Fonetiği kaba bir yaş dilimi

30 oldum bugün. hiç güzel bir yaş değil bence, fonetiği de çok kaba, otoz hönönö, kibar bir şekilde söylemenin imkanı yok. hiç mutlu değilim bu yaşa girdiğim için, keşke giremeseydim. 29’da kalsaydım, genç sayılırdım. 30 oldum, orta yaşlı, sarhoş eve gelip ben evladıma mandalina alamayacak mıyım denilecek yaş tam. ya da bacanağın doblosu ile pikniğe gidilecek yaş. ya da mortgage ödemelik yaş. diş buğdayı yapılmalı mı yapılmamalı mı tartışması yaşı da olabilir. bu yaşta yapılacak pek bir şey yok sanki. ben hiçbirini yapmadım, bir aşkilik olmazsa yapmayacağım da inşalla. toplum için level sayılan hiçbir şeyi yapmadımsa başarısız sayılabilirim ki gerçek anlamda başarı sayılabilecek pek bir şeyim de yok ancak beni başarısız sayacak toplumun %99’una baktığımda onların da başarı sayılabilecek bir şeyi yok bana göre, o zaman maç şimdilik 0-0.

geleceğimden umutlu değilim. aslında umutluyum ama geleceğin içindeyim şu an, kaba fonetikli bir yaşta ne kadar genç olunabilir. eğer biraz şanslıysam bir yaşadığım kadar daha yaşayacağım, ortalama yaşam süreleri bunu doğruluyor. yapmak istediğim şeyleri daha önce yapmış olmam gerekirdi ama yapamadım, o zaman umutlu olmanın da bir anlamı yok. bıyık burula burula kaytan, insan skile skile şeytan olurmuş. zor da olsa anlayıp zor kararlar vermek zorunda olduğumu hissedip, zor şeylerin peşinden gitmeye çabalıyorum, umarım zoru başarırım. belki hayatımın geri kalan son 10 yılında istediğini almış bir insan olarak kahvemi yudumlarım.

belki benim avrupa’nın küçük ve mutlu bir kasabasında insanların sabah işe giderken ve iş çıkışı uğradığı bir kahve dükkanında barista olarak yaşamam gerekirdi, belki benim henüz keşfetmediğim bir üstün yeteneğimi sergileyerek yaşamımı huzurlu bir ülkede idame ettirmem gerekirdi, belki benim bambaşka bir şeyler olmam gerekirdi. pandomim yapabilir miyim? belki ben dünyanın en iyi pandomimcisi olabilirim, henüz denemedim, şu an pandomimci olmak istemiyorum, belki bir gün pandomimci olmak istersem denerim ve dünyanın en iyi pandomimcisi ben olurum. canım pandomimci olmak istemiyor. canım şu an ki varol olmak da istemiyor ama oldum’ bu nasıl bir şey? ben hep istediğim şeyleri mi oldum sanki? nasıl geldim buraya ben, kim getirdi beni? beni buraya getiren o yolun ta amk!  ben bir şey olabilmiş değilim, kendim için yaptığım kahvede bile eksik bir şeyler buluyorum, o zaman barista olamam. fonetiği kaba bir yaşa ulaştıysam o üstün yeteneği keşfetmiş olmam gerekirdi ancak keşfedemedim, o zaman çocukken sandığım gibi üstün yetenekli biri değilim ve bu beklentim de boş. benim ne olmam gerekirdi? benim bambaşka bir insan olmam gerekirdi, bu dünyaya bir şeyler katabilmiş, sevgi ve huzur içinde geleceğe güvenle bakabilmem gerekirdi, evet tam olarak böyle biri olabilmem gerekirdi. bunu yapamadım. koskoca 30 yıla ben bunu sığdıramadım. toplum haklı mı? haksız. neden haksız? çünkü haklı olmaları beni kötü hissettirir. kötü hissettiğim şeylerden kaçarım ben.

kötü hissettiğim şeylerden kaçabilmiş bir insan olmak belki de hayattaki en büyük başarımdır? ama ben beni en kötü hissettiren şeyden kaçamadım şimdiye kadar, belki de kaçamamış olmak kötü olan şeyden daha da mutsuz ediyordur beni? bu çok makul bir düşünce bana göre. kaçamadığım için içinde bulunduğum durumdan daha da mutsuzluk alıyorum kendi payıma. içinde bulunduğum durum mutsuzluk olmasa ben zaten kaçmak istemezdim, kaçmak istemesem kaçamadığım için mutsuz olma durumumum da olmazdı. kaybettikçe kaybediyorum! biri beni durdursun.

