Yorgun ama Mutlu (!)
Heyy harika bir gün geçirdim. Süper ötesi yorucu ama çok eğlenceliydi. Ayrılmaz üçlü Orhan Dilek Varol olarak İstanbul’un altını üstüne getirdik diyebilirim.
Sabah amcam aramıştı bana Mısır Çarşısı’ndan bir kaç baharat alabilir misin diye. Ondan aldığım bu rica benim için emirdir ve hemen bir plan yaptım
Orhan ve Dilek amcamı çok sevdikleri için onlara amcamın internetten İstanbul’un hava durumuna baktığını ve çok güzel olduğunu gördüğünü söyledim
Amcam hadi çıkın hem gezin, hemde benim istediklerimi alın dedi diye söyledim
Tabi İsmail AKSOY’un lafı kırılmaz ki onlarda yapmadı öyle birşey ve maceramız başlamış oldu
Öncelikle Oto Pazarı’na gidip otomatik vites ve dizel araba araştırmasına koyulduk. Sanırım 2-3 saat pazar içinde dolaştık. (internette fiyatlar daha ucuz haberiniz olsun :S ) Sonra atladık geçtik Beyazıt’a. Beyazıt’ta geze geze, fotoğraf çeke çeke Sultanahmet’e kadar yürüdük.
Sultanahmet Meydanı’na gelince aklıma facebook’ta yayınladığım çoook eski bir ağaç fotoğrafı geldi. O ağacın 3-4 sene önce fotoğrafını çekmiştim ve şimdiki halini çok merak ediyordum
Karanlıkta meydanı tavaf ettik Orhan ve Dilek’i de peşimden sürükledim
İnat ettim o ağacı görmeliyim diye. Ara Allah ara, ara Allah ara yok abi ağaç :S Dilek’ in “yaw sanki gömü arıyoruz” lafı ise olayı acayip bir şekilde yüzüme vurdu güle güle aramaktan vazgeçmiş gibi oldum, yani isteğim azaldı desem daha doğru olur. Velhasıl karanlıkta bulamadım o ağacı ama bir dahaki gidişimde muhakka bulacağım
Sultanahmet Meydanı’ndan sonra Topkapı Sarayı’nın yanında doğru Gülhane Parkı’na indik. Park’ta biraz oturduk ve ben biraz fotoğraf çekmeye çalıştım. Karanlık olduğu için hiçde eğlenceli değildi
Biraz sohbet ettik. Sonra Gülhane Parkı’nı boylu boyunca şarkılar söyleyerek yürüdükten sonra, soluğu Sarayburnu’nda aldık. Sarayburnu’ndan şarkılar söyleye söyleye Mısır Çarşısı’na geçtik
Amcamın benden (bizden
) istediği baharatları aldık. Baharatları satan adam bizi epeyce ürpertecek hikayeler anlattı 3 harfli şahıslarla ilgili
Dilek ve ben tırsım tırsım tırsıldık tabii
Mısır Çarşısı’ndan sonra Eminönü’nün sahil tarafına geçtik ve köprüyüde yürüyerek Karaköy’e ulaştık. Karaköy’den Tünel vasıtasıyla İstiklal Caddesi’ne çıktık.
İstiklâl Caddesi’nde Dilek’in Kavak Yelleri’ndeki Su’nun ayağında gördüğü çizmeleri aradık
Mağazaları dolaştık, fotoğraf çektik, eğlenceli yerlere bakındık filan derken, acıktığımızı hissettik. Aslında bana cimri diyor ama Orhan’ın ekonomi aşkı yüzünden o kadar isyan etmeme rağmen McDonalds’a girdik :S Ben ki Burger King’e bir can borçlu olan Varol’ vicdan azabıyla sadece nugget söyledim
O da kasadaki kızın kotayı doldurması ve 100 kontör kazanması için
Biz yiyecekleri alırken Dilek’ in yanına yaşlıca bir hanım oturmuştu.
