Slipperman III

Şİmdiden söyleyeyim bu yazıyı buradan okumaya başlarsan hiç bişey anlamazsın
Öncelikle Slipperman! ve Slipperman II yazılarını okumalı daha sonra gelip gerçek bir kahramanla tanışmalısın
Akıllı ol güç bende
yakarım canını
![]()
Güne anne sesi ile başlayan her süperkahraman gibi ben de ayna karşısında bir kaç artistik hareket yapıp ansızın oluşabilecek tehlikelere karşı kendimi hazırlamak istedim. Saç kurutma makinesi ile kendimi adeta Red Kit’e meydan okurcasına, bacak arasından gerisin geriye adam ışınlama ve şaft kaydırma adlı kareografimin en can alıcı noktasını sergilerken babamla göz göze gelmiş ve durumu çaktırmamak için halı üzerinde takla ataraktan spor yapıyorum izlenimi yaratmaya çalışmıştım. Yemedi tabi.. Kahvaltıya geçtik.
İnsanın belli bi yaştan sonra zoruna gidiyor, sene olmuş 2011 süperkahraman dediğin adamın kahvaltısında çekirdekli zeytindir, efendim domatestir, nutelladır filan bulunuyor. Daha kozmik besinler bekliyor tabi bünye haliyle.. Çayımdan hüpürdetip kalkıyorum sofradan, benim hazırlanmam lazım diyerek.
Çok sinsiyim ama Konektıkıt’ta ki amirlere memurlara prezantabl gözükmek gibi bi fikir geliyo aklıma. Gittim odama hemen hazırlandım ve halen kahvaltı yapan babamların karşısına geri döndüm. Bu bekleyiş beni sıkmıştı bir an önce gizli silahımı alıp yollara düşmek için “babaa hadi hazırım ben verin emaneti gidicem ben, içime acayip bişeyler oldu birileri beni çağırıyo sanki vallaha bak kalbim kip kip atıyo elim ayağım ayrı oynuyo yeminlen, gözlerde bi kararma bi mayışma.. Siz bakın işinize verin silahımı ben gideyim diyorum. Yüzüme bakıyor pis ve sinirli bir şekilde;
Hanım!! Getir allasen emaneti vallaha elimde kalacak çocuk, ulan hepimiz geçtik bu yollardan kimse senin kadar sapıtmadı lan, manyaklaşma oğlum bi ağır ol, bi şu bandanayı çıkar kafandan ne o öyle anasını satayım, ayrıca manyakmısın sen tayt giyerim derken şaka yapıyosun sanıyorduk biz. Bi de gözünün altına çamur sürmüş saksıdan avuçlayıp. Lan yürü git kot pantolon kapri bişey giy tey allaahım yaaa çattık.. diyerek tüm süperkahramanlık gururumu ayaklar altına aldılar. Eeeeeehhh tamam yaaa parfüm sıkabiliyor muyuz bari? dedim. Zıçıcam şimdi parfümüne de, kıyafetine deeee, özel yeteneklerine deeeee lan yürü zittir gittt maskara etme bizi elaleme çabuk giyin gel dedi.
Gittim odama kapri bi de tshirt giydim. Saçıma da briyantin sürdüm en azından parlak gözüksün şöyle seksiiiili gibi böyle terli hayvanımsı imajımsı gibi filan
Odaya tekrar girişimde aile bireylerine karşı hiç hata yapma şansımın olmadığının farkına varıp çenemi kapatıp saygılı uslu bir şekilde bayram çocukları gibi şen ve mağrur babamı dinliyordum. Bir ayakkabı kutusunu alıyor ve masanın üzerine koyuyor emekli süperkahraman. Al bunu ve içindekine dokunduğun andan itibaren her şeyin bambaşka olacağının farkına var, ön yükleme ve dırayvır tanımlamaların tamamen yapıldı sadece son bir aşaman kaldı. Bu aşamayı tek başına gerçekleştirmen gerekiyor zira radyoaktif ışınlamaların oluşturacağı atom tepkimeleri seni bir s*klotron a dönüştürebilir geçici bir süre. Allah muhafaza semtimizi fukişimaya çevirebilirsin. Git kendine uygun bir çayır çimen bul ve dönüşümünü tamamla. Al bu Super Hero Steps for Dummies adlı kitabı da neler yapman gerektiği orada yazıyor
Haydi bahtın açık olsun oğul, milyarlarca insanın kaderi senin elinde, öyle gittiğin yerlerde çapkınlık hovardalık yapayım da deme sakın, edebinle git gel işine gücüne tamam mı aslanım diyor.. Tamam baba yeaaa diyorum utanarak..
