Bir Çift Yürek
Okudum, bitirdim, beğendim ve yazmalıyım dedim.
Elif Şafak – Aşk kitabı bildiğiniz üzere tozlu rafların arasında yıllar sonra açılıp devam edilebilecek şekilde duruyor. Evet ben bir Mevlana yada Şems değilim fakat benzer görüşleri o kitabı okumasam da ve Mevlana’yı etraflıca tanımıyor olsamda bünyemde barındırıyordum. Tamamen olmasa da ön yargılarımdan yoksun ve insanları seven bir hayat sürüyordum. Onları tanımak sadece böyle bir görüşe sahip olduğumun farkına varmamı sağladı. Kaldı ki ben o kitabı bitirmedim, belki devamı daha farklı seyredebilir
Asılı kalmış bir yorum olarak nitelendirilebilir
Yeni bitirdiğim Bir Çift Yürek kitabı ise tamamen ön yargılarımdan arınmama sebebiyet verdi. Kitap Amerika’lı bir doktorun araştırma için Avustralya’ya ziyaretini ve dışlanmış yerlilerin yani Aborjinlerin hayatlarına müdahil olmasını anlatıyor. Aborjinler tıpkı Amerika’daki kızılderililer gibi bölgenin asıl sahipleri ve medeni insanlar tarafından dışlanmış, yaşamın dışına itilmiş bir topluluk.
Kitap’taki kahramanımız Aborjinlere iş olanağı sağlıyor, bu işte çok başarılı oluyor ve Aborjinlere fırsat verildiğinde gerçekten iyi işler yapabileceklerini ortaya çıkarıyor. Buna müteakiben de bir Aborjin kabilesi tarafından kutlamaya çağırılıyor. Özel bir şöförle kaldığı otelden alınıyor ve Avustralya’nın ıssız çöllerinde sadece Aborjinlerin barınabileceği, yaşam olanaklarının biz çağdaş insanlar için sıfır olduğu, yerliler içinse yaşamın tüm güzelliklerinin o kuraklıkta vukuu bulduğu bir yaşam mücadelesinin içinde buluyor kendini.
Tam 120 gün boyunca çölde yürüyüşe çıkıyorlar, tüm eşyaları yakılıyor, sadece ruhu ile bir yolculuğa çıkıyor. Ruhu derken maddi hiçbirşey kalmıyor yanında, ne saat, ne ayakkabı, ne diş fırçası, ne elbise… Sadece kendi ile yola çıkıyor.Yerliler kahramanımıza mutant diyorlar. (Mutant kelimesi sadece organizma olarak değişime uğramış anlamında kullanılmaz, kişisel ve ruhsal başkalaşımda mutant kelimesi için uygundur diye düşünüyorum ve mutant kahramanın sürecini çok iyi tanımlayan bir kelime…)
Kitaba dönecek olursak;
Bize göre olanaksızlıkların, kabile halkı için gerçekte ne denli büyük bir nimet olduğunu öğreniyor. Yeni bir yaşama müdahil oluyor, çağdaş dünyanın tüm pisliklerinden, dalaverelerinden, çıkarcılıklarından uzak sadece gerçek insanların yaşadığı bir hayat bu…
Avustralya’ daki medeni insanların onlar hakkında çıkardığı, bilgisiz, cahil, geri kafalı, insan eti yiyen yamyam uydurmalarının aslında ne denli gerçek dışı olduğunu öğrenen bir doktorun, okuma yazma bilmeyen ve medeniyet dışı gibi gözüken fakat asıl medeni olan kim diye insanı sorgulamaya iten kişilerden karşılıklı fikir alışverişlerini ve kendiyle iç hesaplaşmasını anlatıyor bu kitap…
Sevdim, okurken düşündüm de benimde bu tarz ön yargılarım varmış esasen. Olmaması gerektiğinin farkına vardım. Ne olursa olsun hiçbirşey göründüğü gibi değildir diyebildim. Sadece tek bir cümleyi bile hayatıma katabilen bir kitap benim için iyi bir kitaptır. Bu yüzden sevdim işte… Bir bakış açısı kazandırabildiği için.
Kitapta çok ilginç olaylarda var aslında
Örneği bayanların başlarına aylık olarak gelen fizyolojik durum varya, hani tiksinç bulunan
İşte o olay aslında Aborjinler tarafında bir ilaç olarak kullanılıyor ve yaraların iyileşmesine yardımcı oluyormuş
Çok ilginç geldi bana.
Vaktiniz olursa bence okumalısınız bu kitabı.
Önyargılarınızdan tamamen sıyrılmanız dileğiyle…