Neyin nesi bu bayan derken hemen tanışıverdim. Onun anlatımıyla bebek mezarı gibi ayakkabısı olan bir genç hanımefendinin ayağına basmış ve çok canı yanmış. O da hemen bizim masamıza oturuvermiş
En az benim kadar insanlarla muhabbet etmeyi seven Dilek ortamı koyulaştırmış. Ben yiyecekleri masaya getirdim ve Dilek ile orhan lavoboya gittiler, bu sefer ben muhabbeti daha da derinlere daldırdım
McDonalds’da o yaşlı hanımefendiyle yaklaşık 2 saat boyunca muhabbet ettik
Hanımefendi diyorum çünkü gerçekten bir İstanbul hanımefendisi
Çok nezih bir semtte Gümüşsuyu’nda tek başına yaşıyor. 2. kocası vefat ettikten sonra evlenmemiş. Maddi durumu oldukça iyi ve hayatı yaşamayı çok seviyor. Hareket neredeyse ben oradayım diyor. Türkiye’nin her yerini hatta dünyanın birçok ülkesini gezdim ama İstiklâl Caddesi’ndeki bulduğum heyecanı hiçbir yerde bulamadım diye anlatıyor bize. Hayatı boyunca hiç çalışmamış, hep eğlenerek yaşamış ve şuan bile çok çok mutlu.
Gençliğinde dans etmeye gittiği yerleri, o zamanlar yaşadıkları hayat tarzını filan anlattı, çok zevkliydi bizim için o bayanla konuşmak
Geceye renk katan isim oldu bizim için
Karnımızı sözde(!) doyurduktan sonra tekrar İstiklâl Caddesi’ne daldık etrafa bakacak halimiz kalmadığını anlayınca eve dönmenin en mantıklı seçenek olduğuna karar verdik
Yorgun ama mutlu birşekilde evlerimize dağıldık.
Çok harika bir gündü benim için, Orhan’a ve Dilek’ e sonsuz teşekkürler ediyorum. Herşey süperdiii, iyiki varsınız.
Herkese mutlu yaşamlar diliyorum

hehehe bu yazıyı uykulu ve yorgun yazdığın belli.aslında daha canlı daha hareketli ve macera dolu bi gündü.hele o ağacı aramamız tam bi komediydi şu ağaç yok bu ağaç kemal sunal gibi sanki biyere eltın gömmüşüzde işaretlerle onu arıyomuşuz gibi oldu 50 adım düz sonra sapa40 adım gibi hehehe
ama bulamadıkya okadar arayıpta tam bi komediydi valla aklıma geldikçe gülüyom.
adam açtı o güzelim kristal şişenin kapağını ve 3 müzünde eline değdrdi aman yarabbim o nasıl bir orjinallik saatlerce elimizden o ağır gül kokusu gitmedi ama ne koku tamam gül kokusu güzel bi koku ama yağı heleki orjinal olanı pek bi ağır kokuyomuş.hepimiz camideki hacılar gibi koktuk saatlerce
istanbul
çocuk gibi kızdı ya.
he bide şu mısır çarşısında malzemeleri aldığımız yer aman yarabbim adamı öldüresim geldi valla akşam akşam aklımı aldı ya yok küçük timsah yok şu yok bu diye zor uyudum valla ya.bide gül yağı olayından bahsetmemişsin adamlar bize hakiki gül yağı getirdiler güzel kristal bi şişe içinde tabi biz sazanlar nerden gördük hayatımızda hakiki gül yağını düşünün gramı üzerine basa basa söylüyorum gramı 20$ okadar orjinal yani
hanımefendisi apayrı bi olaydı varol hele orhan nasıldı ya kadın onun yerinden kalkmayınca snirlenip elinde tepsisi içeri gidişi beni öldürdü ya
ama harika bi gündü hayatımda hiç bukadar yorulmamıştım ama yinede değdi çok güzeldi unutmayacağım hareketli bi gündü emeği geçen herkeze özellikle sayın İSMAİL AKSOY’ sonsuz teşekkürler