Varol AKSOY
(578 comments, 683 posts)
This user hasn't shared any profile information
Home page: http://www.varol.us
Jabber/GTalk: admin
Posts by Varol AKSOY
Mezar daşı mıymış neymiş!
0
Az önce Samsun Arkeoloji Müzesi’ne gittik. Ben yeni bitmiş mistik kitabımın verdiği heyecanla her gördüğüm eski yazının acaba ne anlatıyorunu düşünürken, bir yandan da acaba bu yazıyı nasıl biri yazmıştır, sabah uyandığında ne düşünüyordur o adam, nasıl bir yerde yazmıştır, kimdi acaba, ne yapmak istiyordu, o dönemde nasıl bir ortam hakimdi falanların filanların içinde yüzerken sabırsızlıkla çevreye bakıyorum ve bilgi alabileceğim panolar arıyorum. Hep böyledir eski bir şeyler gördüğümde hep gözümde o dönemi canlandırır ve kendimce hayal gücümün götürdüğü yere kadar tarih içerisinde yolculuğa çıkarım.
Fakat Samsun Arkeoloji Müzesi için söylemiyorum ne yazık ki ülkemizde hiç bir müze bize tam olarak o mükemmelik ve doymuşluk hissini sunamıyor. Amaç taşa bakıp çıkmak değil ki. Bir müze kültürel anlamda lunapark kadar eğlendirici olabilir, oradan çıktığında için kıpır kıpır olabilir. Eğer ben bugün oradaki tüm yapıların geçmişi hakkında tam bilgiler alabilseydim, sorularımı cevaplayabilecek bilgili insanları bulabilseydim az önce söylediğim gibi lunaparktan yeni çıkmış bir çocuk kadar içim mutlulukla dolu olabilirdi. Olmadı..
Neden?
Müze içerisinde gezindikten ve hiç yeterli olmayan yazılardan ve hatta yazı bile değil sadece etiket tarzında, “çanak-çömlek-kandil-heykel” lagalugalarını gördükten sonra açık hava müzesi olarak kullanılan müze bahçesindeki yapıları gezmeye başladım. Devasa büyüklükteki taşların üzerinde bir sürü el yazısı vardı. Görevlilerden birini çağırıp burada ne anlatıyor diye sordum.
Abi yeaağğğ napacağnız, Ruma döneminden galma işte, mezar daşı mıymış neymiş.
cevabını aldım. Nasıl yani siz bir görevli olarak bunu mu sunuyorsunuz bana dedim.
Adam o lanet olasıca bacağını tarihi eserin üzerine koyarak “hayal edebilmeniz için ayağını boyacı sandığına koyan beyaz çoraplı bıyıklı türleri düşünün” yetmez mi ağbi daaa ne bilecen? dedi.
Kız kardeşim atıldı bu sefer, iyi de siz İstanbul’da böyle bir şey yapamazsınız, Müze sonuçta burası ve siz bilgi verebilmelisiniz. Kim yapmış, nerede bulunmuş, hangi tarihte çıkarılmış, bulan kişi kimdir, kaç yıldır koruma altında vs. vs. Söylediklerinizin hiç biri yeterli değil dedi.
Adam: Size yetmiyor valla kimse gelip bunları merak etmiyor bakıp bakıp gidiyorlar dedi.
Lan iyi de neyine bakıyorlar. Taş yani. İlkokul öğrencisi miyiz biz zorunlu olarak getirilelim de arkadaşlarımızın saçını çekip kaçalım öğretmene çaktırmadan? Bilgi edinmeye geliyorsun, o havayı hissetmeye, şaşırmaya, geçmiş hakkında büyülenmeye ve insanlığın ne süreçlerden geçtiğini kanıksamaya dair çıkıyorsun bu yola.
Bir de şu var. Müze gezintim esnasında hiç bir şekilde iletişim kurmaya çalışmayan görevliler, müze çıkışındaki hediyelik kalem, defter, bardak ve kitap satan reyona yaklaştığımda buyrun yardımcı olalım, bakın bu filanca vıttırvızığın minyatürleştirilmiş ebesiksel yansıtılışı bla bla diye pazarlamacılığa giriştiler.
