Daha fazla sadelik lazım

Tasarımla ilgili içeriklere göz atıyor musunuz bilmiyorum, benim ilgimi çekiyor. Reddit, Pinterest, bloglar olsun şöyle sade ama cidden sade, baktığında pürüzsüz, temiz, göz bulandırıp zihin karıştırmayan şeyler görünce aşırı keyif alıyorum.

Zaten günlük yaşamımız tam bir kaos, her yer her yerde der ya anneler ev dağınıksa filan, hayatın kendisi aynen öyle. Her şey her yerin içinde. Şirkete giriyorsun, sayısız monitör, etrafında klavyeler, evraklar ıvır zıvır bir sürü kıyafet ve aksesuar, kıyafetlerin içinde milyarlarca insan, arabaya biniyorsun onlarca düğme, milyonlarca arabanın içinde; kendin bir arabanın içinde, her şey her şeyin içinde. Şöyle bir zihnini boşaltıp etrafa baktığında kaostan başka tanımı olmayan bir sürecin içinde yer alıyoruz hepimiz. Azı göremiyoruz, az kelimesinin yetersizliği ifade ettiği bir alan burası. Azı yetersizlik değil çok olmayan, abartılmamış, boku çıkarılmamış bir kavram olarak değerlendirmeye başladıkça azın güzelliğinin büyüsüne kapılabiliyorsun.

Sadelik, berraklık, ahh beee içimi açıyor böyle konseptleri incelemek. Geçtiğimiz haftasonu IKEA’nın dizilişi tümüyle kaos ama tasarımı olabildiğince minimal ürünlerini incelerken aklıma geldi. Gerçekten bu iskandinavlar tasarım felsefelerini nasıl oturtmuş olabilirler? Neden minimal? Eğitimini almadığım ya da hakkında bir şeyler okumadığım için kaynak tamamen popom fakat benim düşünceme göre bu tasarımın altında kadının sosyal hayattaki yeri yatıyor gibi.

Kıyası da şu şekilde yaptım. Misal bizim geleneksel tasarımlarımızda envai çeşit kakma, yaldız, dibine kadar girilmiş detaylar, ikircikli kikircikli göz yoran bir bütünlük var. Hani baktığın şeyin tamamını görebilmiş bile olamıyorsun, evet bu bir sanatsal duruş aynı zamanda, sonuçta bir heykele ya da resime baktığında da detaylar büyülüyor insanı ama bana göre gündelik yaşam bu kadar dibine inilmiş detaylı eşyalarla dolu olmamalı.

Misal Türk işi bir mobilyacıya git, koltuğun üzeri desen, kolları desen, bacakları desen, örtüsü desen, minderleri desen her yer desen oğlu desen. Gidip IKEA’ya baktığında gördüğün şey ise; düz bir ya da bir kaç renk, basit, sade.

Şimdi teorimi oturtayım, bana göre Türk kadını yıllar içinde yeterince sosyal hayatta yer alamayıp, eve hapsolduğundan dolayı, bu kadar çok detaya, yaldıza, gösterişe sahip eşyaların kullanımı ve temizliği açısından hiçbir sorun oluşmadı. Detaylar, gösterişli tasarımlar tuttu ve süreklilik halini alıp kültürel tasarım haline geldi. Zaten kültürel tasarım derken mevzu saray ahalisinin tercihlerinden ibaret, yoksa Yozgat’ın dağ köylerindeki adamın evinde 4532453 farklı desene sahip bir masa bulman pek olası değil, yine de soyluların tasarım tercihleri tabanın evlerine uzanan gündelik eşyalarının tasarımlarına etki etmiş olabilir.

Diğer yandan IKEA’da yer alan tasarımların geldiği ülkelerde (genel olarak iskandinavlar diyelim) kadın sosyal hayatın içinde yer alabildiği, çalışmak ve bir şeyler üretmek zorunda kaldığı için temizlemesi daha kolay, oraları buraları pislendiğinde kolaylıkla silip süpürebileceği ürünler tutulur hale geldi. Ha şimdi diyebilirsiniz; lan bizim kadınlarımız evde sürekli kısır yapıp evlilik programı mı izliyordu tarih boyunca diye. Tabii ki hayır, tarlada, bağda bahçede erkeklerden fazla çalıştığını hepimiz biliyoruz ancak zaten şehir hayatı gibi bir kavramın fazla yer almamasından toplumun geneline yayılacak bir ihtiyaca dayalı üretim modeli gelişebilmiş değildi. Zaten bilindiği üzere Türkiye’de şehir hayatına geçiş 1950’li yıllarda Adnan Menderes dönemi ile başlamıştı, akabinde Turgut Özal sağolsun dolduruverdi, şimdikiler de İstanbul’u ortadan ikiye bölüp kanalistanbul ile daha fazla alanı imara açıp daha fazla insanı bir araya toplama derdinde. Neyse siyasetin içine tüküreyim, konumuza dönelim.

