Kişisel

Madde misin manâ mı?

1

Bazı lnsanlar ne kadar doyumsuz! Lanet olsun bu kadar ruhsuz olmayı nasıl başarıyorsunuz? Nasıl bu kadar bencil, nasıl bu kadar salakça mutlu rolleri içinde, nasıl bu kadar metalara taparcasına bir yaşamın parçası olarak bulabiliyorsunuz kendinizi? Hayatlarınız mastürbasyonla geçiyor, boş amaçlarınızı geçici tatminlerle bir yere vardırabileceğini sanacak kadar maneviyatsız varlıklara dönüşmüşsünüz.

Egolarınız arşa değmiş, ruhunuz ayaklarınız altında ezilmiş, ağzınız samimiyetin en uzak kelimeleriyle evrimleşmiş, bir odun parçasından daha az işe yarar bireyler olmuşsunuz!

Yaşamlarınız benden ibaret! Ben Ben Ben.. Sen nesin ki hep Sen diyebiliyorsun? Allah aşkına bir tart kendini nedir bu yüce sanışın? Cahilsin, eksiksin, kirlenmişsin, rezilsin.. Özgüven mi diyorsun buna? Komiklikten başka bir şey değil göremiyorsun!

Göremiyorsun hiç bir şeyi göremiyorsun, duyamıyorsun, hissedemiyorsun, lanet olsun sen yaratıcının aleme ibret için gönderdiği en aşağılayıcı varlıksın ve bununla övünüyorsun!

Boşsunuz çok boş! Bomboş! Boş ve acınası! Boşluğunuz kötü bir koku yayıyor etrafa, güzel insanlar sizler yüzünden burunlarını tıkayarak, iğrençliklerinizi görmemek için gözlerini yumarak, kartlaşmış tiksinç sesinizi duymamak için kulaklarını kapatarak yaşamak zorunda!

Sanki et ve kemiğin içine laboratuvar ortamında geliştirilmiş yapay bir ruh eklenmiş ve evet bakın bu da insan diyerek dünyaya salınmış gibisiniz.

Daha fazla devam edemeyeceğim, gerçekten içim kararıyor yazıya konu olan insanlar aklıma geldikçe.. Son 3-4 gündür yaptığım gözlemin sonucudur bu yazı. Üzerinize sebepsiz alınmayın ama bir düşünün derim. Ne kadar meta ne kadar mânâsınız?

Çocuk yetiştirmek ;)

0

Eee yeter artık Slipperman, terliksi insan, yok efendim dünyayı kurtarmacalar, süperzottirik mevzular filan öz be öz adamınızı unutuyorsunuz efenim blog köşelerinde :D

Ben yaşıyorum abi, nefes alıyorum, sokağa çıkıyorum, gülüyorum, eğleniyorum kırlarda koşup şarkılar söylüyorum gönlümce :D İlla elimize terlik alınca mı bir bağlılık, bir sadakat, bir hadi abi yazsana yeaaalar filan oluyor, harbi harbi zoruma gidiyor evden terlikle çıkmaya meyilleniyorum her sabah :D

Efenim bir sürü plan proje var kafamda, güzel şeylerin kıpırtısı mevcut şu naciz hayatımda. :) Kötü olmamı isteyen insanların var olduğunu bilmek çok kötü :/ Halbuki tek bir insanın bile kötülüğünü istemedim ben şu hayatta :( Her neyse kötü haberler almak isteyen insanlara kötü haber vermek durumundayım :) Kötü haber, haberler iyi :D Olsun sen vazgeçme, senin için de güzel günler olacak, benim kötü olmam için sen yine dualar etmeye devam et, ardımdan küfürler filan savur :) Olur olur bekle :P

Imm son zamanlarda çok kitap okuyorum ama öyle böyle değil bazen aynı anda 4 kitabı birden okuduğum bile oluyor, tabi 8 gözüm çıkmadı ayrı ayrı zamanlarda yapıyorum bunu.. Gün içerisinde eve gidip kitap okusam şimdi ne güzel olurdu diye hayallere dalıp bu hayaliyle mutlu olabilen bir insana dönüştüm :)

Kendi kabuğunda yaşayan mutlu bi kaplumbağa gibiyim, tek kişilik dünyamın içinde huzuru ve mutluluğu tutabildiğim kadar tutuyorum benimle :) Kimseye sataşmıyorum, kimse de bana sataşmıyor böyle sessiz sessiz dingin bir yaşamım var :)