Bu mudur?
Ne yazık ki budur! Bulunan eserlerin yanında onların insanlara doğru bir şekilde sunulabilmesi çok önemli bir konu ve bu husus şimdiye dek gittiğim tüm müzelerde atlanıyor. Umarım sanata ve tarihe daha fazla önem veren bir bakanlığımız olur da en azından 8000 yıllık arkeolojik kazıya çanak çömlek diyen bir başbakanın ardı sıra yürüyen karanlık şovalyeleri yerini aydınlığa doğru el uzatan yürekli insanlara bırakır.
Şimdi deniiiiz ve mangal zamanı, höpürcük herkese
I have a dream :)
0
Yabancı dizi sever misiniz bilmem. Şahsen hiç televizyon izlemeyen biri olarak sadece belli başlı dizileri takip ediyorum internet üzerinden. Elbette hiç bir Türk dizisini izlemiyorum çünkü entelim
Ahhahaha sonuçta Serdar Ortaç’ı aşağılayan biriyim dimi? bide caz filan dinliyorum saksafonlu maksafonlu öyle bildiğin gibi değil herkesten üstünüm anasını satayım farklı marjinal bi havam var sözüm ona
Bana çok kendini beğenmişsin diyen gençler sizedir lafım! Sizin yaptıklarınızı yapmıyor olmam ve onları beğenmiyorum diyebilmem neden tribe girme ortamı yaratıyor sizde ki beni gece vakti ergen savunması şeklinde blog yazma yoluna doğru sürüklettiriyorsunuz
Hayır tahriklere kapılmayacağım sadece anlık olarak aklıma geldi gelişine vuruyorum ve yazıma devam ediyorum. Bana ukâlâ diyenlere burdan fakyu filan diyeceğim de yok
Hah antin kuntin bir entel çakması olaraktan bloguma devam ediyorum. The Big C adlı bir dizi ile tanıştım yakın zamanda. Konusu klasik türk filmleri gibi geldi ilk başta bana fakat diziyi izlemeye devam ettikçe beni içine öyle bir aldı ki sanki tüm macerayı ben yaşıyormuşum gibi hissettim. Ben de olsam aynını yapardım, aynı hatalara düşerdim, ne yapıyorsa kesin aynısını yapardım dedim. Çok güzel kurgulanmış ve iyi yansıtılmış bir dizi. Sezon finali ise en son İncir Reçeli filmindeki gibi göz yaşlarıyla bitti benim için.. İçim öyle burkuldu ki anlatamam. Anlatmayacağım da zaten, sadece yabancı dizi izlemek gibi bir alışkanlığınız varsa 13 bölümlük ilk sezonu muhakkak izlemenizi tavsiye edeceğim
Dizide dikkatimi çeken ve işte benim hayalim bu dediğim küçük bir ayrıntıyı gördüm. Hayal ne biliyor musunuz. Belki 24 yaşında biri için fazlasıyla sakin ve sıkıcı gelebilir ama bahçeli bir ev, bir bisiklet ve yakınlardaki dondurma dükkanı.. Hepsi bu kadar.
Amerikalıların belki de tek sevdiğim şeyi o filmlerdeki güzel bahçeli evleri. Onlar gibi bahçesi olan, çimlerini biçmek zorunda olduğum (askerdeki gibi değil tabii), çitlerini boyayacağım, barbekü, mangal, cızbız, kebap artık hangisi daha entelimsi gelmiyorsa o kelimeyi kullandığımı varsayın
dostlarımla ve mutlu ailemle o kelimedeki eylemi yapabildiğim, iki kişilik bisikletimle köşedeki dondurmacıdan rengarenk dondurmalar alabildiğim (aslında bu birinci çoğul şahıs cümlesi olacak ), çok araba geçmeyen, fazla gürültü olmayan, güzel komşularımın bulunduğu her yanı ağaçlarla ve güzel çiçeklerle dolu bir evde yaşamak istiyorum. Bir de oğlum
Bahçede onunla top oynamak istiyorum
Huzur benim için kesinlikle bu.
