Hayaller kurardım ben yıllar önce…
Hava o sabah çok soğuktu. Emre erken uyanmıştı yapacak birşey olmadığı için pencereden dışarıdaki yağmuru izlemeyi istiyordu. Kazağının kolunu çekerek camdaki buğuları sildi ve yağan yağmur ile hayallere daldı.
Ne çabuk geçmişti onca zaman. Kardeşi Samsun’daki okulunu bitirmiş öğretmen olarak atanmıştı bile. Onu okutabilmek için çektiği onca sıkıntıyı silip atan bu olay her düşündüğünde ayrı bir gurur veriyordu. Gerçektende sıkıntılı bir dönem geçirmişti fakat bunların hiçbir önemi yoktu artık.
Babası emekli olduktan sonra aldığı ikramiye ile doğduğu yer olan Sinop merkezinde bahçeli bir ev satın almış ve oraya taşınmıştı. Can sıkıntısından olacak ki kendine yeni hobiler edinmişti. Yaz aylarında günün büyük bir bölümü balık tutmak ve denizde yüzmekle geçiyordu, artık deniz insanı olmuştu. Akşam ise gün batımında tuttuğu veya tuttuğunu iddia ederek balıkçıdan aldığı balıkları ızgarada kızartıp eşiyle birlikte yemek onun en sevdiği şeydi. Bahçeye hasır masa ve sandalyeler koymuş, televizyonuda dışarı çıkartmıştı. Evden içeri sadece uyumaya girer olmuştu.
Anne hanım ise Sinop’ ta yaşlılığın verdiği o huzur ile kafasını dinliyor, komşularla birlikte gündüzleri plaja iniyordu. Sıcak kumlar dizlerine çok iyi geliyordu. O halinden çok memnundu fakat İstanbul’ daki evlatlarındaydı aklı. Gün geçtikçe onların büyüdüğünü biraz daha kabulleniyor yinede aramadan edemiyordu.
Kışın ise akraba ziyaretleri ve evde televizyon izleyerek vakit öldürüyorlardı. İkiside mutluydular. Mutlu olmaları için en büyük neden ise gurur duydukları iki evlat yetiştirmiş olmalarıydı.
Emre birden hayalinde uyandı, irkildi. Soğuktan olsa gerek. Üzerini giyinip arka sokaktaki pastaneye gitti ve sabah kahvaltısı için yiyecek birşeyler aldı. Yol üzerinden gazetesini almayıda unutmadı tabi ki. Döndüğünde eşi uyanmış onu bulamayınca nereye gittiğini anlamış arama gereği bile duymamış çay suyunu koymuştu. Çay olana kadar biraz laflamış, geçmişten bahsetmişlerdi.
Sessizliği bozan bir kapı gıcırtısı duyuldu. Eşi inceden bir laf sokuşturarak hala şu kapıları onarmadın diye hayıflandı
İçeri gelen Emre’ nin biricik oğluydu. Oğlunu kucakladı öptü. Onu yüzünü yıkamak için lavoboya götürürken eşi kahvaltı sofrasını hazırlamaya başlamıştı bile.
Döndüler ve hep birlikte masaya oturdular. oğlunu yanına almış ve onada birşeyler yedirmeye çalışıyordu. Çünkü küçük yaramazın boyu masadan birşeye uzanacak kadar değildi.
Kahvaltı bittikten sonra herzamanki koltuğuna geçti ve gazetesini okumaya başladı Okurken yine bir hayal geldi gözüne. Bir bayram ertesi şirketteki bilgisayarında yazdığı yazılardı bunlar. Nasılda gerçek olmuştu hepsi. Biliyordu zaten bir gün gerçek olacağını çünkü hiçbir zaman çok şey istememişti. Sorsalar o zaman ne kadar da isyankardı fakat şimdi sakinleşmiş bir deniz gibiydi. Hayattan zevk alıyordu ve yaşamak onun için çok güzel birşeydi.
(Vakit yoktu öyle kafamdan geçen bir saçmalığı yazmak istedim. İmla hatalarından ve aradaki kopukluklardan dolayı özür dilerim. )
Belkide bir gün gerçekten olur bunlar. Çok şey istemiyorum çünkü. Sadece bu küçük mutluluklar, daha fazlası sizlerin olsun.. İyi akşamlar…

çok güzel hayaller kardeş; umarım o günler gelir..
daha önünde uzun yıllar var..