Pazarınız pazar olaaaaaa :)

Hayatımın en yorucu pazar günlerinde birini geçirdim, yaptığımı ettiğimi yazmam gerekiyor çünkü feciii ısrar var bu konuda :)

Efenim niyetimiz PhotoWorld ailesiyle birlikte fotoğraf çekmek oradaki değerli üstadlardan bilgiler almaktı. Gel gelelim sabah telefonumun The Cardigans- Losing My Favorite Game parçası ile başlayan alarmı benim ona uzanmam ve telefonun yere düşürüp susması nedeniyle derin uykuma devam etmeme sebep oldu. Bu yüzden de geziye zamanında katılamadım :D

Yalçın ile telefonlaştıktan sonra düştük yollara. İki çantam vardı birinde Tripod diğerinde Fotoğraf Makinem (var yani var tripodum da var hahah :D )  Yalçın ile tramvay istasyonunda buluştuk ve doğruca ada vapuruna zıplayıverdik. Bir buçuk saat süren vapur yolculuğunun ardından toprakla kucaklaşıp koşma güdüsü doğdu içimde, bastırdım onu.

Hacı dedi gel yemek yiyelim ki Metin gelene kadar vakit geçiririz dedi. Peki dedim, tuttu beni Faytonların aynı minibüslerinkine benzeyen pohhh kokulu durağının içinde bulunan 50. sınıf balık lokantasına götürdü :P Heryer resmen poh kokuyordu :S Kafası koparılmamış balıklarımı yedim, yalçın köfte yedi :P

Sonra çıktık adada gezmeye başladık. Gördüğüm ilginç şeyleri fotoğraflarken diğer yandan da Yalçın’a laf yetiştirmeye çalışıyordum. Yalçın’ı asistanım ilan etmiştim, çantalarımı o taşıyordu bir yandan da birşeyler anlatıyor muhabbet ediyordu benimle :) Derken aklıma düştü, tripodu yüksek bir yere koyup fotoğraflamalıyız dedim. Ne diyorsun sen Varooooll dedi :D Valla öyle hacı dedim :) Dağ bayır tepe duvar tırmandırdım onu. Yol bitti devasa köpekler çıktı karşımıza vazgeçmedim. Yürü yalçın hiçbişey caydıramaz bizi diye yüreklendirdim :) Ormanın içinde ilerleyerek yüksek biryere çıktık fakat hiç de güzel fotoğraf çekecek bir alan bulamadım :S

Metin aradı hacı gelmek üzereyim ben, almaya gelin dedi. Döndük geri, yine ilginç yerleri fotoğraflamaya devam ediyorum… Metin’i aldık beraber tekrar yemek yedik ne alakaysa :D Ben zaten doktum ama önüme konmuş pideye hayır diyemedim :P Biraz dolaştıktan sonra Yalçın’ı gönderdik vapurla ve Metin, Zafer, Ben adanın amiyane tabirle içine etmeye başladık :)

Metin’in hacı arkamı flu yap, arkamı flu yap ısrarlarıyla gün boyu sadece onun portre olarak 70 tane fotoğrafını çekmişim :) Totalde ise 500 net fotoğraf :D Wuhuuu süppaa :)

Metin Zafer ve Ben herkesin gezdiği yerlere gitmek yerine ilginçlikleri keşfe doğru çıktık yola. Çünkü bize macera lazım :) Orası kestirmedir, burası böyledir diye diye ormanın içinde kaybolduk :) Önümüze çıkan İneği domuz zannederek tırstık geri dönmeye karar verdik, olmadı sopa aldık artislik yaparsa dalarız diye kararlaştırdık :D Ben siz beni koruyun, makinem var benim diye yalvarışlar içindeyim tabi :P Şaka bi yana korka korka, hışırtılardan ürke ürke git gide medeniyetten uzaklaştık, yaklaşık 1 saat boyunca tek bir insan bile görmeden ilerledik :)

Karşımıza ilk çıkan kişi, köyün delisiydi :) Acayip bir şekilde kekleyesim geldi kendisini :) Time dergisinde fotoğrafçı olduğumu söyledim, onu Büyükada’nın tanıtımında kullanmak üzere fotoğrafladığımı anlattım :) Adımı sordu, senin adın ne dedim, Yıldırım dedi :) Vayy adaşım dedim, memleketimi sordu, önce sen dedim Malatya dedi, vayyy hemşerim dedim :D Hepsini yedi :) Telefon numaramı istedi, vermemek için kaçmak zorunda kaldım :)

Metin hadi hacı geç kaldık yauw diye ısrar edince dönmeye karar verdik ama bu kadar şey bana yetmezdi. Bizim Yıldırım’a kardeşim burda bi kilise varmış nasıl gitcez oraya dedim, Gel abi takip et beni dedi. Takip ederken aklı selim bi amca gördük, ona sorduk, tarif etti ama uzak biraz dedi. Olağanüstü ikna kabiliyetimle, yokuşun ta öte başından Metin ve Zafer’i sürükledim peşimden :D Hehhe hem manastıra çıktık, hem Aya Yorgi kilisesine diyecektim ama öyle olmadı :D Aya Yorgi kilisesinde kocaman bi köpek olduğundan kilisenin kapısından geri döndüler, onlar gelmeyince bende gidemedim tabii :(