Çok değerli bir abim var epeydir muhabbetimiz olan ve onun hayatına hep imrenerek bakmışımdır. Canım sıkıldıkça onun profiline girip fotoğraflarına bakmamın nedeni aslında tam da hayatının benim hayalim olmasıymış yeni farkına vardım
Elbette mutluluğunun büyüsüne nazar değmemesi için yine maşallahı eksik etmiyorum kendisinden
Bir inşallah ta kendime ekliyorum bu sefer
Hayallerime hiç sınır koymadım fakat yapabileceğimden ötesine de çıkmadım bu zamana kadar. Düşünüyorum da benim olması gereken hayatım tam olarak bu, yani bu benim olayım.
Yarın seçimde oy kullandıktan sonra Samsun’a kızkardeşimin yanına geçiyorum
Son ziyaretimde çok güzel dostlar bırakmıştım onlarla vakit geçirip, sessiz sakin ve yarı turistik memleketim Sinop’a gideceğim
Bir defterim var yanımda, içine çok şey sığdırmam gereken. Bir kalemim var neler yazacağı bilinmeyen. Her şeye rağmen buradayım, çok dalgalı denizler gördüm minik bir damlada boğulmam merak etmeyin
Kalpleriniz güzelliklerle dolu olsun
Ne olacağı belli olmaz, hakkınızı helal edin
Allahaısmarladık.
Varol’un son teknoloji kamerası :)
1
Arkadaşlar şimdi dediklerimi bir düşünün.
Öncelikle bulunduğunuz ortamı tam olarak özümsemeye çalışın. Odanız, ofisiniz, arabanız artık her nerede okuyorsanız bu yazıyı oradasınız. Koltuğunuza sıkıca oturup söylediklerime odaklanın. Siz bir mekanın içerisindesiniz değil mi?
Şimdi yavaş yavaş çemberi genişletmek istiyorum. Düşünün ki yukarıdan bir kamera sizi çekiyor. Odanızdan çıkıyor ve apartmanı göze alıyoruz. Apartmanın üzerinden çıkıp bulunduğunuz sokağı kapsayacak kadar uzaklaştırıyoruz kamerayı. Görüntünüz epeyce küçüldü farkettiyseniz
Sokağınızdaki evlerden uzaklaşıp yaşadığınız semte doğru çeviriyoruz kameramızın objektifini. Binlerce insan içerisindesiniz. Her biri görüntümüzün içinde. Sanırım biraz önemsizleşiyor gibi hissediyoruz
Devam ediyorum.
Kamera yaşadığınız şehiri bütünüyle alacak kadar uzaklaştı artık. Denizler, bozkırlar, dağlar her şey görüntü içerisinde. Siz varsınız ama hala yaşamaya devam ediyorsunuz.
Son teknoloji ürünü kameramızın zoom özelliğini biraz daha düşürüyoruz ve kameramız yaşadığımız ülkeyi çekmeye ayarlandı. Ölçek git gide düşüyor. Heyy panik yapmayın ben kayboldum yokum ortalıkta diye. Sakin olun
Kamera çekiliyor çekiliyor çekiliyor ve içinde bulunduğunuz kıtayı da geçerek atmosferin dışına çıkıp kendi ekseni etrafında dönen dünyamız görüntülüyor. Dünyamız dedim umarım herkese hitap edebiliyorumdur, eğer dünya dışında varlıklar varsa ve onlar da bu yazımı okuyorlarsa haksızlık etmek istemem doğrusu. Hımmmmm aslında işimizi sağlama almalıyız değil mi?
Hadi kameramızı biraz daha uzaklaştıralım o zaman nasıl olsa son teknoloji ürünü. Görüntü şuanda Güneş sistemini üzerinde. Vay canına Merkür, Venüs, Plüton, Neptün, Uranüs vs. gezegenleri görmek çok heyecan verici.
