Kişisel

Athena – Ben böyleyim

0

Bir Frank Sinatra parçası ancak bu kadar coverlanır ve bir parçanın sözleri bir insanı ancak bu kadar güzel anlatır :) Şu sıralar ve uzunca bir zaman parçam budur!

Athena’dan geliyor ve Varol zibilyon kez dinleyip yetinmiyor, size de dinlettiriyor :) Sesi açın, daha çok açın..

hayat,
bu kadar mı?
bence değil bir kaç sözüm var
biraz senin gibi
yıkılmayan duvarları var
bazen esintili, bazen uzak
yakınlarım var 

ben, ben böyleyim
kendi yolumda
bırak tutma beni
kaybetsem de üzülmem aslane boş kaygıların
korkma bana hiç bir şey olmaz
yanlış doğru gibi
eksik kalan bir kaç satırsa
ve ben, ben böyleyim
kendi yolumda

hayat benim
her anımı yaşadıkça sevesim var
aldırmam hiç yağmurlara
benim güzel hatalarım var
bir an bile vazgeçmedim kendi yolumdan

değer,
saklanma hiç
geçer zaman böyle de geçer
ya sev, ister vazgeç beklentiler sadece üzer
ayrı dünyalarda farklı farklı kafalarda
ve ben, ben böyleyim
kendi yolumda 

hayat benim
her anımı yaşadıkça sevesim var
aldırmam hiç yağmurlara
benim güzel hatalarım var
bir an bile vazgeçmedim kendi yolumdan

Karşı tarafı anlamak..

1

Yalçın’la şirketin yan tarafındaki minik bahçede sigara içerken hep derin düşüncelere dalar mükemmel ötesi fikirler üretip ofise geri döneriz. Bazen karambole böyle dünya meselelerini masaya yatırdığımız anda kayıt cihazı filan konsa düşüncelerimiz yetkililere ulaşsa diye hayıflanırım. Ciddiyim, biz çok önemli fikir adamlarıyız. :D Gülmeyin ya bir karınca yuvasının nasıl olupta üzerine basmamıza rağmen çökmemesinden, yaprağa şaplak attığımızda patlayışının bilimsel esbabı mucibelerine kadar derinlemesine ve insanlık adına anlamlı konularda istişare yapıyoruz.

Bakıyorum abi herkesin derdi karşı cins. Ya kadınlar erkekleri anlamıyor ya erkekler kadınları anlamıyor. Bir taraf muhakkak suçlu oluyor, sorunlar çıkıyor.

Kadınlar bizi anlamıyor abi dedi Yalçın. Olum neslimizin geneli de onları anlamıyor, biz de anlamıyoruz yeri geliyor, bişeyler oluyor böyle bilmediğimiz, ilişkiler kurcuklanıyor abi dışarıdan müdahale alıyoruz dedim.

Haklısın abi dedi. Karıncaları izliyordum o sıra hıııı diyerek geçiştirdim.

Karıncaların da vardır dimi lan dişisi erkeği düşüncesi aklımdan geçerken konu çiftleşmeye kadar gider, o malum karıncanın belini incitmeme espirisi olur filan diye sustum. Aslında merak etmiyor değilim yani nasıl bir özel hayattır abi labirentlerde herkesin içinde filan. Ar var namus var karınca camiasında, sanırım o kum çıkardıkları devasa tepelerin yanında oluşan minik alanlar bu iş için tahsis edilmiş yoks.. şe. yahuf tamam bu konuya daha sonra değinirim anlatacağım şey bu değildi..

Abi kadın ve erkek. İstekler çok farklı dedim. Kadın siyah isterken, erkek morciverte alıcı gözle bakıyor, kadın güneye inelim derken erkek snowboard yapalım diyor, kadın akşam romantik bir yemek yiyelim derken, erkek halısaha maçında kıvrak figürler sergiliyor filan. Olaylar farklı ilerliyor. Sorun çok büyük bak çok ciddiyim 3. dünya savaşı kadınlarla erkekler arasında çıkacak dedim. Abi bu kadın milleti var ya bak bizim kadar fiziksel güce kuvvete sahip olsalardı yeminle kadın ülkesi kurarlar, erkeklere pasaportla vizeyle giriş hakkı tanırlar, insan yerine koymazlardı lan bizi dedim.

Gözleri parladı Yalçın’ın.

Tehlikenin farkında mısın dedim bir bar filozofu edasında..

Ürperdi. Panik hakim oldu ortama.

Abi bir şeyler yapmalıyız diye düşündük. Yazık olacak iyi kötü kurulu düzenimiz var, ele güne muhtaç değiliz çok şükür, anamız bacımız var çorbamız kaynıyor falan fıstık allah muhafaza olur da kadınlar erkekler birbirine girerse ağzımıza topak topak zıçılır dedim.

O andan itibaren en uysal kadın bile gözümüzde bir Zeyna oldu, çaycı Dürdane abla atıyla koşturup lililiilililillleeeeeeeee nidalarıyla dötümüzden okla vurur diye gerildik. Birbirimize sarılmamız an meselesiydi.

