Varol AKSOY
(581 comments, 686 posts)
This user hasn't shared any profile information
Home page: http://www.varol.us
Jabber/GTalk: admin
Posts by Varol AKSOY
Amatör fotoğrafçının beğeni dramı
2Uzun zaman sonra fotoğraf çektim ev ortamında, düzenledim ettim eyledim yükledim facebook’a. O lanet 5 dakika önce yazısını görüyorum ve hâlâ bir müslüman evladı gelip de bu adam bişeyler mi çekmiş dur çekmiş de bakayım bi, bakıp ta aaa ne güzel çekmişsin diyip pofpoflayayım demiyor.. Demiyor abi demiyor. Bekliyorum bekliyorum kimse sallamıyor :/
Halbuki facebook kullanıcılarının en aktif olduğu saate denk getirdim ki egoma bişey olsun diye ama hiç tınlayan olmadı.. Gıcık oldum msn açtım doğru düzgün fotoğraftan anlayacak insan yok, dayanamadım bi de facebook sohbetini açtım belki ilgiyi üzerime çekerim diye ama orda da kimseyi bulamadım..
Kendimi potansiyel beğeni kitlem Öyle bir geçer zaman ki adlı diziyi izliyorlardır heralde diye avutuyorum ama eğer ondan da sonuç çıkmazsa harbiden yıkılırım :/
Bu ne yaaa.. Ağladım ağlıycam o derece asaaaabiyetim bozuldu.. Ulan tek tek milletin duvarına yazıp sövesim geldi, niye kimse benimle ilgilenmiyor
Alıştırmasaydınız kardeşim onu bunu beğenmeye, öyle sürekli fotoğraf çekince ohh ne güzel beğeniyorsunuz, sonra gelip ayda yılda bir tane çekiyorum şevkim yerine gelsin diye pehhh tınlayan yok..
Kendimi TV programında şöhreti yakalayıp popçu olan, sonra da varoş kesimlerin türkü evlerinde bağlama eşliğinde şarkı söyleyen devrik ünlüler gibi hissettim :/ Balon muydum lan ben doğru söyleyin.. Hakkatten kendimden şüphe eder oldum, harbi yalan mıymışım bu zamana kadar? İyi değil miymişim yoksa O_o
5 dakika sonra…
Dayanamadım fotoğraf açıklamasını da değiştirdim belki daha dikkat çeker diye ama yine tık yok.. Fotoğrafımın üzerine 4 kişi vıttırı vızık bişeyler paylaştı çok canım sıkılıyor.. :/
Bu ne abi Cityville uygulama terelellileri bile benim fotoğrafımdan daha çok ilgi görüyor.
Neyse gençler amatör fotoğrafçının facebook beğeni dramına tanık oldunuz. Siz siz olun büyük umutlarla facebooka fotoğraf yüklemeyin
Haydi hoşçakalın
NOT: Bu yazının doğruluk payı yoktur, kendimce eğlenme amaçlı yazdım, sonra vay efendim adama bahh lan neler düşünüyormuş demeyin
Degisik oldu sanki bugün..
0
Benden beklenmeyen hareketler günüydü bugün.
Sabah erkenden ve kendiliğimden kalkışımdan anlamalıydım ya da annem uyarmalıydı ne bileyim, güne bi değişik başladım. Bergamutlu çayım ve Abdullahoğulları Pastanesi’nden aldığım sıcacık açma simit karışımı besinimle kahvaltımı yaptım ve yine çok ilginçtir ki bir tek tane bile susam kaçırmadım klavyemin içine.. İnanamadım salladım salladım, eşten dosttan yardım istedim onlar da geldi salladı hakkatten de hiç bişey düşmedi, sevindik hep berabercek… Bir gün bunu birisi başaracaktı ama nasip kimeydi bilmiyorduk, demek benmişim o helal süt emmiş müslüman evladı..