Düşünün ki bir simülasyonun içerisindesiniz. Google Earth kullanmış olmalısınız. Hani şu zoom yapma olayı, onun biraz daha gelişmiş versiyonu içerisindeyiz. Bulunduğumuz konumu unutmuyoruz yazımın başında belirttiğim gibi. Biz hala odamızın içerisinde Varol’un blogunu okuyoruz
Arkadaşlar en büyük şansımız teknoloji. Bu imkanı bulmuşken sonuna kullanalım diyorum, siz ne dersiniz? Hadi devam edelim eğlenceli bir hâle geliyor.
Kameramızın zoom out butonuna birazcık daha basıyoruz ve içerisinde dünyamızın da bulunduğu Güneş Sistemi’nden çıkıyoruz. Evet şimdi göreceğimiz yer Süt Yolu olarak da bilinen, kökeni Yunan mitolojisinde Tanrıça Hera’nın göğüslerinden fışkıran sütten gelen Samanyolu Galaksisi..
Gerçekten inanılmaz bir görüntü.. O gözümüzü açamadığımız güneş dikkatinizi çekti mi? Ne kadar küçük kaldı onca gezegenin arasında.
Vay be her gün nasıl da nazlana nazlana çıkıp tekrar kayboluyor gözler önünden
Havan kime gülüüm? diye sorasım geldi vallahi
Ya kusura bakmayın ben dayanamayacağım zoomu biraz daha geri çekiyorum müsadenizle..
Aman Tanrım!
Andromeda! Samanyolu’ndan bile büyükmüş. Niye bana kimse bahsetmedi bundan? Çok ilginç. Heyy bir saniye kamera hâlâ beni çekmeye devam ediyor değil mi diye sormayın? Sadece bir tuş ile saç diplerinizdeki organizmaları görecek teknolojiye sahibiz, neler olup bitiyor bunu görelim, hemen döneceğim size.
Kameramızın zoomunu biraz daha geri çekiyorum ve karanlığın içinde sanki su üzerine düşen yağ damlacıkları gibi süzülen sayısı 10 üzeri 88 yani 10′un yanında 88 tane sıfır olan yıldızlar topluluğunu görüyoruz. Bakın 10′un yanında 88 tane sıfırın matematiksel bir karşılığı bile yok! O kadar büyük. Büyük ne kelime? Siz buna büyük mü diyorsunuz? Boşluğu biliyor musunuz peki? Bilinmeyen hakkında bir bilginiz var mı? Aslında bu kocaman dediklerimizin de küçücük olduğunu söylesem şaşırır mısınız?
Hayır yeter bu kadar son teknoloji kameramı kara deliğe kaptırmak istemiyorum
Şimdi zoom in yapıyorum.
Yaklaşıyoruz, galaksiler, güneş sistemi, gezegenler, dünya, bulunduğumuz kıta, bulunduğumuz ülke, bulunduğumuz, şehir, bulunduğumuz semt, heyy apartman neredeydi sizin yaaa, hehe tabi ki şakaydı odaklanıyor bir saniye. Heyy teşekkürler beklediğiniz için, bıraktığım yerdesiniz hala
Anladınız mı ne kadar küçük olduğunuzu? Aptal mısınız lanet olasıca sistemin içerisinde böbürlenip kendinizi büyük sanacak kadar? Öyle olmadığınızı düşünmek istiyorum. Malınız, mülkünüz mü bi taraflarınızı kaldıran? Makamınız mı? Güzelliğiniz mi? Çok mu okudunuz, çok mu zekisiniz? Bundan mı böbürleniyorsunuz? Toz zerresi bile değilsiniz. Nedir bu kendinizi birşey sanmalarınız? Nedir birilerini sizden küçük görmeniz? Nedir derdiniz?!