Ya sataşmıyorum dediğime bakmayın aslında, geçenlerde işten eve dönüyorum, kaldırım taşına tuvaletini yapan bacak kadar bi çocuk gördüm. Lan tepem attı anasını satayım, harbiden anasını satayım yani o çocuğun anasını alıp satayım bi yerlere :@ Aklıma geldikçe hala sinirleniyorum.. Çocuğaa höööyyttttt diye bi bağırdım tam hacetini giderirken. Çocuk birden bi ayağa dikeldi böyle gördüğüm manzaraya mı şok olsam, çocuğun verdiği tepkiye mi şok olsam çözemedim, arkama bakmadan kaçıverdim olay mahalinden. Çocuğun çömelmiş vaziyetten dikelmiş vaziyete geçiş esnasından ardından kopan bir parçanın yere düşüşünü izlerken, işin daha ilgi çekici kısmı olan poposunda kuyruk gibi gibi duran o uzuvumsu ama bir o kadar da düşmeye meyilli parçacığın o minnacık vücutta ne aradığını sorgulamam ve çocuğun bana elini kaldırıp mina kuyum layn siktiygit demesi ile neye uğradığımı şaşırdım. 5 yaşındaki çocuğun öfkesi kimseye benzemez abi, adam olsa bağırırsın çağırırsın susturursun, ne bileyim üzerine yürürsün bi şekilde vitesi küçülttürürsün ama çocuk öyle mi? Hayır ardında duran o kuyrukumsu şeyi avuçlayıp topak topak üzerime fırlatma ihtimali de var sonuçta :D  (çok iğrenç biliyorum ama insanın aklına geliyor ister istemez)

Elleri havada üzerime doğru yürüyüşü, o yaşına başına bakmadan ettiği küfrün ağzında tıpkı arkasında duran şey kadar eğreti durması, sen benim kimin çocuğu olduğumu biliyor musun lan dercesine yüz ifadesi filan, şahsım üzerinde o kaldırım taşına yapılan hacete olan başkaldırımın, bir insanın özel hayatına doğrudan yapılmış bir saldırı olarak benimsenmesine neden oldu. O an tüm medeni duygularım açığa çıktı ve 5 yaşındaki çocuğa bir bireyin barınma, yeme, içme gibi bu hakkının da kendi belirleyeceği yaşam felsefesine göre gönlünce yaşayabilmesinin en doğal hakkı olduğunu kabul ettim. Özür dileyesim geldi.

Çocuğun burada ne suçu vardı ki hem? Olay anne ve babadan ileri geliyordu. “Kendini insan olarak geliştirmek” sözü geldi aklıma.. Bu çok önemli bir nokta, her anne ve babanın doğumundan ölümüne dek aldığı tüm kararlar kendilerinden daha çok çocuklarını etkiliyor. Çocuk sunulanı almakla mükellef gelişim süreci boyunca. Ona verilen eğitimin dışında alabileceği hiç bir şey yok!

Her neyse oradan hızlıca uzaklaştım başıma bir iş gelmesin diye, dönüp arkama baktığımda çocuk kaldığı yerden devam ediyordu operasyonuna.

Ben de çocuk yetiştireceğim dedim kendi kendime, lan ben bir aynştayn, bir da vinci, bir mozart büyütmeyi planlarken bu çocuk ne olacak peki? Bu çocuk büyüdüğünde benim çocuğumun önünü kesecek, haraç isteyecek! Babasını el kol hareketiyle korkudan kaçıran çocuk oğluna neler yapmaz lan. Bir anlık öfkeyle çocuğu pataklayasım geldiyse de vazgeçtim döndüm yoluma..

Şimdi hayatıma katacağım her şeyin aslında benim çocuklarıma da birer miras olacağını idrak eyledim “bizzat yaşayarak”. Siz de öyle eyleyin a dostlar.. Ne diyor Orhan Pamuk – Ailelerimizin eğitimli ya da eğitimsiz olmaları hayatımızı onların karakterlerinden çok daha fazla etkiler! Kesinlikle alacağınız, edineceğiniz her bilgi, her deneyim, her bakış açısı, her düşünce sizden daha çok çocuklarınızı etkileyecek!

Şimdi bırakın saçma sapan şike muhabbetlerini, dizilerdeki ferihaları, fatmagülleri, kuzeyleri güneyleri de birazcık kitap okuyun :) Aha da bu sosyal mesaj kısmı işte :D Çocuklarınıza dizilerdeki fatmagül’ü, feriha’yı ‘mı anlatmak istersiniz yoksa onlara gelişim süreci boyunca yol gösterecek birbirinden değerli bilgileri, tavsiye edebileceğiniz kitapları mı?