Ev ahalisi ile vedalaşıp alıyorum arabanın anahtarını.. Kimselerin olmadığı ormanlık bir arazi bulup durduruyorum arabayı.. Haha diyorum içimden bi daha kim biner lan arabaya, otobüse
Uçarım kaçarım hacı kralı gelse tutamaz bu saatten sonra..
Etrafı tekrar kolaçan ettikten sonra aralıyorum hayatımı değiştirecek mükemmel güçle dolu olan kutunun kapağını.. Eee hani lan ne nur doldu ormanlık araziye, ne bi doğal afet gerçekleşti rüzgar müzgar fıss :/
Kaldırıyorum kapağı tamamen..
.. ve
Ohaaaaaaaa lannnnnn..!!!!!
Dalga mı geçiyorlar benimle.. Hay azıma tüküreyim, bu mudur abi şimdi olayımız, bu mu lan? Ağlayasım geliyor..
Bu.. Bu terlik..
Terlik abi. Bildiğin terlik lan.
Nasıl ya? Annemin üzerinde taş işlemeleri olan pembeli morlu altı tırtışlı yanlardan fırlatırken ivme kazanması için bombeleri olan terliği..
Ümitsizce elimi uzattım terliğe.. ve o an sanki içimde atom bombası patlarcasına, redbull + vodka kazanına düşmüşçesine tarifi mümkün olmayan müthiş bir enerji ile doldum.. Esra Ceyhan’ın programında uçan adam Sabri gibi Allaaaaaaaaaaahhhhhhh diye pöykürerek çayır çimen yuvarlanmak geldi içimden. Kendimi kontrol etmek imkansızdı, gözlerim HD kalitesinde görür olmuş, kollarım godumu oturturum seviyesinin zibilyon kat üzerine çıkmış, saçlarım ahenkle dans etmiş, sakallarım zımpara olmuş, en önemlisi beyin fonksiyonlarım bir havuzun içindeki 42814 tane musluğun kaç yıl sonra contalarının değişmesi gerektiğini hesaplayacak kadar übersonik bi hal almıştı.
Derhal aklıma kitapçık geliyor. Ne yapmam gerektiğini kesin orada bulurum diyorum.
Terlik..
Ondan sakın ola ayrılma.
Tüm düşmanlarını bu terlik ile yok edeceksin.
Binlerce kötü niyetli insan çıkacak karşına ve hepsini popolarına indirdiğin terlik darbeleriyle etkisiz hale getirip dünyamızı kurtaracaksın.
Hadronları çarpıştırmayacaksın!
Anlıyor musun lan? Popoya terlik darbesi..
Kaba ete iyicene yedireceksin terliğin tırtışlı kısmını!
Bir kez bakmam yeterli oluyor kitaba, tüm bilgiler sağ tıkla flash belleğe gönder gibi hızlıcana işleniyor beynime.
Yeterince vakit kaybettim, artık gitme vakti diyerek alelacele üstümü başımı düzeltiyorum ve bir hışımla salıveriyorum kendimi su üzerinde süzülürcesine rüzgara.. Yapraklar kalkıyor havaya, canım acımıyor ama ağzıma bir kaç topak çamur kaçıyor. Tükürüp toparlanıyorum. Bu ne lan şimdi, uçmam lazım abi benim, nasıl yapıcam ben bunu diye düşünürken elimde sıkı sıkıya tuttuğum terliğe bakıyorum.. Tabiyki yaaa diyorum, geçiriyorum terliği ayağıma ve tek ayak üzerinde havalanmaya başladım bile..