Şu kusursuz sistemin içerisinde 70-80 yıl gibi toz tanesi bile sayılamayacak kadar az zaman diliminde nedir bu saçmalığınız? Mahfedip durmayın yaşamlarınızı. Salaklaşmayın gençler. Çok kısa süre burada kalacağız. Gelip geçiyormuş gibi düşünün, var ve yokmuş gibi, neredeyse hiç olmamış gibi, kimsenin aklına gelmeyecek gibi.. Sıradansınız. Üstün olduğunuzu sanmayın ve yaşamınızı baltalayan geri zekalıca duygulardan arınıp yaşamızı öz halinizle, saf haliyle, mutlu olabileceğiniz haliyle yaşayın! Evet bunu yapın. Rollere bürünüp ömürlerinizi çürütmeyin. Özünüze dönün ve tadını çıkarmaya bakın kaybolup gideceğiniz, eriyip biteceğiniz şu zaman diliminin.
Akıllı olun gençler hiç bir şey değilsiniz. Aklınıza evreni getirin. Yok kadar azsınız. Mutlu olmaya bakın, anlamsız değerlerin peşinde ziyan olmayın.
Koşun Varol memleketi kurtarıyor :)
6
Açılın abi. Yüksek bir yer istiyorum. Böyle kola kasaları olur, pazarcı sandıkları olur, ayakkabı boyacısının taburesi olur bir şey verin bana çıkıp içimi dökmek istiyorum böyle meydanlarda, önünü göremeyen insanların bulunduğu yerlerde filan.
Çok ciddiyim ya bazen böyle sinirden hatır hutur klavyeye girişip delicesine facebook durumu kasıyorum. Ne Kemal’i seviyorum, ne Tayyip’i, ne Bahçeli’yi. Hiç birisini desteklemiyorum. Hiç birine ulan bu adam da harbiden ülkesi için bir şeyler yapacak karakter var diyemiyorum. Öyle meydanlarda şov yapılarak oy kopartılan bir ülkede Cem Yılmaz Başbakan olur. Çok samimiyim Cem Yılmaz desin ki eeee yeter ulan ben de kaymağını yiyeceğim meclisin, her çıktığı meydanda milyonları peşinden sürükler, alır götürür.
O kadar şova yöneliğiz ki, seçim otobüsünde çalan şarkıya bile oy verecek şuursuzlar var aramızda. O seçim otobüsleri de ayrı bir konu zaten. Yani nasıl bir ülkeysek ya da nasıl bir tarihteysek (sanki 2011 yılı değil, sanki televizyon, blog, facebook, twitter yok) adamlar türkü böğürttüre böğürttüre, bed sesli insanlar anıra anıra oy toplamaya çalışıyor. Merak ettim google’da Barack Obama’da acaba seçim otobüsü kullanmışmıdır diye araştırdım. Yok abi. Öyle Beyonce müzikleri eşliğinde oy toplamaya çalışan bir Amerikan başkanı göremedim.
Her neyse abi seçim dönemindeyiz öyle tapu alacak gece kondumuz, yerleşecek kadromuz yok. İsteklerimi anyalabilecek bir siyasetçi de yok aslında piyasada ya neyse. Ben de sıralamak istiyorum beklentilerimi..
1- Amazon, Ebay vs. sitelerden sadece kargo parasını ödeyerek alışveriş yapmak istiyorum!
Mal gibi hissediyorum kendimi bir ürün alırken. Bakıyorum hepsiburada.com’da 100 lira yurt dışındaki sitelerde 20$.. Zoruma gidiyor abi, enayi miyiz biz diye soruyorum kendime sonra kendim cevaplıyorum. Hayır Türk’üz. Bize geçirilmek zorunda. Her şeyin en pahalısını ve en dandiğini biz almalı, yeni çıkan ürünlere en son biz erişmeliyiz.
2- Devletin tüm bakanlarının ve millet vekillerinin blogunun olmasını istiyorum!
Yazacaklar abi! Ne yaptınız ne ettiniz bileceğiz biz. Benim vekilim değil misin abi sen? Anlat o zaman ne yedin bugün? Kaç kişi sana torpil için geldi de hayııııır olmaz ben öyle işler yapmam diyerek geri çevirdin? Kaç tane ihale uyanığı yanına sığındı da sittir çektin? Anlat aslanlar aslanı yiğitler yiğidi. Ben bile yazılarımı seven bir elin parmaklarını geçmeyecek kişilere kendimi sorumlu hissedip blog yazıyorum. Otur sen de anlat. Öyle genel olarak meclisi değil, senin gözünden meclisteki o günü anlat!
