Frank Underwood tarzı insanlar

Merhaba blog, şöyle bi 3 dakika kadar bomboş sayfanı izledim acaba ne yazsam diye. Diğer blog yazarlarını bilmiyorum ama ben ne araştırma yapıyorum, ne şunu yazayım diye düşünüyorum, ne kendime dert ediniyorum yazardım yazmadım diye. Geliyor zaten yazma isteği bir şekilde, sonrasında da özensiz düzensiz abukluklar dökülüveriyor. Mesela ben bu satırları yazarken de hala ne hakkında yazacağıma karar verememiş durumdayım. Bir şeyler dökülse iyi olur artık, zira mekanik bir oyun klavyesinden gecenin 02:41’inde takır tukur sesler çıkarıp duruyorum.

İnsanlardan bahsedeyim mi biraz? Öyle olmasam da insanları çok iyi tanıdığımı düşünmüşümdür, hep böyle hissettim nedense. Öyle kazık yeyip ağlanacak tripli ergen postu gibi devam etmeyeceğim korkmayın. Ayrıca yeyip kelimesi de çok eğreti değil mi yahu, yemek yeyeyim demiyor kimse, yemek yiyorum diyoruz ama yazarken yeyip demek gerekiyor. Meh, neyse. İnsanlara bakış açımı değiştiren harikalar harikası bir dizi izliyorum son iki senedir, bilirsiniz belki House of Cards. Orada ana karakter Frank Underwood benim yıllarca göremediğim gerçekleri öyle güzel anlattı ki bana, ulan hakikaten ya böyle de yaklaşılabilir dedirtti.

Öncelikle içinde bulunduğumuz düzende mutlak bir adalet yok. Kimse aldığını vermiyor, verdiğini almıyor. Karma marma tırt, bitch. Çıkar dışında bir bok yok bu düzende. Herkes bir başkası için basamak olarak kullanılabilir, kullanılıyor da. Benim zamanında göremediğim bu muhteşem stil sayesinde devasa kazıklar yememiş olmama şükretmem gerekiyor, eğer gözünüz açılmadıysa sizin de öyle.

Çıkarlar için insanları birbirine bilardo topları gibi çarpıştırıp istediğini alabilen muhteşem derecede duyguları hiçe sayan süpersonik insanlar aramızda dolaşıyorlar ve onlar çok başarılılar. Hayatın sırrı budur işte! Bir dönüş için harekette bulunmadıysan bir dönüşün olmayacağı gerçeği. Eğer sen amacın için insanlarla ilişki kuruyor ve onlara hissettirmeden amacın için çabalıyorsan dilediğine ulaşabilirsin ancak başka bir insanın senin çıkarına hareket etmesini beklemek tümüyle şans, sonsuz sayıda etkene bağlı, olabilir de olmayabilir de. İşini şansa bırakmayanlar zirvedeler, ya ben iyilik yaptım denize attım insanları da her zaman ya olursa diye dudaklarını kemiriyorlar.

Mesela her insanın zaafı vardır, en zaafsız görünen insanın bile bir şeyleri muhakkak vardır. Kredi mi çektin? Bundan kimseye bahsetme, çünkü o bir zaaf, işini kaybetmemen gerekiyor, daha fazla çalıştırılmak zorunda kalabilirsin. Dış görünüşünden mi rahatsızsın? Bundan bahsetme çünkü bu senin zaafın, birileri seni yıpratmak için günü geldiğinde bunu kullanabilir. Birinden mi hoşlanıyorsun? Dünyaya diğer insanlardan daha mı farklı bakıyorsun, inanç olabilir, cinsel yönelim olabilir, politik görüş olabilir. Eğer bir başkasına aktardığında sana fayda sağlamayacak bir şeyse gelecekte önüne bir zaaf unsuru olarak konulabilir. Bahsetmesen ne olur? Madalya takmayacaklarsa çok samimi olmadıklarına bunları paylaşmanın anlamı yok. Ha bak bunu çok iyi yapan, rengini hiç belli etmeyen ve oyunu kuralına göre oynayanlar var ama hiç zaafları yok gibi mi görünüyor? Asıl onların zaafları sere serpe ortada duruyor. Ego, sana gösterirken hiç cimri davranmadığı ama senin farkına varamadığın o dev ego, pisliğin sonu olabilir. Bunu görmüyoruz, egosunu pohpohladığın insanı zamanı geldiğinde egosuyla birlikte kaldırıp çöpe atabilirsin. Ne duygusuzca değil mi? Haha, işte senin içinde büyüttüğün o insansı, duygusal öncelikler bir başkası için dev bir koz olabiliyor, bunu sen benden daha iyi biliyorsun ama bir şey sana engel oluyor. İşte sana engel olan o şey diğerini üste çıkarıyor. O içinden sinsice kahkahalar atarken sen karma karma diye pembik balonların üzerinde uçuyorsun, malum kişiler değdirince paslı iğnesini çakılıveriyorsun yere.