Tamam kabul ediyorum diğer kahramanlar kadar süpersonik bir sistem değil fakat ayağımızı yerden kesiyor ehehe espirilerini haksız çıkartmayacak kadar da iş görüyor
Gökyüzünde ilk yolculuğum olduğu için biraz eğri büğrü, kargacık burgacık bir şekilde (amiyane tabirle popo (popo ne lan g*t (g*t ne olum göt) korkusuyla) da olsa yolculuğumu yarılıyorum.. İyi de hacı nereye gidicem lan ben ci-pi-es filan takılmışmıdır acaba bi yerlerime, öyle saldım çayıra mevlam kayıra kahramanlık mı olur diyerek sitem ettiğim anda gözümün önünde Google Maps beliriveriyor
Google’ı görünce hazır şahsıma entegre internet bağlantım varken facebook’a da giriyorum, dün gece paylaştığım komikli vidyonun 3 tane beğenisi var bi ona seviniyorum, bi de durum bildiriyorum “Konektıkıtın yolları taştan amaneeeyy!” diye.. İşlemcim biraz ısınıyor sanırım kapatıyorum tüm sekmelerimi, Google Maps’e Konektıkıt koordinatlarını giriyorum ve sol ayağımla yön vererekten anne terliği gücüyle ilerliyorum masmavi gökyüzünde
Yolda gördüğüm göçmen kuşlara Edip Akbayram’ın yanık bir türküsünü söyleyip rotalarının içine ediyorum, nereye gideceklerini şaşırıyor zavallılar korkudan patır patır zıçmaya başlıyorlar. Neyse doğanın dengesini bozmayayım şimdi diyerek yolculuğum devamında etliye sütlüye karışmıyorum..
Velhasılkelam Konektıkıt şehir merkezine varıyorum.. ci-pi-es sistemim ile ortamı tarayıp insan gibi yürüyerek Süperkahramanlar Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’nin sol tarafındaki Hareket Merkezi’nin kapısına ulaşıyorum. Elimle koymuş gibi buluyorum çünkü süperkahramanım gençler ayık olun
Yok öyle adres sormacalar filan, çatttt mekan nerde ben orda
Kapıda beni 2 tane beyaz önlüklü zenci adam karşılıyor.. Çekiyorum terliğimi, öyle pazarda saat satan zencilerden başka zenci görmemişim bu yaşıma kadar, hemen tehlike olarak algılıyorum.. Yaklaşmayın allahıma doğrarım ulaaan pozu verecekken ingilizce olarak dost olduklarını söylüyorlar. Beni Dr. Hötker’in yanına götüreceklerini söylüyorlar.. Tabi “anlıyom ama konuşamıyom seviyesindeki” ingilizcemin yetersiz olduğunun farkına varıyorum ki esasen doğru düzgün anlayamıyormuşum da, her neyse süpersonik yeteneklerim yine devreye giriyor ve bu sefer de önümde Google Translate açılıyor.. Tanımadığım ecnebi insanlarla istediğim şekilde iletişim kurabilmenin mutluluğu ile çoluk çocuk soruyorum, maaş nasıl sıkıntı yaşıyor musunuz, Türkiye’ye geldiniz mi daha önce geyikleri çeviriyorum
Upuzun bir koridordan geçiyoruz.. Kapı üzerine kapı açılıyor kapanıyor filan.. Göz retinası ile kapı açıldıktan sonra yetmiyor kapıya kafalarını sokup saçlarından dna testi yapıyorlar, onlar kapı açtıktan benim bi gerilim bi heyecan alıyor ki sorma gitsin :/
Nihayet koridorun sonundaki ışıl ışıl bölmeye ulaşıyoruz ve iki zenci dostum bana bol şans dileyerek gidiyorlar.. Hey lanet olasıca pislikler çekin o siyah kıçlarınızı sarı arabamın üzerinden diyesim geliyor amerikan filmlerindeki gibi de içimde tutuyorum..
Cam kapı kendiliğinde açılıyor ve ışıl ışıl laboratuvarın içinde 4 tane bilimkızı, bilim kızı derken yani bilim afeti, bilim taşı, bilim ohaaaası filan bilimi önemli değil devamı inanılmaz derecede AncelinaColivari bayanlar ve bir tane beyaz saçlı adam karşılıyor..
Merhaba Varol..
Ben Doktor Hötker.. Bunlar da asistanlarım Bayan Lillii, Bayan Sera (Sarah diye yazılıyor), Bayan Robin, ve Bayan Audrey..
Offf kusurumuza bakma lütfen, heyy Robin dostumuza içecek bir şeyler getirir misin lütfen? Ne içerdiniz Bay Varol? diye soruyor Dr. Hötker.. İçim kavruldu bira var mı? diyorum. Bön bön bakıyorlar.. Şaka yaptım şaka su varsa alayım Robin’ciğim diye yılışık bi istekte bulunuyorum.
Laboratuvar ortamında biraz işimiz olduğundan ve benim versiyonumun güncellenmesinin gerektiğinden bahsediyor Dr.Hötker ve ben sessizce dinlemeye devam ediyorum..
[Devamı gelecek.. ]
Edit: devamı için Slipperman IV ;)
