Hayatımın kadını…
Kadın erkek ilişkilerine hiç kafam basmaz benim. Öyle kapılıp giderim düşünmeden…
Bundan 5 sene önceydi sanırım, Tarlabaşı’ndaki otobüs durağında beni yuvama götürecek otobüsümü bekliyordum. Durağın yaklaşık 10 metre uzağında köşede bir peri belirmişti sanki.
Gözlerimi ondan ayıramaz olmuş, hayatımdaki tüm renkleri üzerinde görür hale gelmiştim. Evet o gerçekten bir periydi. Başka bir şekilde ifade edemezdim bu güzelliği. Çok geçmeden O güzeller güzeli hanımın bana baktığını farkettim. Aman tanrım dünyalar benim olmuştu sanki, onun bana bakışlarının altında ezilerekte olsa bende bakıyordum, bakmak ne kelime konuşmadan ona hikayeler, şiirler, romanlar yazıyordum sanki…
İşte dedim işte… Buldun evleneceğin kadını Varol… Oysa daha askerliğimi bile yapmamıştım, ayaklarımın üzerinde yeni yeni durur olmuştum. Çılgınca fikirlere kapılmışken bir yandan da hayatımın kadınıyla nasıl tanışacağımı kafamda kurguluyordum…
Acaba biraz yürüyerek Taksim’e çıksak ve oradaki kafelerden birinde mi otursak (etkilemek için pahalı bir mekana gitme taktiği
), yoksa derhal konuya girebilmek için en yakın pastahane’ye börekçiye filan mı girsek diye hesap yapıyor, bir yandan da cebimi yokluyordum.
Bakışlar hâlâ devam ediyordu, utanıyor bakamıyordum, kendime cesaret vererek tekrar çeviriyordum suratımı onun o gül yüzüne… Gülümsüyordu, bende daldığım hayallerin verdiği mahoşlukla aval aval sırıtıyor olmalıydım sanırım
Utangaç bakışlarım süregelirken, meleğimin yanına afedersiniz bir amele yaklaştı. Tehlike çanları çalmaya başlamıştı, yaşımın verdiği kavgacı, isyankar, adam dövmekle karizmatik olunduğunu sanan ruh halimle derhal olaya müdahil olmaya çalıştım. Olduğum yerde sinirlenmiş hareketleri yaptım, yumruğumu filan sıktım, tahmin edebilirsiniz yani
Onları daha iyi duyabilmek için otobüste gecikti, hay aksi nerede kaldı bu tavırlarını kullanarak yaklaştım… Sinirli halimi bırakmıyorum ama elden…
Yine çok afedersiniz amele beyfendi benim gül yüzlü müstakbel sevgilime;
Ne kadar ? diye sordu…
Allah allahhhh bu iki zıt insanın arasında nasıl böyle bir diyalog geçebilir ki? Meleğime neden böyle bir soru sormuştu acaba diyerek merak içinde kaldım fakat fazla uzun sürmedi. :S
100 Lira + Otel cevabını verdi sevdiceğim…
Yıkıldım, dünyaya küstüm o an… Nasıl olur yaa nasıl nasıl nasıl… O güzeller güzeli kız nasıl offf dilim varmıyor…
O o o bir hayat kadınıymış…
Mahfolmuş hayallerime üzülürken asfalta yapışmış sakızın kıvrımlarını inceliyordum. Hayallerimde tıpkı o sakız gibiydi, yapışmış, değersiz, bir zamanlar tat veren ama artık yapışmaması için kaçılan beyhude bir artık…
Başımı kaldırmadığım halde yanımdan geçen kişinin o keskin ter kokusuyla anlamıştım fiyat konusundaki uyuşmazlıktan dolayı anlaşamadıklarını…
Sevinmiştim aslında, belki, belki belki olurdu be… Belki benim aşkımın yüceliği kurtarırdı onu bu hayattan. Bir ümit doğmuştu içime o anda…
Yine bakışmalar devam etti aramızda, fakat ben artık kaçan kovalanır taktiğine geçmiştim trip yapıyordum. :P Bakmıyordum, yanıma gelsin, neden astın suratını demesini bekliyordum
Kafamı diğer tarafa çevirdim, eksenim etrafında mânâsızca döndüm, duraktan geçen otobüslerin listesini inceledim ve dayanamadım gül yüzlü bebeğimin hasretine, göz ucuyla tekrar bir bakış attım fakat yerinde değildi.
Kaldırım kenarında, kırmızı bir arabaya binerken gördüm onu… :S
Aldı ve gitti dağılmış hayallerimi, asfalttaki sakızı çiğneyerek gitti, kurduğum müthiş geleceği yok ederek gitti…
Hayatımın kadını dediğim kişi aslında hayatın kadınıymış, o hayat kadınıymış :S
Vay bee dedim vay bee… Hey gidi heyy…
Suçu hep kendimde aradım, keşke kaçan kovalanır taktiğini uygulamasaydım diye
Gurur yaptım,:P yapmasaymışım belki benim olurdu ha? Ne dersiniz?
Demek ki hep kaçan kovalanmıyormuş
Gözümden yaşlar süzülerek seyyar satıcıdan sıcacık bir kerane tatlısı aldım
Bitiremeden otobüs geldi, lanetler ederek fırlattım tatlımı, zıpladım otobüse, eve doğru yola koyuldum…
Ne zaman gitsem Tarlabaşı’na bu anı aklıma gelir

ahahaahahaahah hayat kadını,amele,varol abi ne alakasız bi üçgen bu yaa
hem niye öyle diyosun ki ekmek parası abi alın teri var işin iş içinde hatta baya baya bi alın teri var yani
ne demiş teocum adamım
niye sattin vücudunu?
daha mi kötü, dedi, satmaktan ruhumu?