Sonra Dürdüş ( Dürdane abla) bi parantez daha anasını satayım o kadını anlatmaya parantezler yetmez (şirket çaycımız) aslında bir parantez daha lazım tam olarak kavranabilmesi adına (oğlunu şirketten attırıp yerine Yalçın’ı aldırdığımı düşünüp bana b.ka bakarmış gibi bakan, çay tepsisini masama vurup çaya uzanmamı bekleyen, çoğu zaman pas geçen, yemeğimi servis yapmak yerine benim almamı bekleyen, masada yalnız kaldığımızda bana tehditkâr bakışlar atan, kısacası benden nefret eden kadın).
Tamamdır parantezler bittiğine göre devam edebilirim, Evet Dürdüş bana kendi elleriyle çay getirdi ve masama nazikçe bıraktı, boşumu aldı, Allah Allah dedim bu ne iş la böyle :S kesin şekeri eksik bırakmıştır diye düşündüm baktım şekerler de tam, kaşık ta yerinde, çay tabağının altında bana komplo olarak bilinçli bırakılmış küçük çay göleti de yok, ki genelde ben hep o gölet tuzağına düşer pantolonumun enteresan bölgelerine oval izler bırakır kuruyana kadar kalkamazdım yerimden
Bunca ilginçlikten sonra şükür için Cuma namazına gittim.. Giderim ben bakmayın öyle, Allah var, biz de varız, bir şeyler yapmak lazım değil mi? Havanın güzel oluşunu deniz kenarlarında sevdicekleriyle gezip kutlayan, üstü açık çay bahçelerinde kahvelerini yudumlayıp manzaranın keyfini çıkaran güruha inat ben de namazı dışarda kıldım pöfür pöfür
Ben gibi kapitalizm çarkının dişlerini 7/24 florürlü diş macunuyla fırçalayan biri için güzel havada cuma namazını dışarıda kılmak müthiş keyif verici bir ivınttı. Daha bir şevkle kıldım, sûrelerin hepsini yavaş yavaş ve anlaşılır şekilde okudum içimden.. Çok nadir olsa da bir namazı içimde eksiklik kuşkusu olmadan kılma hissini yaşadım. Hızlı okuyunca yanlış oluyor gibime geliyor.. Neyse Allah kabul etsin, Amin cümlemizi.. Şirkete döndüm.
Günlerdir berbat gelen yemeğimiz zannetmeyin ki güzel güzel yazıların akabinde güzel gelmiştir diye.. Yok öyle bir şey o kötüydü abicim, ona yapacak bişey yok, direk mavi ekrana bağlarsınız çok düşünürseniz eğer.. Yedik ziyadesiyle.. Güzel güzel diye diye sanıyorsunuz ki Dürdüş yaptı servisi diye dimiii
Yok abi ben aldım tabağımı da. Olsun şükretmek lazım
Akşam oldu ve sabah sırt çantamın içine tıktığım kıyafetlerimi giyip rahat rahat şirket içinde gezme lüksünü yaşadım.. Aslında böyle rahat ortamın olursa, yaptığın iş de verimli olur diye bir demeç vermek isterdim ama bilgisayarımı filan kapatmıştım sağda solda geyik yapma çabasına girdim. Pardon bahsetmeyi unuttum, şirket zorunlu olarak maaşımızdan para kesiyor ve bir halı sahaya abone olup zorunlu olarak futbol oynamamızı istiyor. Biz de güle oynaya gidiyoruz helbet
Her neyse..
