Kişisel
Palyaço
0
Her yer kitap oldu. Masamın üzeri, yatağımın yanındaki komidin, raflar, çekmeceler, dolabın içi, ora bura her yer tepeleme kitap dolu… Önceleri hep korsan kitap alırdım, şimdi ise sadece orjinal kitaplar alıyorum
İşin garibi ne zaman bir alışveriş merkezine gitsem kendimi D&R’da buluyorum ve boş çıkmıyorum. Hastalık gibi bir şey bu. Güzel ama seviyorum bu huyumu, kocaman bir kitaplığım olduğunda buralar neden boş diye fazla düşünmeyeceğim
Sahi onca gerekli gereksiz harcama yaparken neden gidip kendime bir kitaplık almıyorum ki, bu çok anlamsız :S
Kitaplar yaa, kendi istediğin dünyan için sadece senin gördüğün devasa kapılardır aslında kitaplar. Müziğini açarsın, geçersin yatağına başlarsın okumaya, bir süre sonra dalarsın düşüncelere, bazen toplayıp kendini kitaba tekrar dönersin, bazen bırakırsın kitabı düşüncelerine devam edersin. İşte bu düşünceler getirdi beni bu hale.
O kadar hayalperest oldum ki, o kadar gerçeği göremez, o kadar kalabalık gözüksem de yalnız, o kadar mutlu gözüksem de mutsuz oldum ki.. Suç kitaplarda değil ki, suç yok ki aslında! Hayallere fazlaca yer ayırıyorum hayatımda, hayaller için mücadele veriyorum, hep hayalim olsun istiyorum, sonra herşeyi mahvediyor, herkesi üzüyorum.
Palyaço kıyafetimi giyip, siyah beyaz sokaklara çıkıyor, elimdeki boya kutularıyla duvarlara renkler fırlatıp uzaklaşıyorum. Bir kaç çocuk bakıyor ardımdan… Ben başka duvarlara bakıyorum renklerle dolduracak. O kadar çok renk var ki elimde, baştan aşağı gökkuşağına çevireceğim duvarları. İçimden gelmiyor ama, tek bir duvarı arıyorum ben, sıvalarına kalın çivilerle adının kazıldığı..
Biliyorum aslında o duvarın nerede olduğunu, gözümü kapatsalar yine giderim, lakin o duvar boya tutmayacak kadar yıpranmış, düzene girmeyecek kadar eskimiş.
Şimdi elimde boyalar var, onlara bakıyorum kitap okurken daldığım hayali dünyamda. Ne yapacağım ki bu lanet boyaları? O duvarı boyayamayacaksam niye varlar ki?
Sonkez alıyorum boyalarımı ve döküyorum hepsini toprağın üzerine, gökkuşağı yapıyorum boyalarımla…
Bir kibrit görüyor işimi…
Evet bakın sizde görebiliyor musunuz? Gökkuşağı yanıyor, sonundaki altın küpü umrumda değil. Yanan bir gökkuşağı var ayaklarımın dibinde…
Hayal dünyamı alıp götürüyor alevler, sonra gözlerimde beliriyor tüm renkler son kez. Hayallerimin başladığı kitabın adınıda atıyorum alevlere…
Acı kalıyor geriye…
Geçecek diyorlar, inanıyorum…
Sunay Akın olmak…
2Kuş cıvıltıları odamın içine dolarken, annemin kahvaltı için seslenmesi, ev ahalisini memnun edebilmek için telaşesi.. Babamın sabırsızca bekleyişi… Ahh birde kardeşim olsaydı ya deyişlerimiz, o olsa daha erken yapardık değil mi kahvaltımızı.. Daha mutlu olurduk elbette, her pazar sabahı daha bir aklımıza gelir uzaktaki evlat, kardeş özlemi…
Ne var biliyor musunuz…
Hani sorarlardı ya bizlere küçükken ne olmak istersin diye. Ben babamın ve dedemin hastanede çalışmasından olsa gerek doktor olmak istiyorum derdim. Şimdi büyüdüm ben, ne olup ne olamayacağımı iyi biliyorum, beni anlayabilen birileri sorsa tekrar ne olmak istiyorsun diye, bu kez Sunay Akın olmak istiyorum derdim.
Beğendiğim her kitabın yazarına hayranlık beslerim, araştırırım hayatını. Lakin Sunay Akın öyle mi?
Pazar sabahlarından boşuna bahsetmedim.
Her pazar sabahı annem kahvaltı masasını hazırlarken, ben ona yardım etmek yerine heyecanla ATV’yi açıyorum çünkü Sunay Akın var orada. Ekranda her görüşümde hareketlerini, konuşmasını, verdiği cevapları inceliyorum. Diğerleri bir şeyler anlatırken ondaki bilgi edinmenin verdiği heyecanı görüyorum. Tıpkı küçük bir çocuk gibi oluyor, gözlerini göremiyorum, lakin hissediyorum ışıl ışıl olduklarını.
İşte bu yüzden Sunay Akın olmak istiyorum ben. Onun yaşına geldiğimde en az onun kadar bilgili, duygusal, heyecanlı çocuk ruhlu ve özüne sahip.
Aslında doktor olmaktan çok daha zor Sunay Akın olmak, büyüdükçe hayallerimi küçültemediğimdendir belkide bu hayranlık ve istek.
AÖF sınavlarım bitti ve ben en çok artık ders kitapları yerine Sunay Akın’ın kitaplarını okumaya vaktim olduğu için seviniyorum.
Sunay Akın olmak istiyorum ben Sunay Akın…
Onunla aynı semtte oturuyor olmak, sohbet etmek, alışverişten eve dönerken tesadüfen gördüğümde tebessümle selamlamak, aklıma birşey geldiğinde koşarak ona danışmak… Ne mükemmel olurdu.