Açıkça beyan ettim fikrimi.

Abi dedim bak şimdi birileri bunu yapmalı. Kadın ve erkek ırkı adına temsilci seçeceğiz. Bizden mesela şoför Memati abi olabilir, kadınlardan da ne bileyim…. …….. boşver onlar seçsinler kendilerine göre diye ucunu açık bıraktım. Demokratik davranmak ile stratejik olarak bir adım önde olacağımızı düşündüm ;) Sonra o temsilciler dünya basınının gözü önünde karşılıklı konuşarak mütabakata varacaklar. CNN, NBC, ATV, BBC, FLASH TV, ZDF, MELTEM TV hepsi toplaşıp bu görüşmeyi canlı olarak yayınlayacaklar. Uzman fikir adamları efenime söyleyeyim kimdir? Rıdvan olur, Sergen olur, Emre Kongar olur, M.Ali Birand olur hepsi simultane olarak görüşmeyi değerlendirsinler. Halk oylamaları yapılsın GSM operatörleri ücretsiz sms sistemleriyle anketler yöneltsinler halka onlar konuşulsun.

Memati abim yöneltsin tüm soruları kadın ırkını temsilen farzı misal Angelina Jolie’ye ya da Ayşen Gruda’ya artık her kimi uygun görüyorlarsa.. Anlatsınlar abi, bakın durum bu bu. biz bunu bunu yaparız bunlar bize pek olmuyor, haa sizin de durum buyken bu bak aslında bu böyle olsa süper olur şeklinde beyin fırtınası oluştursunlar.

Maddeler halinde kadınların ve erkeklerin uyması gereken kurallar belirlensin ve yasalaştırılsın. Uluslararası geçerliliği olan bir kurum tarafından denetlensin ve 3. dünya ülkelerine kadar her yerde uygulamaya başlansın. Yeni nesiller bu maddelere göre yetiştirilsin ve kimse lan bu kadınları anlamak ne zor anasını satayım, lan bu erkekler ne odun şeklinde konuşmasın. Böyle löp diye anlaşılsın, kavga dövüş çıkmasın ortamlar gerilip dünya barışına gölge düşmesin.

Yalçın’ın gözleri doldu. O kadar güzel konuşmuştum ki ahh ulan yine gitti canım güzel fikirler havaya çalıya çırpıya diye düşündü.

Öyle tabi abi önünü almazsak vallahi billahi savaş çıkar. Kadınlar akıllı bi de en fazla 50 seneye bizim 3 katımız fiziksel kuvvete erişecek bilimsel ilaçlar geliştirir anamızı ağlatırlar dedim. Olay çığrından çıkmadan harekete geçmeliyiz fikrinde birleştik.

Sigaralarımız bitmiş ve sessizlik oluşmuştu. Ofise geçtik konuyu Orhan’a anlattık. Onun bi tanıdığı varmış böyle imtiyaz sahibi, akşam konuşacak yarın ona göre girişimimizi yapıcaz.

Kurtarıcaz olum dünyayı. Yedirtmeyiz lan kimseyee!!

 

 

Masal daha yazılmadı..

0

Eeeee.. Şey…

Merhaba ben bu blogun sahibi oluyorum :)

Aslına bakarsanız son derece yorgun ve uykusuzum fakat bloguma bir kaç şey aktarmak istiyorum..

Çok uzaklardan geldim bu sabah, tatil ve mükemmel dostlarla vakit geçirme tadında bir zaman dilimiydi. Gidebilecek bir sürü yer varken Samsun’a gitmeyi tercih ettim ve bunun nedenini kimse tam olarak bilmiyor.

Kurtuluş Savaşı desem?

Atatürk’ün başlattığı gibi değil elbette :) Bu benim kendimi hiç ama hiç iyi hatırlamadığım anılarımdan kurtarma mücadelemdi. İşaretlerim hiç bir zaman eksik olmadı ve hep görmem gereken zamanda karşıma çıktı.

Küçük mutlu bir bebek ve mutlu bir aile, alkol, genç bir çift, bir ihanet, boşluktaki insan modeli, hiç gayret göstermeme rağmen gözüme defalarca ilişen kelime öbekleri, hayalimdekine yakın bir ev, gizlenmiş bir blog, masmavi bir deniz, ayağıma batan bir diken, bir falcı ve son olarak mezarlıkta geçen zaman dilimindeki işaretler.. Her biri benim için inanılmaz derecede anlam taşıyor.

Okuyanların pek bir şey anlamayacağına eminim fakat inanın bu bir haftalık zaman diliminde almam gerekenden çok daha fazlasını alıp görmem gereken her şeyi gördüm. Beynim bir an olsun boş kalmadı, sürekli düşündüm her şeyi düşündüm, canım yandığında söyledim, bazen bilinçli olarak canımı yaktım. Acısın istedim iyice.. Kafa dağıtmak bir çözüm değil benim için, gerçeği çekip çıkarabilmekti önemli olan.