Upuzuuuun bir yolculuktan sonra koştura koştura iskeleye vardık :) Fakat bir sorun vardı, Metin yanlış bakmıştı vapur saatlerine ve biz 1 saat erken gelmiştik :S İşin kötüsü jetonlarımızı attığımızdan dolayı içeride mahsur kalmıştık :P Hehhe gittik, görevli ile konuştuk, pohu Metin’in üzerine ataraktan dışarı çıkıp serbest zaman ilan ettik kendimize. Zafer ve Metin tavla oynarken ben asıl sanatsal faaliyetlerimi gerçekleştirdim :)

Çıkardım tripodumu, açtım bacaklarını, altından geçen …. :D :D Eee şey pardon, işte tripodumla birbirinden güzel harikuleyt fotoğraflar çektim, acayip tribe girdim :) Fakat totom dondu onları çekerken : S Hİyyyyyyyyy tir tir titriyordum resmen :/

Vakit geldi ve Vapur’un hareket edeceğini bildiren anons yankılanmaya başladı, biz 5 dakikamız var diye düşünürken Vapur zart zurt ses çıkartaraktan yerde yolcu kalmasın dedi ve insan dışı deparlar ataraktan vapura doğru yardırdık :D Ben düşünün yani ben, futbolcu Metin’i geçtim koşarken :D Wuhhh nasıl bir enerjiyle dolmuşum böyle ben bile şaşırdım :D :D

Vapurda acayip yorgunluk vardı üzerimizde, uyumaya çalıştık olmadı, sonra Metin hemen yanımda oturan turistlere merhaba dedi, tanışmaya çalıştı :D Hahhaha o kadar komik anlar yaşadıkki anlatamam :D Metin soruyu soruyor ama cevabını anlayamıyor :D Bizde düşündük taşındık 3 kişi bir cümle kurup tek bir kişi olarak turistlere aktardık :D İçlerinde en iyi ben anlasamda, bu konudaki cesaretsizliğim yüzünden hep metine gaz verdim :D

Baktım turistler bizi sallamamaya başladı, derhal şu meşhur mendil kaybetme numaramı uyguladım ve turistler büyülendiler :D Geri getir dediler, sonsuza kadar yokoldu dedim :D Ortam yine güzelleşti, yine anlamsızzca cümleler havada uçuştu, bir ara kızın hangi bölümde okuduğunu sormak istedim lannn ingilizce bölüm neydi ki vay ağzına tüküreyim :S Çok merak ettim ama öyle böyle değil, sonra kardeşimi aradım, oda arkadaşı Duygu almanca öğretmenliği okuduğu için biliyordur diye düşündüm :D Ondan doğru cümleyi aldıktan sonra tekrar muhabbeti devam ettirebildik :D Fransız Dili okuyorlarmış, bize gün doğdu çünkü Zafer fransızca biliyordu :D Krizler ardı ardına geldikten sonra vedalaşma faslı geldi, ben hiçbir şekilde askıntı olmadığım kızın facebook’unu istemedim, telefonunu da istemedim, görüşelim de demedim :D Fakat metin kızla son kez tokalaşırken ne diyeceğini unuttu :D Nays tu miit yuuu diyerekten çekiştirdim kolundan :D

Böyle tarzansal faaliyetler ve gülmekten ağrıyan çenem ile birlikte vapurdan indik evlerimize doğru yola koyulduk :)

Turislerle aynı tramvaydaydık, onlara Galata kulesine nasıl gideceklerini anlattım, fakat Karaköy durağında inmediler, yüksek sesle tekrarladım ama duymadılar, yanlarına gidip uyaracaktım, Metin bırak lan sevmedim zaten onları dedi, hassittir nan dedim içimden :P iletişime geçemedin ki bi türlü :D heheh bide trip atıyo allaan conisine :D hehhe

O kadar yoruldum ki anlatamam, Metin hasta olduğunu iddaa ediyor, Yalçın bir daha asla seninle bir yere gelmem diyor, ilk defa tanıştığım Zafer tepkisiz sanırım kırıcı olmak istemiyor :D

Olsun ben istediğimi aldım, süper yoruldum ve harika bir uyku çekeceğim birazdan :)

Önce şu genel ada fotoğraflarımı, sonra Mart ayında deliler gibi çiftleşen ki yok böyle bir fotoğraf albümü( yer yerinden oynayacak eminim, tüm detaylarına kadar yakaladım öyle komik öyle sansasyon fotoğraflar varki anlatamam), birde gece fotoğrafları albümümü yükleyeyim facebook’a egomu tatmin edeyim, mışıl mışıl uyuyacağım :)

Kedilerin çiftleşmesine dair çılgın ötesi birde videomuz var, pek yakında sizlerle olacak efenim, inanın bana böyle komik bir olay gerçekten görmediniz :D Karnıma ağrılar girdi gülmekten , o kadar diyorum :D

Neyse efenim, hoşçakalın, saygılar bizdeennn..

Bay bayyyyy :)

Başka başka şeyler de var :)