House of Cards’ı izle ve Frank Underwood’un ne kadar şerefsiz, onursuz bir piç kurusu olduğunu görmene rağmen ondan nefret edebiliyor musun bir sor kendine. Her insan gücü sever, güç başarılı olanın yanındadır, o başardıkça kötülüğü senin de gücünmüş gibi hissediyorsun, Türk siyasetinde bile bu fenomen mevcut. Gücün kimde olduğu önemli, onu nasıl elde ettiği değil.

Albert Einstein’a bak mesela. Yıllar önce Zürih Politeknik Üniversitesi’nde tanıştığı Mileva Maric’e neler yaptığına bir bak. O kadıncağızın peşinden koşup, hamile bırakıp tüm akademik kariyerini sonlandırmasına, sonrasında kendisi patent şirketinde memur olarak çalışırken üzerine düşündüğü Özel Görelilik Kuramı hakkında kadıncağız nasıl kullandığına, bilimsel uğraşlarında o kadının her zaman payı olmasına rağmen bir kez bile Mileva Maric’den bahsetmediğine bir bak. Üniversitede Albert Einstein’den daha yüksek derece yapmasına rağmen nasıl bok gibi bir hayat geçirdiğine bak. Einstein’ın ayakları altında ezilirken unufak olup, yalnız başına ölüp gitmesini gör. Görmezsiniz, göremezsiniz, çünkü tarih hiçbir zaman ezilenleri görmez, düzende yer almaz onlar, her zaman insanları bilardo topu gibi birbirlerine çarpıştırıp, basamak gibi kullananların adı anılır.

Siz çok onurlu bir hayat geçirdiniz ve tüm ahlak kurallarına eksiksiz riayet ettiniz diye kimseden ardınızdan destan yazmasını beklemeyin. Anlatmak istediğim şey gidip ruhunuzu şeytana satıp; şerefsizlik yapıp, herkesi bozuk para gibi harcayın demek değil ancak bu insanların varlığını hiçbir zaman unutmayın. Amiyane tabirle ayık olun.

Mevcut ahlak kuralları insanların birbiriyle çok az etkileşim kurduğu, genellikle köy kasaba gibi yerlerde yaşayıp; maksimum 50 insan tanıyıp, 3-4 şarkı dinleyip, 1-2 kitap okuyabildiği dönemlerden kalma, günümüzde ise yüzlerce insan tanıyoruz, sistemin kendisi mücadele üzerine kurulu, herkes birbirini ezip daha yukarı çıkmak için yarışıyor. Sadece kurallara takılı kalanlar yerinde sayarken, bizlerin göze alamadıklarını yapanlar zirvede viskilerini yudumluyor.

Ahlak güzel şey elbette ama bu tek amacı kazanmak olan insanlar için sizi acınası vasat birine dönüştürebilir, bunu göz ardı etmeyin.

Bazıları için avsınız, yeri geldiğinde avcı olmayı bilin, avcı olamıyorsanız da av olmayın.

Anlattıklarımla bir yere varamadımsa sizi şöyle alayım.

https://onedio.com/haber/house-of-cards-dizisinden-20-efsane-replik-585390

Bir Cevap Yazın