Artık her şey tamam benim için, sadece bir eksikle :)

Daha asıl masalı yazmadım.. ve kimse daha Amelie ile tanışmadı..

Mutlulukla kalın :)

Mezar daşı mıymış neymiş!

0

Az önce Samsun Arkeoloji Müzesi’ne gittik. Ben yeni bitmiş mistik kitabımın verdiği heyecanla her gördüğüm eski yazının acaba ne anlatıyorunu düşünürken, bir yandan da acaba bu yazıyı nasıl biri yazmıştır, sabah uyandığında ne düşünüyordur o adam, nasıl bir yerde yazmıştır, kimdi acaba, ne yapmak istiyordu, o dönemde nasıl bir ortam hakimdi falanların filanların içinde yüzerken sabırsızlıkla çevreye bakıyorum ve bilgi alabileceğim panolar arıyorum. Hep böyledir eski bir şeyler gördüğümde hep gözümde o dönemi canlandırır ve kendimce hayal gücümün götürdüğü yere kadar tarih içerisinde yolculuğa çıkarım.

Fakat Samsun Arkeoloji Müzesi için söylemiyorum ne yazık ki ülkemizde hiç bir müze bize tam olarak o mükemmelik ve doymuşluk hissini sunamıyor. Amaç taşa bakıp çıkmak değil ki. Bir müze kültürel anlamda lunapark kadar eğlendirici olabilir, oradan çıktığında için kıpır kıpır olabilir. Eğer ben bugün oradaki tüm yapıların geçmişi hakkında tam bilgiler alabilseydim, sorularımı cevaplayabilecek bilgili insanları bulabilseydim az önce söylediğim gibi lunaparktan yeni çıkmış bir çocuk kadar içim mutlulukla dolu olabilirdi. Olmadı..

Neden?

Müze içerisinde gezindikten ve hiç yeterli olmayan yazılardan ve hatta yazı bile değil sadece etiket tarzında, “çanak-çömlek-kandil-heykel” lagalugalarını gördükten sonra açık hava müzesi olarak kullanılan müze bahçesindeki yapıları gezmeye başladım. Devasa büyüklükteki taşların üzerinde bir sürü el yazısı vardı. Görevlilerden birini çağırıp burada ne anlatıyor diye sordum.

Abi yeaağğğ napacağnız, Ruma döneminden galma işte, mezar daşı mıymış neymiş.

cevabını aldım. Nasıl yani siz bir görevli olarak bunu mu sunuyorsunuz bana dedim.

Adam o lanet olasıca bacağını tarihi eserin üzerine koyarak “hayal edebilmeniz için ayağını boyacı sandığına koyan beyaz çoraplı bıyıklı türleri düşünün” yetmez mi ağbi daaa ne bilecen? dedi.

Kız kardeşim atıldı bu sefer, iyi de siz İstanbul’da böyle bir şey yapamazsınız, Müze sonuçta burası ve siz bilgi verebilmelisiniz. Kim yapmış, nerede bulunmuş, hangi tarihte çıkarılmış, bulan kişi kimdir, kaç yıldır koruma altında vs. vs.  Söylediklerinizin hiç biri yeterli değil dedi.

Adam: Size yetmiyor valla kimse gelip bunları merak etmiyor bakıp bakıp gidiyorlar dedi.

Lan iyi de neyine bakıyorlar. Taş yani. İlkokul öğrencisi miyiz biz zorunlu olarak getirilelim de arkadaşlarımızın saçını çekip kaçalım öğretmene çaktırmadan? Bilgi edinmeye geliyorsun, o havayı hissetmeye, şaşırmaya, geçmiş hakkında büyülenmeye ve insanlığın ne süreçlerden geçtiğini kanıksamaya dair çıkıyorsun bu yola.

Bir de şu var. Müze gezintim esnasında hiç bir şekilde iletişim kurmaya çalışmayan görevliler, müze çıkışındaki hediyelik kalem, defter, bardak ve kitap satan reyona yaklaştığımda buyrun yardımcı olalım, bakın bu filanca vıttırvızığın minyatürleştirilmiş ebesiksel yansıtılışı bla bla diye pazarlamacılığa giriştiler.

Bu mudur?

Ne yazık ki budur! Bulunan eserlerin yanında onların insanlara doğru bir şekilde sunulabilmesi çok önemli bir konu ve bu husus şimdiye dek gittiğim tüm müzelerde atlanıyor. Umarım sanata ve tarihe daha fazla önem veren bir bakanlığımız olur da en azından 8000 yıllık arkeolojik kazıya çanak çömlek diyen bir başbakanın ardı sıra yürüyen karanlık şovalyeleri yerini aydınlığa doğru el uzatan yürekli insanlara bırakır.

Şimdi deniiiiz ve mangal zamanı, höpürcük herkese :)

Go to Top