Parmakları kesik eldiven
Hava buz gibi.. İşten eve dönüyorum fıtı fıtı koşturarak. Şampuanla yıkadığım parmakları kesik eldivenim (şampuanımın kokusuna bayılıyorum
fil gibi uzun bir burnum olmayışından ve kendi saçımı koklayamayışımdan dolayı eldivenimdeki şampuan kokusuyla tatmin ediyorum kendimi
bazen ellerimi yiyesim geliyor kokudan o derece etkiliyor beni
) yeteri kadar ısıtamıyor ellerimi, yolda parmak egzersizleri yapıyorum ısınambilmek için
Kırtasiyenin önünde taburesine çökmüş önünde boya sandığı duran küçücük kara kuru bir çocuk görüyorum. Ben eve deparlar atarak varmanın ve soğuktan etkilenmemenin derdindeyken kim bilir o minik ne kadar zamandır bekliyor burada?!
Dalıyorum kırtasiyenin içine, heey adamım gelsene bi dakika diyorum.
Buyur abi diyor ailesinden ve çevresinden alıştığı doğu şivesiyle.
“Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek!” der Hadis-i Şerif. Amacım da reklam değil öncelikle belirteyim de lan sözüm ona iyi insan portresi çizmeye çalışıyor, biz senin ciğerini biliriz aslanım, kimi kandırıyorsun la sen şeklinde çıkışlarda bulunmayın
Bir kaç tane boyama kitabı alıyorum bir de boya kalemleri
Hemen kırtasiyenin yanındaki pastaneye giriyoruz. Çay mı oralet mi diye soruyorum. Çay diyor, büyük adam gibi
Ben olsam oralet isterdim meselaa..
Adını, yaşını öğreniyorum, okula bu sene başlamış.s Bilinen hikaye olduğuna emin olduğum için sormuyorum, sorulmaz da zaten neden çalışıyorsun diye. Kim soğukta beklemek ister ki?
Masanın üzerine bıraktığı boya kalemlerinden ve boyama kitaplarından çok mutlu olduğu gözlerinden anlaşılıyor.
Çaylarımız geliyor. 4 şeker istiyor (bu pek büyük adamca olmadı, hem inanmamıştım büyük adam olduğuna ki
) Ben şekersiz içiyorum benimkileri de o alıyor. Gözüm haberlere takılıyor, ben televizyon izlerken o paketinden çıkarttığı boyalarla başlamış bile kitabı boyamaya.
Güzel bir kız çizimi. Hemen karşısında bir erkek. Bulutlar var, güneş var, ağaçlar var. Hepsi boyanacak. O miniğin hayal dünyasındaki rengi alacak.
Tüm sayfa bomboş..
Kızın ve erkeğin ayakkabıları dışında..
Sormuyorum neden sadece ayakkabıları boyadığını. İçim acıyacak biliyorum. Benim gitmem gerekiyor sen burada kal ısın iyice diyorum ve hesabı ödeyip çıkıyorum.
Kapıyı açıyorum hava buz gibi..
Geri dönüp eldivenlerimi bırakıyorum, al senin olsun bunlar, bak çok güzel kokuyorlar kokla diyorum. O da bayılıyor
Bayılacak tabi benim eldivenim onlar, mis gibi kokuyor
Sonra soğuk..
Daha yavaş yürüyorum farkında olmadan. Neden sadece ayakkabılar? düşünmek istemiyorum ama aklımdan çıkmıyor. Vereceği cevabı tahmin edebiliyorum ve içim acıyacak buna eminim. Atıyorum bu düşünceyi kafamdan.
Ellerim hala güzel kokuyor
Onunkilerde.. İçimden dua ediyorum umarım bir gün tüm dünyayı rengarenk yapabilecek biri olur diye..


deneme yorumu!!