Çok mu itici oldu? Olsun! Mesajım yerine ulaşsın o yeter de artar bana :) Geliştirin abi kendinizi, ot olmayın! Hepiniz birer bahçeye dönüşüp çiçekler yetiştireceksiniz yaşamınızda.. Kurutmayın kendinizi, sulayın, besleyin ki çiçekleriniz daha gür, daha rengarenk, daha ışıl ışıl gelsin dünyaya :)

Oh yess ben de 80 yaşıma yeni bastığım şu günlerde böyle öğütler vermekten büyük zevk alıyorum :D

Olamaz mı?

5

Güneşli bir İstanbul günü.. Vapurda martı sesleri eşliğinde okuduğum kitabımın son sayfaları yaklaşıyordu, biliyordum bu kitap bu vapurda bitecekti. Adı geçtiğinde bu vapur aklıma belki gelecek belki gelmeyecekti.. Özel olmalı dedim. Bu kadar basit bitmesin bu  kitap.

Son sayfasına geldiğimde etrafıma bakındım şöylece. Bir sürü insan vardı güneşli havanın tadını çıkarıp denizin kokusuyla başını döndüren, kendilerince meşgaleleri vardı, kimi telefonla konuşuyor, kimi fotoğraf çekiyor, kimi çevreyi izliyor, kimi martılara simit fırlatıyor bir vapurda olması gereken her şeyi yapan normal insanlardı. Biri hariçti sanki onlardan, hepsinden uzak iç kapıya yakın oturan, pembe bluzlu beyaz şapkalı genç bayan. O da benim gibi kitap okuyordu :)

Şu anın bir fon müziği olmalı dedim içimden. Çok düşünmeden ilk aklıma gelen şey http://fizy.com/#s/1oghqn bu şarkıydı. :) ve şimşekler çakıverdi :)

Amelie tabi ya.. Amelie..

O olsa bu kitabın bitişini daha anlamlı kılardı, bu bitişten bir mutluluk çıkarırdı kendine :)

Bu düşünce içinde aklıma harika bir fikir geldi. Nasıl heyecanlandığımı anlatamam sizlere.. Hemen içinde fotoğraf makinemin olduğu çantamın ön gözünden kalemimi çıkardım ve kitabın ilk sayfasına;

1- Varol AKSOY 

yazdım..

En altına da alelacele ama düzgün yazmaya gayret göstererek “Bu kitabı siz de hiç tanımadığınız birine verirseniz sevinirim..” yazdım. Kapağı kapattım ve beklemeye başladım. Kime vereceğim apaçık işaretlerle belliydi. O da bitirince başkasına verirdi belki, sonra o da başkasına derken, benim vapurda bitişini anlamlı kılmaya çalıştığım kitabım döne dolaşa onlarca el değiştirirdi.. Belki en sevdiklerimin eline geçerdi, belki bu yazıyı okuyanlara ulaşırdı, belki her eline geçeni mutlu ederdi bitişi beni üzen kitabım? Düşündükçe daha da mutlu oluyordum ama bir sorunum vardı.

Feci korkuyorum, ya terslenirsem? ya yanlış anlaşılırsam diye.. Daha önce hiç bir bayanın yanına merhaba tanışabilir miyiz diye gitmemiş ya da kesişmemiş daha doğrusu bir bayanla duygusal anlamda nasıl yakınlaşılır bilememiş biri olarak kesin bu benim yaptığım şey sarkıntılık yapan insanların yaptığı şeyin aynıdır diye düşündüm. Arkadaşça herkesle samimi olabilirim ama işin içine öyle yaklaşımlar girince beceremem. Her neyse amacım zaten yakınlaşmak değildi sadece o kitabı verirken beni yanlış anlarsa ne yaparımın korkusunu taşıyordum.

Olur ya İstanbul burası, alıp kitabı fırlatma olasılığı, sen ne yapmaya çalışıyorsun pis sapık diyerek çığlık atma ihtimali filan.. :D

Bunlar aklıma gelince bir an vazgeçer gibi olsam da iskeleye yaklaştığımızı farkettim. İnsanlar ayaklanmıştı fakat sanırım okuduğu kitabın etkisinde olan bayan hiç hareket etmiyordu..

Hadi Varol ya şimdi ya hiç dedim ve fırladım ayağa..

Kapının yanında oturması benim için büyük şanstı, geçerken kalabalığın içine karışıp uzatacaktım. Acele etmeliydim ki insanların kapıya yaklaştığını görünce o da hemen kalabalığa karışmasın. Hemen giriverdim kapıdan geçme kuyruğunun içine, o okuduğu kitabını çantasına koyuyordu.