Sonra oturdum masama sesli düşünüyorum. Acaba bugün topla oynama yüzdem kaç olur? Attığım olumlu paslar golle sonuçlanır mı? Rakip takımın fileleri havalandırmasına mani olabilir miyim? Topa şöyle gelişine vursam santradan gol çakabilir miyim? Kaç kez rakibi tellere yapıştırıp foool var fool var tepkisini itirazla susturup topu takım arkadaşlarıma kazandırabilirim? Bunları sorarken kendime, Yalçın’ın gülüşüyle irkilip kendime geldim, ben de gülmeye başladım
Doluştuk arabalara ve maça hazırlanma aşamasında bildiğim 3 hareketten biri olan yuvarlanarak gelen topu, topuğumu arkaya doğru götürüp ivme kazandırmayla beraber havada olan topu yakalayıp sektirmeye başladım. 4 kez denedim ama 1 kez yaptım Allahtan görenler oldu da oyuna sıkı moralle başladım
Babamın yıllarca Almanya’da yaşamış olmasından ileri gelen Alman Futbolu kültürünün temelinde yatan sert oyun biçimim sayesinde rakip forvetin korkulu rüyası haline geldim. Spor oluyor lan diyerek bol bol koşmaya çalıştım ve yerinde müdahalerle topları başarıyla kestim. 1 penaltı oldu ve kaledeki Orhan’a çok özür dilerim, yani bu yazıyı okuyan çoluk var çocuk var ama bilezik gibi geçirdiğim golle moralim tavan yaptı… Uzun paslarımdan golle sonuçlananların da sevinciyle ve kendimden beklemediğim üstün performansla maçı tamamladım..
Sevindiğim diğer bir nokta ise maç sonrasında kaybeden takımdan kesilen baklava parası listesinde adımın olmayışıydı..
Giyindim sıkıca, eve dönerken yol üzerinde üst komşumuz Doğukan’ı gördüm. Lakin onu görmeden önce maç sonrası aldığım olumlu yorumların etkisiyle kafam leyla olmuştu, alışık olmadığımdan yadırgama moduna geçtim, lan acaba zamanında bana yatırım yapılsa başarılı bir file bekçisi, ya da duvardan bir defans olabilir miydim sorusunu sordum kendime
Hah Doğukan’ı gördüm demiştim, Doğukan’dan önce de gözüme doğalgaz kutusu takılmıştı.. Bilirsiniz kapı önlerinde beyaz kutular olur..
Yorgunluk hissi, beklenmedik anda gelen komşu şaşkınlığı, ve zihinde kalan son objenin yanıltmasıyla Selam Doğukan’ım diyeceğime, Selam Doğalgazım dedim ama nasıl dedim. Kendimi durduramadım, o cümle ağzımdan çıkarken farkettim yanlış birşeyler olduğunu sesimi cümle sonuna doğru yumuşatmaya çalışırken, garip sesler çıkardığımın farkına vardım lakin o çok kısık sesli olduğu için Doğukan farketmedi
Zaten aksi yönlere doğru gittiğimiz için ayaküstü bir selamlaşmaydı ve önemsenmeden, daha doğrusu anlaşılmadan geçip gitti
Vel hasıl kelam günümü böyle geçirdikten sonra, keyif aldığım başka bir ıvıntla sonu getireceğim..
Haftasonu Caz Keyfi 1-2-3 adlı albümleri playlistime attım ve kısık sesle bir yandan dinleyip, diğer yandan ilgimi fazlaca çeken kitabımı okumaya koyuldum.. Koyulmuştum daha doğrusu, blog yazmak için kısa bir ara verdim ve şimdi tekrar koyuluyorum keyifli dünyama
)
Bakın bakın ne çalıyor kulak verin..
Gittim ben gençler, hoşçakalın
Namık Kemal fıkraları ardındaki sır perdesi aralanıyor..
3
Gençler yol açın, eşe dosta anlatıp wooaaawww!, uuuu cidden mi diyecekleri bir bilgi vereceğim sizlere..
Bu sayede insanların gözünde süper entellektüronostropik olabilecek, bilgi dağarcığınıza kattığınız bu güzide bilgi sayesinde belki de hep aralarında olmak istediğiniz elit insanlar statüsünün kapılarını ardına kadar açabileceksiniz
Tamam tamam biliyorum çok abarttım, sadede geçiyorum..