Gündelik yaşamı dolduran eşyaların hızlıca üretilebilir hale gelmesi bilindiği gibi sanayi devrimi akabinde hızlandı, yani bundan öncesi için ülkelerin tasarım duruşları açısından konuşmak pek mümkün değil ama günümüzü konu hakkından bir şeyler söyleyebilmek için ölçüt olarak kullanabiliriz. Biri Türk diğeri Danimarkalı ya da İsveçli iki tasarımcının elinden çıkan ürünleri köre gösterseniz ayırt edebilir. Bu da günümüze sirayet etmiş bir tasarım kültürünün varlığını rahatlıkla işaret ediyor.

Anlatmak istediğim konunun özünü toparlamak gerekirse; eğer Osmanlı’da kadın hayatın içinde yer alabilseydi ya da şöyle diyelim; erken Cumhuriyet döneminde o sancılı halkı bilinçlendirme ve kadınları iş hayatının içine adapte etme süreci yaşamadan Avrupa ülkelerindeki gibi bir kadın profili yer alıyor olsaydı, bana göre bizim tasarım geleneklerimizde de bu kadar gösteriş için can atan, doğallıktan uzak, abartılı tasarım ürünleri yerine daha simple şeyler yer alıyor olabilirdi.

Bahsettiğim gibi kaynak benim popom, komple yanılmış da olabilirim, sadece aklımdan geçenlerden bahsetmek istedim.

Less is more, ikea effect filan bunlardan bahsetmeye lüzum yok, zaten her yerde var böyle içerikler. Biraz görsellerle şey edeyim bak, bizdeki kakafoni, kaotik hava ile iskandinav basitliğini bi karşılaştıralım. Hele şu yaldızlar, altın varaklar, aman aman!

 

Ben şahsen bu kadar çok detayın zihnimi esir almasına izin vermek istemezdim. Bir de şu sadeliğe göz atalım.

Kararı siz verin. Aklınızı başınızdan alan şey kaos mu sadelik mi? Neye ihtiyacınız var?

2 Comments

  1. 28 Nisan 2017  13:33 by semi Cevapla

    Teşhis doğru. İskandinav kültürü bambaşka bir şey. Bir yerlerde iklimin bile tasarıma etkili olduğunu okumuştum. Bunun yanısıra toplumsal bilinçle birlikte sade, yalın, az eşya artık adına ne dersek diyelim daha da ön plana çıkıyor. Bizdeki eşya sevgisi ya da evlerdeki abartı ihtiyaçtan çok gösteriş kaynaklı. İşin içine yalın girince Japonları da incelemek lazım. Japon bir aile örneği izledim geçenlerde. Maddi durumları oldukça iyi ancak nerdeyse bomboş bir evde oturuyorlar. Evdeki kişi sayısı kadar tabak, çatal vs. Oturdukları minder akşama yatak oluyor falan filan. "Eşyaya harcacağım parayla, evi temizleyecek zamanımla, çocuklarımla çok daha değerli bir zaman geçiriyorum" dedi evin Japon adamı. Böyle bir kafaya sahip, kendine güvenen bir adamın üstüne para versen varaklı mobilyayı tercih etmeyeceği açık zaten. Demem o ki, bence bu tasarım olayı da çok kapsamlı bir durum. Yani kadın, çevre, kültür, eğitim vs. her şey ama her şey etkili.

    • 30 Nisan 2017  23:27 by Varol AKSOY Cevapla

      Size katılıyorum. Hatta bizdeki bu mal mülk sevdasının kökeninde de memleketin güvensizliği yatıyor. Prof. Dr Selçuk Şirin'in kitabından alıntılayayım;

      "Veriler diyor ki, bir ülkede kişi başı milli gelir arttıkça, o ülkede ev sahipliği talebi azalıyor! Neden? Çünkü refahı yüksek toplumlarda hukukun üstünlüğü de yerleşmiş oluyor. Dolayısıyla o ülkelerin bireyleri, paralarını güvenceye almak için bir tapuya sığınarak betona gömmek yerine adaletli bir toplumda yaşıyor olmanın verdiği güvenle daha faydalı alanlara gönül rahatlığı ile yatırım yapabiliyor"

      Tabi bu toplumsal alışkanlıklar, gelecek kaygısı temelli tercihler hayatın her alanında olduğu gibi tasarımlara da sirayet edebiliyor.

Bir Cevap Yazın