Daha çok Sunay Akın istiyorum, her yerde olsun istiyorum..
Bir gün tanışırım belki, ama tanışmak yetmez bana, ben o olmak istiyorum. Sunay Akın olmak.
(Yaşamdan dakikalar adlı programın kapanış müziğiyle bitirmek en iyisi galiba
)
Hayat sınav için yaş tanımıyor!
0
Hayatta aksilikler genellikle üst üste geliyor. Genç yaşlı farketmiyor ne yazık ki
Bahsetmedim ama Dedem Medicalpark’ta kalp ameliyatı oldu. Bacağından alınmış uzunca damarlar kalbindeki tıkanmış damarların yerine takıldı. 80′lerinde olan dedem için elbette riskli bir ameliyattı. Tanıyanların, sevenlerin günleri dudaklarındaki küçük dualarla geçiverdi.
Hepimiz endişeliydik, hepimiz korkuyorduk fakat biri var ki o ameliyata ben girsem de o burada otursa diyecek kadar fedakar dedeme sevgi dolu biriydi. Ananemden bahsediyorum.
Yerin 3 kat altındaki ameliyathanenin önünde ilerlemiş yaşına rağmen saatlerce bekledi, tedirgin, suskun ve güçlü bir şekilde… Neler düşünüyordu bilemiyorum dedem ameliyattayken. Belki onu ilk tanıdığı günü, belki evlendikleri günü, belki beraber göğüs gerdikleri sıkıntıları, belki ilk çocuklarını, ilk torunlarındaki heyecan da olabilir. Koskoca bir ömrü hatırlıyordu iki kişilik. 60 yıldan fazla ve hep saygı sevgiyle dolu bir ömür… Ameliyathane kapısında beliren doktora ilk o koştu iyi bir haber alabilmek için.
Dedem ameliyattan çıktı, yoğun bakıma alındıktan sonra hastaneye yatışı yapıldı tekrardan. O günden bu yana yaklaşık 1 haftadır gökyüzüne sadece dedemin odasındaki camın ardından baktı. Geceleri uykusuz ve hep tetikte bekledi. Namazlarında, dualarında, tespihinde hep dedeme yer verdi.
Hayat hastane odası dışında da devam ediyordu elbette. Çocukluk yıllarının en büyük ve hayattaki tek tanığı abisi vardı memlekette. Hastaydı, sürekli bakıma ihtiyacı vardı, günden güne zayıflıyor, o heybetli adam eriyordu adeta. En büyük korkularından biriydi onu kaybetmek. Bir diğeri ise dedem.
Derken kara haber tez yayıldı şehrimize. Abisi bugün saat 17:00′de vefat etmişti. Ananeme de iletildi elbette haber, hemde öyle bir durumda ki, gerçekten bir sınavda olduğu belli edilircesine, üzüldüğünü bile belli etmesine izin verilmeden.
Dedemin kalp ameliyatından dolayı fazla heyecanın onu kötü etkileyeceğini biliyor. Ona durumu anlatamıyor.
Dedem ise ananemsiz o hastane odasında bir saniye bile geçirmek istemiyor, gitme diyor ona herşeyden habersiz.
Dakikalar saatlere dönüşüyor ananem için. Bir yanda toprağın altına yatacak abisi, diğer yanda tehlikeye atmaktan kaçındığı, gözünden sakındığı eşi…
İşte hayat! Bu yaşta ananemide tuttun bir sınava, biliyorum geçecek, hepsini atlatacak…
Lakin yaşlı yüreğini yıpratıyor olması tüm ailemizi derinden üzüyor.
Ailemiz üzerindeki kara bulutların yok olması dileğiyle, iyi akşamlar…
Empati sorunu
1
Herkes kendi gözünden bakıyor dünyaya ve kendi gibi görüyor herşeyi. Aslında biraz empati gerekli şu dünya insanlarına.
Karşımızdaki gibi düşünebilmeli, onun ne duymak istediğini, ne hissedeceğini bilmeli, en azından bunun için gayret göstermeliyiz.
Kimse kimseyi anlayamıyor, bazen kapatıyoruz kapılarımızı ve kendimizden başkasını düşünmüyoruz, bu çok yanlış.
Karşımızdakini düşünebiliyor olsaydık eğer ortada pek sorun olmazdı sanırım. Herkes için bu böyle, tüm ikili ilişkilerde, anne çocuk, çiftler, arkadaşlıklar, iş hayatı… Yaşam empati eksikliğiyle akıp gidiyor.
Artık sadece konuşmak yerine biraz beynimizi zorlamalıyız, sadece buzdağının gördüğümüz yüzüne değil arkasına da göz atmalıyız.
Hayatımızı güzel kılmak istiyorsak eğer, ben yaparım, sadece ben varım, özgürüm ben ve benden başkası önemli değil düşüncelerini bir kenara fırlatıp atmalı ve sosyal hayatımızda empatiye büyükçe bir alan ayırmalıyız. İşte o zaman kurumaya yüz tutmuş ağaçların filizlerini görebiliriz düşüncesindeyim.
Hadi şimdi sorun yaşadığımız insanları gözden geçirip, bir dakika da olsa onlar için düşünelim. Gerçekten yapabileceğimiz bir şey var mı diye.. Onun gözünden kendimize bakalım, ona göre kendi yanlışlarımızı bulalım.
İşlerin yola girdiğini göreceksiniz.
Girmiyor mu? O zaman yapacak bir şey yok, uzak durmak en iyisi…


Son cıvıldamalar