Her insanın belleğinde muhakkak ki bir Namık Kemal fıkrası vardır diye düşünüyorum. Namık Kemal fıkrası olarak kategorilenmiş bu bel altı fıkralar serisinde düşündünüz mü hiç neden ana karakter hep Namık Kemal’dir diye? Vatan yahut Silistre.. Bu piyesi hepimiz duymuşuzdur değil mi? Vatansever söylemlerle dolu bu piyesin yazarı nasıl olur da bunca bel altı konuda ana karakter olabilir, oturur geceleri komikli küfürlü fıkra yazayım hem de başrolü ben olayım der?
Demez elbet..
Efenim olayın aslı şöyle ki;
Hani Namık Kemal fıkrasının benzeri olan “Adamın biri bla bla bla” ile başlayan çeşitleri vakti zamanında Osmanlı’da da bolca geçermiş. İnsanlar birbirlerine adamın biri bir gün bla bla bla şeklinde fıkra anlatamamışlar çünkü günümüz Türkçe’si inşaa edilmemiş..
Onun yerine “adamın biri” diyememişler de doğal olarak Osmanlıca aynı anlamına gelen “nam-ı kemal” demişler.
Anlayacağınız, bizim yıllarca Namık Kemal adlı ünlü aydınımıza ait olarak bildiğimiz ya da bir şekilde adının kullanıldığını sandığımız fıkralar esasen adamın biri fıkralarından başka bir şey değilmiş
nam-ı kemal kaçar
Bu küçücük ayrıntıyı sunup en azından ben gibi hakkatten yaa neden Namık Kemal diye beyin kurcuklayan insanları aydınlatabildiysem ne mutlu bana
Fuck you!
1
Yeni tasarım, yeni logo, yeni kararlar ve merhaba blog!
Hep istedim yazmayı fakat yazacak kadar hikaye üretemedim hayatımda, düzenli olarak uyandım işe gittim, işten çıktım eve geldim.. Ne kitap okuyabildim, ne film izleyebildim, ne kendime bir şeyler katabildim ne de katıla katıla gülebileceğim olaylara kahraman oldum.. O kadar tekdüze bir yaşamın içinde varoluşumun anlamsızlığında kaybolup gittim ki, kendimi unuttum adeta.
Beni mutlu edebilen bir tek şey vardı hayatımda, o da olmasa zaten şu satırları yazabilecek psikolojide de olamazdım inanın. Tek dayanağım, tek anlayanım, tek el uzatanım, tek gülümsetebilenim o oldu.. Allah’a şükürler olsun ki o var.. İyi ki var.
Çok sivri dilli oldum, lafımı esirgemedim, tonajımı ayarlamadım geldiği gibi verdim içimden geçeni. Bazısı abartı oldu, bazısı yerinde ama hiç az olmadı.. Çok kalp kırdım, üzgün müyüm? Evet üzgünüm. İnsan kırmak benim işim değil, biri kırsın ben üzüleyim ama ben birini kırdım diye üzülmeyeyim, bu kendimi çok kötü hissettiriyor çünkü..
Dostluk ve arkadaşlığa dair bir kaç not düştüm ömrüm boyunca ruhumda taşıyacağım ajandama..
Teknik konulara daha fazla eğilmeye karar verdim, C# ve az bir şey PHP’ ye kafa yoracağım. Son teknolojilerle ilgili bolca makale takip edeceğim, ki google readerimi ona göre ayarladım bile..
Demleme çay içmeyeceğim! Deneme süresi ile işe başlayan oğlunun işten çıkarılmasına sebep olduğumu düşünen şirketimizin çaycısı Dürdane hanımın bana düşman olması nedeniyle zift gibi çay içmek zorunda kalıyordum.. Artık nefret ettim demleme çaydan, Bergamutlu sallama çaylar daha fazla hoşuma gitmeye başladı, sabah akşam severek içiyorum
Ertelediğim işleri yerine getirmeye çalışacağım.. Dişçiye gitmek?! Spor?! Ehliyet?!
Her neyse içimden çok geçti bu şarkıyı paylaşmak daha sık görüşeceğiz artık ![]()
Hoşçakalın


Son cıvıldamalar