı kesilip aynı filmlerdeki gibi evrimleşiyorum. Klark Kent triplerinden çıkıp adeta bir süperman oluyorum.. Haliyle gözlüğümü filan da fırlatıyorum, gaza gelip tshirtümü de çıkaracakken annem durduruyor. Abartma oğul, hava soğuk üşütürsün diyor. Ama hissediyorum güçlü olduğumu, böyle sıradan olmadığımı. Ne bileyim denemek için mesela dirseğime dilimi değdirebiliyor muyum diye test ediyorum oluyor, ondan sonra 3 metre ilerideki çay bardağına kesmeşekeri fırlatabiliyorum, yan apartmandaki insanların tuvalette çıkarttıkları garip sesleri duyabiliyorum. Oha lan diyorum, sonra annemle babam ümitsizce bakışıyor.
Ben sana demiştim diyor babam anneme kızgın bir sesle.. Ya tamam allah allah önce gücü kontrol etmeye öğretiriz kızma hemen, nolmuş yani sen sanki çok farklıydın ilk zamanlar diyor annem.
İşte tam o esnada yanlış bir şeyler yaptığımın farkına varıp karşımdaki vazoya odaklanıyorum. Tüm ilgimi vazoya verdikten sonra onu bir karpuza dönüştürebildiğimi gördüm.. Vaaaay dedi annem bak işte daha şimdiden güzel adımlar atmaya başladı diyor
Ehheheh filan yapıyorum saygıyla önlerinde eğilerek
Dilimliyim mi ablaağğğ diye espiri yapıyorum
Babam yine kızıyor..
Elini havaya kaldırıyor ve …………..
[Devam edicem, can sıkıntısından bilim kurguya sardım
]
Edit: devamı için Slipperman II ;)
Olamaz mı?
5
Güneşli bir İstanbul günü.. Vapurda martı sesleri eşliğinde okuduğum kitabımın son sayfaları yaklaşıyordu, biliyordum bu kitap bu vapurda bitecekti. Adı geçtiğinde bu vapur aklıma belki gelecek belki gelmeyecekti.. Özel olmalı dedim. Bu kadar basit bitmesin bu kitap.
Son sayfasına geldiğimde etrafıma bakındım şöylece. Bir sürü insan vardı güneşli havanın tadını çıkarıp denizin kokusuyla başını döndüren, kendilerince meşgaleleri vardı, kimi telefonla konuşuyor, kimi fotoğraf çekiyor, kimi çevreyi izliyor, kimi martılara simit fırlatıyor bir vapurda olması gereken her şeyi yapan normal insanlardı. Biri hariçti sanki onlardan, hepsinden uzak iç kapıya yakın oturan, pembe bluzlu beyaz şapkalı genç bayan. O da benim gibi kitap okuyordu
Şu anın bir fon müziği olmalı dedim içimden. Çok düşünmeden ilk aklıma gelen şey http://fizy.com/#s/1oghqn bu şarkıydı.
ve şimşekler çakıverdi
Amelie tabi ya.. Amelie..
O olsa bu kitabın bitişini daha anlamlı kılardı, bu bitişten bir mutluluk çıkarırdı kendine
Bu düşünce içinde aklıma harika bir fikir geldi. Nasıl heyecanlandığımı anlatamam sizlere.. Hemen içinde fotoğraf makinemin olduğu çantamın ön gözünden kalemimi çıkardım ve kitabın ilk sayfasına;
1- Varol AKSOY
yazdım..
En altına da alelacele ama düzgün yazmaya gayret göstererek “Bu kitabı siz de hiç tanımadığınız birine verirseniz sevinirim..” yazdım. Kapağı kapattım ve beklemeye başladım. Kime vereceğim apaçık işaretlerle belliydi. O da bitirince başkasına verirdi belki, sonra o da başkasına derken, benim vapurda bitişini anlamlı kılmaya çalıştığım kitabım döne dolaşa onlarca el değiştirirdi.. Belki en sevdiklerimin eline geçerdi, belki bu yazıyı okuyanlara ulaşırdı, belki her eline geçeni mutlu ederdi bitişi beni üzen kitabım? Düşündükçe daha da mutlu oluyordum ama bir sorunum vardı.