3- Tüm web siteleri tamamen erişilebilir olsun ve şuana kadar bu sansür operasyonlarını gerçekleştiren tüm yetkililer ömür boyu daktilo kullanma cezasını çarptırılsın istiyorum!
Beni kanser eden, dünya çapında ülkemi rezil rüsva eden, teknoloji çağını baltalayıp ona buna yalakalık yapan tüm dinozorlar ömür boyu ilkellik cezasına çarptırılsın istiyorum. Ben çektim sen de çek kardeşim. Türkiye reelde özgürlükler ülkesi olamasa da en azından sanal ortamda bu olsun. Çıplağı da olsun, dindarı da. Herkes kafasına göre takılsın, sen karışma! Biz bilgisayarın başına çocuğumuzu oturtup ulan bu çocuk yarın bir gün porno sitelere girer diye düşünemeyecek kadar mal mıyız? Önlem almayacak kadar duyarsız mıyız? Sen karışma aslanım ben çocuğuma her şeyi öğretirim, siz kendi dalganıza bakın
4- İnternet üzerinden halledemeyeceğim bir tane bile devlet işi kalmasın istiyorum!
Yaptığınız o saçma sapan e-devlet sistemi yerine adam akıllı ve tam anlamıyla eşi benzeri görülmemiş bir sistem geliştirilsin istiyorum! Ayrıca tüm insanları malca kullanıp başlangıçta şifre alma kelle başı 1 lira, unutursan 10 lira şeklinde hizmetten çok ticari çıkarı gözeten bir işletme haline sokan sorumluları bulup alınlarından öpmek istiyorum. Evet hepimizi mal yerine koydunuz! Alnınıza koyduğum buseden sonra sizin de mal yerine konmanızı istiyorum!
5-Tüm yurdun dört bir yanına devlet yatırımı ile fiberoptik kablolar çekilsin istiyorum!
Dünya üzerindeki en pahalı interneti kullandığımız için dalga geçilmek yerine en hızlı interneti kullanmak ile övünmek istiyorum. Devir İnternet devri diye meydanlarda hoplamayı biliyorsunuz. İnternete ne yatırımı yapıyorsunuz? Trilyonları savaş gemilerine yatıracağınıza bilgi teknolojilerine yatırsanız çoktan dünyaya kafa tutar hale gelirdiniz. Her eve muhteşem derecede hızlı internet getirilmeli, devlet tüm öğrencilere internet üzerinden harbiden adamı alim yapacak yayınlar yapan sistemler sunmalı diyorum!
6- Artık o sıçtımının petrolleri çıkartılsın istiyorum! Hem de % 100 Türk teknolojisi ile ve yabancı ortaksız!
Götümüzün dibinden petrol fışkırırken siz kimi kandırıyorsunuz orda petrol var burda yok diye? Muhakkak var ve buna izin verilmiyor. Öyle komplo teorilerine dayanarak bunları sallamıyorum. Birazcık akıl yürüterek bu ülkenin yeraltı zenginliğinin tüm halkı ihya edecek seviyede olduğuna inanıyorum. Araştırın abi. Bakın ne var ne yok diye. Ondan bundan varil varil petrol alacağına aç musluğu doldur anasını satayım.
7- Derhal bir teknoloji ekibi oluşturuyorsunuz ve 3 yıl içerisinde bu ülkeyi mikroişlemci üretecek teknoloji ve altyapılarla donatıyorsunuz!
