Sanki çok özel bi insanmışım gibi vizyona girmemiş filmlerin özel gösterimlerine gidiyorum ya acayip karizmatik oluyor dimi :D

Inception filmini izlediğim salonda bu kez etohum davetiyle Angelina Jolie’nin Salt filmini izledim.

Ve kendisine olan hayranlığım manyak boyutlara ulaştı.. Manyak abi bildiğin manyak.. Yuhh yaaaa böyle bir şey yok, yani hayatımda izlediğim en etkileyici aksiyon filmlerinden biriydi. Bak Inception’un hakkını yemiyorum o da bombaydı hatta en bomba oydu ama bu Salt filmi de deli dehşet bişeydi yaa.. Kesinlikle gidip izlemelisiniz.

Angelinam sayesinde film çıkışında kendimi süper bir ajan sanıp, kapanan alışveriş merkezi içindeki yarım kepengin altından doğru yerde döne döne girmek istedim :D Orhan’a yürüyen merdivende uçan tekme atıp, X Ray cihazının başında duran güvenlik görevlisini kelepçe ile boğup havada taklalar attırarak tokatlamayı hayal ettim :D

Otoparka indiğimizde ise hacı üç diyince biniyoruz diye Orhan’ı tembihleyip, etraftaki arabaların içinde şüpheli şahıslar var mı onu gözlemledim :P

İşin özü, gidin abi filme, öyle traş filmlerden değil, harbi harbi izlenecek film.. Lakin ikincisi çekileceğini bağıra bağıra söylemişler, Angelina’yı aynı modda tekrar görebilecek olmanın mutluluğu içindeyim :)

Film çıkışı sabahtan beri aç olan bünyemizi Maçka Parkı yanındaki seyyar Kenan abi dürümcümüzde dürümledik.

Neden sabahtan beri açsın diye merak ediyor olabilirsiniz, ben genelde aç kalmam çünkü :D

Efendim şimdi dünyayı kurtarmış bir Angelina Jolie kadar önemli bir kahramanlık hikayesi dinleyecek ve beni yakından tanıdığınız için gurur duyacaksınız :D

Hemen anlatıyorum :)

* * *

Şirkette kocaman bir fare olduğu söyleniyor, herkes tırsım tırsım tırsılıyordu. Müdür geçtiğimiz günlerde Varol sen korkmuyorsan bi baksana, patronun odasına geziyor demişti. Bende Ghost Busters moduna girip elime fırçayı alıp fare aramaya kalkışmıştım.

Lakin 2 kez denememe rağmen fareyi bulamadım. İki denememde de Müdür yanımdaydı ve ikramiyeden söz ediyordu :) Tabi ben daha bi şevkle arıyordum minik fareyi :)

Sonra duydum ki hain temizlikçi abla fareye zehirli kaşar peyniri vermiş :/ Ahh dedim ekmeğime kan doğradınız, ben ne güzel onu yakalayıp ikramiye alacaktım..

Efendim günler geçti ve bizim Server odamızın bulunduğu bölümü acayip bir koku sarmaya başladı.. Anladık ki fare ölmüştü fakat hiç bir yerde bulunamıyordu. Teknik ekip getirtildi, heryer ince ince araştırıldı ve fare ölüsü bulunamadı.. Kartonpiyerlerin arasında olduğunu ön görüp 3 gün sonra koku filan kalmaz diyerek gitti çok bilmiş amcalar. Tabi bunu söylenirken atma hocam din kardeşiyiz diye içimden söyleniyordum.

Evet 3 gün olmuştu ve farenin o kesif kokusu artık ortamı nefes alamayacak hale getirmişti. İşin garibi bi dünya insan çalışıyor ve kimse ulan nolacak bu böyle diye sormuyor, bir girişimde bulunmuyordu.

Ben şirketin o binasında çalışmadığım için olayı pek de önemsemiyordum, ta ki bu sabaha kadar..

Sabah internette acayip bir yavaşlama vardı, Cisco routerları kontrol ettim bir sorun yoktu, server odasında olayı araştırmaktan başka çaremde tabiki..

Girdim içeri ve nefes alamaz oldum, tepem attı ulan dedim, ulannn.. Ulan oğlu ulaaaaaaaaaaaaaann…

Nefes alamıyorum abi nevrim döndü..

Gittim çekiç buldum, ve girdim server odasının duvarına sağlı sollu.. Hieeeyttt vuruyorum da vuruyorum, vuruyorum da vuruyorum. Yok abi bu pislik oradan çıkmalı. Zaten koklayarak yerini tam olarak tespit etmiştim. Ve duvara indirdiğim darbeler sonucunda olay mahaline ulaştım..

Deliği açtım fakat fare gözükmüyordu, fırçanın sapını deliğe soktuğumda yumuşak bir şeye dokunduğumu hissettim. Onu ileri doğru fırlattığımda ise nah bu kadar, yani bu kadar derken bileğinizle dirseğinizin arasındaki mesafe büyüklüğünde, kocaman ama koskocaman tüyleri olan, simsiyah bir fare ile karşılaştım ki aklımı kaybettiğim andır o an :D

Fare ölüsünün belirmesiyle odadan kaçmaya çalıştım, yerde duran fırça sapına basıp patinaj koydum, düşer gibi olup düşemedim :D Eureka diye bağırmak yerine böğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğğ diye haykırdım ve topladım herkesi başıma :D

O 3 günde koku kaybolur denilen farenin etrafında vıyır vıyır parmak kadar kurtlar ve böcekler oluşmuştu.. Hayatımın en en en en ama en iğrenç görüntüsüydü diyebilirm.

Ve olayın bundan sonraki kısmını temizlikçi ablaya bırakarak şirket içerisindeki övgü ve tebrikleri kabul etmek için şeref turu attım :D

Şirket gündemine bomba gibi düşen bu haber ile ikramiye konusunu tekrar bi açtım değerli Müdür’üme.. O da vay bee analar ne yiğitler doğuruyor edebiyatı yaptı tabi bana :D Ben de millete ikramiye için baskı yapmalarını rica ettim :P bakalım noolcak :D

Hıh olayı başa sararsak Varol’un neden aç kaldığını anlayabildiniz herhalde.. Midemin bulantısından, burnumdan taaa beynime kadar işlemiş o pis kokudan dolayı hiç bişey yiyemedim :D

Vel hasıl kelam, belki dünyayı kurtaramadım ama şirket içindeki hijyeni, huzuru ve yaşanılabilirliği arttırdım :)

Görüyor musunuz Evelyn Salt (Angelina) ile ne kadar ortak yönüm var :) İkimiz de kahramanız sonuçta :P

Şimdi nasıl bir ortamda evlilik teklif edeceğimi düşünmekteyim, müsadenizi istiyorum :) Saygılar, sevgiler :)

Not: Korkmayın diye Mickey Mouse’u kullandım, yoksa o kol kadar fareyi görseniz kekelemeye başlardınız :P

Başka başka şeyler de var :)