beni mutsuz edecek insan bırakmasam bile hayatımda, kocaman bir ülke var önümde. ben bu ülkeden kurtulmak zorundayım, çünkü mutsuz ediyor. 7-8 yaşına kadar doğum günü yılbaşına denk geldiği için televizyonda gördüğü dansözleri ve dışarıda patlayan havai fişekleri kendi doğum günü için olduğunu sanan bir çocuktum ben. bu ülke beni mutsuz etmiyordu küçükken, hiç bir şeyi batmıyordu, daha sokakta top oynuyordum onlar geldiklerinde. hiç anlamadım, onun beni bu kadar mutsuz edeceğini. hiç düşünemedim o gün sevinen insanların aslında benim hayatımı mezara çevireceklerini. geldiler ve hayatımı şu müzikte davulların vurduğu sahneye çevirdiler. ben başaramadım ama sizinle daha bir başaramadım. suçu size atmıyorum, siz gerçekten suçlusunuz. sizden kurtulmam lazım. sizi sevmiyorum, sizin elinizin dokunduğu hiçbir şeye dokunmak istemiyorum.

hayatımda izinizin hiç olmamasını isterdim. siz de beni sevmiyorsunuz ama izleriniz var, belli ki zevk alıyorsunuz hayatımda iziniz olmasından. ben buna izin vermek istemiyorum. adeta tecavüz ediyorsunuz hayatıma. şeytana mı çevireceksiniz beni? çevirdiniz. sike sike şeytana çevirdiniz, sadece beni değil, hepimizi, ülkecek!

gitmem lazım buradan. çok acil bir yol bulmam lazım. işimden kovulmam lazım, daha güzel kaybetmem ve en dibe inmem lazım. kaybetmedikçe yükselmem mümkün değil. saat 00:02 bu arada. benim uyumuş olmam gerekirdi bu saatte, disiplinli insanımdır, hep bu saatte yatağa girerim. bugün 30 oldum, özel bugün. pardon ben bugün 30 olmadım, 2 dakika önce otuz oldum, şu an her şeyden anlamsız bir gün. gittikçe anlamsızlığa sürükleniyorum blog görüyor musun?

yazmak geldi blog, içimi dökmek geldi. kayııııpp bir bavuluum havaaaalanında, ya da yüzme havuzunda bi şey bi şeyim. unuttum şimdi şarkıyı ama ben her doğum günümde bunu dinler melankolik olurdum. şimdi melankolik olmak için çok sarhoşum. alkolik mi olayım sence bu doğum günümde? ne doğum günü yahu, 5 dakika önceydi o! 00:05  bu arada. şu 70’lik vodka bitsin, ölürüm belki. ucuzdu bu, viski istedi canım ama çok pahalıydı kıyamadım. aynı paraya hem vodka hem şarap hem bira aldım. doğum günümdü çünkü az önce. özel bi şey sonuçta, her ne kadar özel bir yaşamım olmasa da.

neyse blog, olmadı. yapamadım şimdiye kadar, başaramadım. kimse bana güvenmedi iyi ki, ben kendime güvendim kendimi hayal kırıklığına uğrattım. umarım bir gün olur. olmak zorunda. hayatımdaki en büyük başarı kaçmak ise kaçmalıyım!

kendine iyi bak, ben fonetiği kaba bir yaş dilimindeyim. sen daha gençsin.

hoşçakal.

One Comment

  • Mari Posa

    17 Haziran 2017 at 17:50

    100/100 haklısın sonuna da imzamı atarım , henüz 30 na gelmeden çöktüm dibe 30 a gelmeden buradan kurtulmak istedim ve 30 a gelmeden olmak istediğim yerde olmadığımı farkettim işin kötü yanı yeniden başlasam da bu saçmalıklar devam edecek..
    sanırım içinde bulunan bu buhranı en iyi virginia woolf tarif etmiş ” yaşam bir rüyadır uyanmak öldürür”

    Cevapla

Bir Cevap Yazın