Öyle Exper’le Casper’la olmaz bu işler. Sen devletsin aslanım. Ver parasını getirt. Kim miş bu işin üstadı? Japonyada Origaşu Vaşıti sallıyorum. Ver abi astronomik rakamları futbolcu transfer eder gibi gelsin. Kim gelmiyormuş adam gibi çağırırsan paşalar gibi gelir. Al bu işin en baba sakallı uzun saçlı tırlatmış teknoloji dehalarını. Kur üretim tesislerini, koy onları başına. Cayır cayır nano teknoloji üretsinler sana. Çok mu zor anasını sattımının şeyini yapmak? Ülke kurtulur lan ülke.. Teknoloji diyorum siz hala bana araba üretemiyoruz diyorsunuz. Kuracaksın ekibini bok gibi para akıtıcam lan 3 yıl içinde bu ülke hem araba, hem cep telefonu, hem eksiksiz olarak tüm bilgisayar parçalarını üretir hale gelmezse canınıza okurum diyeceksin. Hem istihdam sağlayacaksın, hem dünya devlerine kafa tutacaksın!
8- Stephan Hawking gibi adamların hepsine b.k gibi para yığıp Türkiye’ye getireceksiniz!
Atatürk zamanında Albert Einstein’ı ülkemize davet edecek kadar ileri görüşlü biriydi. Siz ne yapıyorsunuz? Bu ülke topraklarındaki zeki insanlara bile sahip çıkamıyor dışarılara gönderiyor, kurda kuşa yem ediyorsunuz! Olmaz öyle. Geçenlerde dünyanın en zor denklemini çözen süpersonik tırlatmış bir Rus çıktı gazetelere. Çağır gelsin abi. Cern’de ne kadar akıllı adam varsa davet et gelen gelsin! Her yerde ajanların olsun, zeki öğrencileri kap Türkiye’ye getirt! Matematikçiler, fizikçiler, kimyacılar, yazılımcılar ne varsa çağır b.k gibi para ver. Çalışmak isteyenler gelsin ver coşkuyu teknolojiye, bilime, endüstriye! Başkası yapsın ben yiyeyim. Oh ne güzel anasını satayım. Sen yap başkası yesin, onun parasını da sen ye! Çok mu zor?
9- Tarım yapana müthiş derecede destek ol, anasını bacısını katma!
Adamın toprağı var veriyorsun tohumu veriyorsun yan taraftan suyu, oluyor sana mahsül. Üretim konusunda bu ülkenin sorunu yok aslanım. Adam tarlayı süremiyor, toplayıp götüremiyor benzin fiyatlarından dolayı. Yoksa toprak orda veriyorsun büyüyor! Ne yapacaksın devlet olarak sen süreceksin tarlayı. Şaka yapmıyorum abi sen sür ya. Maaşla toprak sürme, biçme ekiplerin oluşsun. Kotan olsun dönemlik olarak bu kadar mahsül çıkacak diye. Suistimalin önüne profesyonel bir ekiple geçeceksin, tüm akıllı başlı ziraat mühendislerini yetkilendireceksin. Ülkeyi hem tarım cennetine çevireceksin. Bereket fışkırıyor topraktan sen gidip elalemden mahsül alıyorsun. Olmaz öyle benim dediğim gibi yapacaksın
10- Vergi alırken belini incitme karınca gibi çalışan insanların, sen devletsin babalık yapacaksın!
Soyup soğana çevirmek yerine, eşit şekilde ve insanların seve seve ödeyeceği vergiler koy. Ne o öyle anasını satayım. Senin için mi yaşıyorum lan ben? Ben seni seviyorum diye vergi vermeliyim, daha güzel bir yaşam öngörüsüyle açmalıyım ellerimi devlete. Sen bana düşman ben sana düşman nah alırsın o parayı. İnsanları intihara sürükletecek borçlandırmalar, akla mantığa sığmayacak faizler yerine baba şefkatiyle kucaklayarak ve insanların yüzünü güldürerek toparlamalısın alacağını.
Haydi muhalifleri bekliyorum
Kafama göre, atarsız tutarsız saçmalıklı maçmalıklı ama ütopyamın bir kısmını yansıtan ve öyle gelişine yazılıp kontrol edilmeden yayınlanan, zibilyon tane hata ve çelişkiyle dolu yazımı okuma çabası gösterdiğiniz için teşekkür ederim

Son cıvıldamalar