Feci korkuyorum, ya terslenirsem? ya yanlış anlaşılırsam diye.. Daha önce hiç bir bayanın yanına merhaba tanışabilir miyiz diye gitmemiş ya da kesişmemiş daha doğrusu bir bayanla duygusal anlamda nasıl yakınlaşılır bilememiş biri olarak kesin bu benim yaptığım şey sarkıntılık yapan insanların yaptığı şeyin aynıdır diye düşündüm. Arkadaşça herkesle samimi olabilirim ama işin içine öyle yaklaşımlar girince beceremem. Her neyse amacım zaten yakınlaşmak değildi sadece o kitabı verirken beni yanlış anlarsa ne yaparımın korkusunu taşıyordum.
Olur ya İstanbul burası, alıp kitabı fırlatma olasılığı, sen ne yapmaya çalışıyorsun pis sapık diyerek çığlık atma ihtimali filan..
Bunlar aklıma gelince bir an vazgeçer gibi olsam da iskeleye yaklaştığımızı farkettim. İnsanlar ayaklanmıştı fakat sanırım okuduğu kitabın etkisinde olan bayan hiç hareket etmiyordu..
Hadi Varol ya şimdi ya hiç dedim ve fırladım ayağa..
Kapının yanında oturması benim için büyük şanstı, geçerken kalabalığın içine karışıp uzatacaktım. Acele etmeliydim ki insanların kapıya yaklaştığını görünce o da hemen kalabalığa karışmasın. Hemen giriverdim kapıdan geçme kuyruğunun içine, o okuduğu kitabını çantasına koyuyordu.
Aman tanrım kalbim nasıl atıyor anlatamam size, sanki o kalabalığın içindeki ben değilmişim de koskoca vapurda sadece o ve ben varmışım gibi heyecanlandım. Kitabı sağ elime aldım ve uzandım ona doğru ama o an benim için ölüm gibi bir şeydi. Tam o uzanış anında vazgeçtim, kitabı alıp çantama koyup gitmek istedim. Sonra bayanın beni farkettiğini gördüm ve “bu kitabı size vermek istiyorum” dedim. O şaşkınlıkla kitabın kapağını açtığında ben hemen yana kayıp kapıdan çıkmıştım bile.. Kapının penceresinden baktığımda gülümsüyordu
Ohhh dedim be işte bu
İnanın bana sanki dünyayı değiştirmişim gibi sevindim ve mutlu oldum
Hem anlamlı bir iş yaptığıma, hem de terslenmeme fırsat vermediğime sevindim
Çifte mutlulukla ve yakalanma endişesi ile çabuk çabuk indim aşağıya, vapurdan indiğimde içim huzur doluydu
Kendi küçük oyunumu başarıyla başlatabilmiştim, bundan sonrası onun sorunuydu
Aradan neredeyse bir ay geçti. Ben başlattığım oyunu tamamen unutmuş öyle iki mutlu bir mutsuz devam etmiştim hayatıma. Ta ki o maili alana kadar
“Merhabalar ben vapurda Tuna Kiremitçi’nin kitabını verip kaçtığınız kişiyim
Web sitenizden buldum mailinizi. Şaşkınlıkla beraber tüm günümü mutlulukla doldurduğunuzu bilyormusunuz? Nasıl olur yaaaa, nasıl diye sorguladım durdum. Tanıdığım herkese anlattım onlarda inanamadılar. Kitabı bugün bitirdim ve söylediğiniz gibi tanımadığım birine 2. sıraya kendi adımı yazarak verdim. Bir tane yetmez ama bunu birkaç defa daha yapacağım, çok keyifli oluyor
Size çok teşekkür ederim hayatımı kısa süreliğine de olsa değiştirdiğiniz için…. İyi akşamlar.”
Bu maili aldığım gece yerimde duramadım heyecandan
Tıpkı düşündüğüm gibi olmuştu her şey, kitabımı bir başkası okumuş sonra o da tanımadığı bir başkasına vermişti.
Kim bilir ne kadar dönüp dolaşacak, kimler benimle aynı duyguları paylaşacak
Kim bilir o kitap döne dolaşa kimlerin eline geçecek? Belki bir eylül akşamında olur ha? olamaz mı? Fon müziği http://fizy.com/#s/1ajbdl bu olur.
Bir gece iskelenin üzerinde ay ışığını izlerken kitabın ilk sahibi ile son sahibi buluşur? Belki tesadüfleri seven aşk, “olabilir” diye fısıldar kulağıma? Sonra ay Amelie’nin yüzüne dönüşür ve gülümser bana
Teşekkür ederim gözlerimdeki nemi silerek

Son cıvıldamalar