Aman tanrım kalbim nasıl atıyor anlatamam size, sanki o kalabalığın içindeki ben değilmişim de koskoca vapurda sadece o ve ben varmışım gibi heyecanlandım. Kitabı sağ elime aldım ve uzandım ona doğru ama o an benim için ölüm gibi bir şeydi. Tam o uzanış anında vazgeçtim, kitabı alıp çantama koyup gitmek istedim. Sonra bayanın beni farkettiğini gördüm ve “bu kitabı size vermek istiyorum” dedim. O şaşkınlıkla kitabın kapağını açtığında ben hemen yana kayıp kapıdan çıkmıştım bile.. Kapının penceresinden baktığımda gülümsüyordu :) Ohhh dedim be işte bu :) İnanın bana sanki dünyayı değiştirmişim gibi sevindim ve mutlu oldum :)

Hem anlamlı bir iş yaptığıma, hem de terslenmeme fırsat vermediğime sevindim :D Çifte mutlulukla ve yakalanma endişesi ile çabuk çabuk indim aşağıya, vapurdan indiğimde içim huzur doluydu :) Kendi küçük oyunumu başarıyla başlatabilmiştim, bundan sonrası onun sorunuydu :)

Aradan neredeyse bir ay geçti. Ben başlattığım oyunu tamamen unutmuş öyle iki mutlu bir mutsuz devam etmiştim hayatıma. Ta ki o maili alana kadar :)

“Merhabalar ben vapurda Tuna Kiremitçi’nin kitabını verip kaçtığınız kişiyim :) Web sitenizden buldum mailinizi. Şaşkınlıkla beraber tüm günümü mutlulukla doldurduğunuzu bilyormusunuz? Nasıl olur yaaaa, nasıl diye sorguladım durdum. Tanıdığım herkese anlattım onlarda inanamadılar. Kitabı bugün bitirdim ve söylediğiniz gibi tanımadığım birine 2. sıraya kendi adımı yazarak verdim. Bir tane yetmez ama bunu birkaç defa daha yapacağım, çok keyifli oluyor :) Size çok teşekkür ederim hayatımı kısa süreliğine de olsa değiştirdiğiniz için…. İyi akşamlar.”

Bu maili aldığım gece yerimde duramadım heyecandan :) Tıpkı düşündüğüm gibi olmuştu her şey, kitabımı bir başkası okumuş sonra o da tanımadığı bir başkasına vermişti.

Kim bilir ne kadar dönüp dolaşacak, kimler benimle aynı duyguları paylaşacak :) Kim bilir o kitap döne dolaşa kimlerin eline geçecek? Belki bir eylül akşamında olur ha? olamaz mı? Fon müziği http://fizy.com/#s/1ajbdl bu olur.

Bir gece iskelenin üzerinde ay ışığını izlerken kitabın ilk sahibi ile son sahibi buluşur? Belki tesadüfleri seven aşk, “olabilir” diye fısıldar kulağıma? Sonra ay Amelie’nin yüzüne dönüşür ve gülümser bana :) Teşekkür ederim gözlerimdeki nemi silerek :)

Gelin biraz kafa kurcuklayalım :)

3

Siyaseti sevmem ya ben, hep öyle derim. Her haltı karıştırıp, gündemi takip etmeden, karşıt fikirleri-olayların oluşumunu ve etkilerini ölçüp biçmeden de rahat edemem. Vay ordan Tayyip çıkmış vah burdan Bahçeli bunu demiş filan gibi değil, daha çok ülke için muhtemel doğacak sonuçları görmeye çalışırım.

24 yaşındayım ve yaklaşık 10 yıldır ben bu ülkeyi devlet başkanlarının, milletvekillerinin yönetmediğini biliyorum. Tabi bunu kahvede okey oynarken yandaki taşları üstüste vurup  insana haz veren sesleri çıkaran amcamda biliyor ve söylüyor. Hele hele amcam gür bir sesle, azıcık da tükmük saçarak konuşur ve olayı ABD’ye dayandırırsa her siyasi sohbet açıldığında kahveden girişini arar gözler. :D Kahveci bile bazen gaza gelir, bu benden olsun Bedrettin dayı diyerek elini göğsüne vurur :)

Hep daha geniş bakmaya çalışın canlarım ciğerlerim, hep daha uzağa bakmaya çalışın. Önüne konanı yemeden önce git mutfağı araştır, börtü böcek var mı, aşçının donu kaloriferin üzerine konmuş mu, merdiven altlarında karaböcükler cirit atıyor mu? Uğur Dündar’lık bir durum var mı onu görmeye çalış. Hani koyun olma diyor ya elitist ve entellektüel zümre. Hak ver cidden, koyun olma, azcık geniş bak.

