Farkına varmak…
Evimdeyim, liseli gençler gibi delicesine heyecanla Kavak Yellerini izliyorum, yanımda sıcacık kahvem, tepemde sıcacık ufom, Annem babam kardeşim…
Ne var bunda mı?
Değil öyle…
Mutluluk bu an işte, o kadar basitmişçe farkına varamadığımız nefes almak gibi sıradan, nefes almak kadar hayati, nefes almak kadar gerçek ve vazgeçilmez bu an…
Kim söyleyebilir ki bu anı bir kez daha yaşayabileceğimi? Annemin elinden tutup lunaparka götürdüğü, babamın ışığı yanan kol saati alarak sevindirdiği oğlu değilim, kardeşimin sokakta oyunlar oynadığı abisi de değilim…
Bunu düşündüm az önce… Sanırım herşeyin bir sonu oluyor… Ya diyorum, ya bu anı birkez daha yaşamak isteyip de yaşayamazsam? Ya burnumda tütecek en büyük hayalim olursa şu basit ama sıcacık anı yaşamak…
Değerini bilmek lazım, ya yapayalnız kalırsam…
Ne var yalnız olmak herkesin kaderi değil mi? Bir gün muhakkak gelmiyor mu başımıza, geç ya da erken ama yalnız kalıyoruz işte…
Daldım daldım, hayal ettim tek başıma yaşadığım evimde, kendimce eğlenceli bulduğum ama aslında hiç de tat alamadığım gelecekteki günlerimi… Ne yaparsam yapayım şimdi nasıl o çocukken ki huzurumu bulamıyorsam, ileride de şimdiki manevi zenginliğimi bulamayacağım…
Hadi be, kabul edelim en sıradan anımızın aslında dünyaları döksekte elde edemeyeceğimiz en büyük mutluluk olduğunu…
Neyin farkına varmanız gerektiğini anladınız mı?