Heh nerede kalmıştık, olayı ABD’ye dayandırırsak biz bu ülkenin siyasi haritasını çözmüş oluruz diyorduk değil mi? Aslında birazcık şaşı baktığımızda  monaguduklarımın siyonistleri var işin altında derler. Yahudiler yönetiyor lan dünyayı, cocacola filan yapıyo oğlum hep, ariel filen, hep onlar eşeliyor meclisin zeminini.. Deriz..

Azcık araştırmacı ruha sahipsek oturur youtube’dan Zeitgeist izleriz, ufff onu izlersek sokağa çıkar veririz coşkuyu en janjanlısından ;) Öyle kafede filan arkadaşlarla “adam haklı beyler”, lan şirketler yönetiyor oğlum harbiden dünyayı der yine olaya hakim adam imajı çizeriz. Biz çözmüş adamızdır insanların gözünde. Karizma tavandır, şekil on numara..

Size bir şey sormak istiyorum. Beyninizin en çok hangi lobunu kullanıyorsunuz? Sağ/Sol?

Okul hayatımız boyunca, gündelik yaşamımızda, hayatımızın geri kalanında oluşturulmuş düzenin insan beyninin sadece sol lobunu kullanmaya dayalı olduğunu söylesem? Alabildiklerimizin sadece ezbere dayalı kısımda işlendiğini, bizi sürekli özgür düşünme ve sezgilerimizden faydalanma yetisinden uzakta bir hayatın enjekte edildiğini, yaşam boyunca kısıtlandığımızı söylesem? Aslında dar baktığımız, yapabileceğimizden çok azını yeterli görebildiğimizden bahsetsem? Beynin sağ tarafının yaratıcılıkla, sanata yatkınlıkla, duygusallıkla, mucitlik, üretkenlik, bir şeyleri değiştirmek gibi bir çok özellikle dolu olduğunu söylesem? Daha bunun gibi çok şey anlatsam da anlaşılmasa değil mi?

Dar bakıyoruz abi, göremiyoruz, farkında olmadan psikolojik olarak beynimizi zincirliyorlar, hapsediyorlar. Şu sözü duymuş olmalısınız; “Hiç kimse kendini özgür sanan birinden daha fazla esir olamaz..” Bu size ne ifade ediyor acaba? Yok abi yeaaa Varol kafayı sıyırmış mı diyeceksiniz? Bu ne diyo leeaaaa diye kendinizce bilmişlik mi taslayacaksınız? O zaman bana aksini kanıtlayın! Hadi gelin o kısıtlı beyinlerinizin puzzleın alabildiği kadar parçasını alıp birleştirip gördüğünüz şekli anlatın! Illuminati? Luciferianizm? Milyonlarca subliminal mesaj? Dinsizleşmenin elitizm sayılması? Masonizm? Milliyetçilik? Savaşlar? bla bla bla.. Paranoya mı yapıyorum? Tamam paranoya yapıyorum. Peki siz?

Canlarım ciğerlerim ben uzatmayacağım. Dünya şuan Illumunati tarafından şekillendiriliyor diyorum ve gördüğünüz, bildiğiniz her şeye inanmamanız gerektiğini binlerce kez tekrarlıyorum.

Az biraz bilgi sahibi olmak için http://michaelsikkofield.blogspot.com/search/label/illuminati bu blogu okuyun ve hiç birine inanmayın! Bunu ben söylemiyorum, o söylüyor. Bana inanmayın sadece aklınızda bulunsun, doğruyu siz keşfedin diyor. En güzelini söylüyor. Benim söylediklerime de inanmayın! Hiç kimseye inanmayın! Aklınızı kullanın ve gerçeği görmeye çalışın.

Sizi Michael Sikkofield ile başbaşa bırakıyorum :) Umarım benim kadar hevesli olup tüm blogunu baştan sona okuyup kendi sentezinizi oluşturursunuz :)

Son olarak.. Tayyip yönetmiyor bu ülkeyi, bu doğruydu..

Heyy ama az önce bana inanmayın demiştim. Belki bana inanmayın dememe de inanmanız gerekiyordur! Aslında inanmamanız gerekiyor diyerek aslında bana inanmanız için ters psikoloji yapıp beynimizin kısıtlı oluşunu kullanıyor da olabilirim. :D Heyy.. Gidin araştırın. Herkese eyvallah demeyin. :)

Siz güçlüsünüz..! Siz Allah’ın bahşettikleriyle donatılısınız.. Gücünüzü kullanmamakla ona itaatsizlik etmiş olursunuz..

Herkese huzur diliyorum :)

Go to Top