Reçel..
0
Minnacık bir kedim oldu benim de
Canlı ha!
Nefes alıyor, su içiyor, mama yiyor, miyavlıyor , sonra tüyleri var güzel güzel, gıdısından okşanmayı seviyor, gözleri var çakmak çakmak, hatta bıyığı bile var
O seviyor beni, yanıma geliyor, yatağımda uyukluyor, beni oyuna kaldırmaya çalışıyor, bazen kaçıyor, bazen yaramazlık yapıyor..
Kitap okuyorum sokuluyor yanıma miyav yapıyor.. Tutamıyorum kendimi sarılıp sarılıp öpesim geliyor ama korkuyorum bir şey olacak diye..
Dizlerime oturtuyorum, o beni incelerken ben ona başımdan geçenleri anlatıyorum, sanki anlıyormuş gibi miyavlıyor.. Bir kez daha seviyorum
Tekli koltuğuma geçip televizyon izliyorum, bır gıdıklanma oluyor ensemde, yaramaz bulmuş beni koltuğun üstüne çıkmış sırnaşıyor..
Mutfağa su içmeye gidiyorum, ayaklarımın altında geziniyor, hep onunla ilgilenmemi istiyor..
Bende sevgiden bol başka birşey yok zaten.. Fazlasıyla sunuyorum sıcacık şevkatimi.. Onu sevmeyi seviyorum..
Sevmeyi seviyorum ben bunu anladım. Seveceğim olsun yeter bana, bağlanırım hemen zaten. Yeter ki o da sevilmeyi sevsin..
Şimdi uyuyor, bilmiyorum ışıktan rahatsız olur mu, açmadım o yüzden karanlıkta yazıyorum bu yazımı..
O benimle ilgileniyor, ben onunla..
En mutsuz anımda yanımda olacağını gösteriyor sanki..
Gelişi öyle anlamlı bir güne rastladı ki aslında.. Ben insanların güvenilir, kedilerin nankör olduğunu sanarken tam tersi olduğunu gösterdi.. Sevgim daha da çok arttı ona..
Yalçın’ımın dediği gibi;
Kediler nankör mü? Hah! O İbrahim Tatlıses’in ipneliği..
Artık bir pati ve bir el sallanıyor olacak yazılarımın ardından, yalnız değilim
Mutlulukla kalın..
Furaaaal ekle beni faceden..
3
Sabah servisle gitme ihtimalim yoktu, çıktım durağa gözüm yumuk yumuk.. Zaten geç kalmışım diyerekten ilk gelen otobüsün sırasına dalıverdim. Millet birer ikişier ittire ittire biniyor, ben ise en arkada geniş geniş sıramın gelmesini bekliyorum.. Her neyse Furaaaalll… Furaaalll diye biri dürtüklemeye başladı.
Görüntü on numara apaçi durumundaydı yalnız. Öne düşen saçları beyin fonksiyonlarımı sonuna kadar kullanarak devredışı bıraktım, o İsmail Yk tarzı sakalları da yine süpersonik beynimin photoshop aracını kullanarak yok ettikten sonra yüz tanımlama sistemimi devreye soktum ve anladım ki zibilyon yıl önce ilk okulda birlikte okuduğum arkadaşımmış
Enaaam Yasin naber la dedim. İyidir Fural’ım (Fural aslında benim adımın onun dilindeki telafuzuydu) yuvarlanıp gidiyoruz derken hoş beş muhabbeti yapamadım bile, otobüse binme sıram geldi. Adımımı attım tam, kolumdan tutup çekmeye başladı faceden ekle beni Yasin XXXXX diye, lan noluyo diye bön bön bakmaya başladım, meylimi vereyimmi meseneden konuşuruz, tamam Yasin bulucam ben seni dedim hala çekiştiriyor, şöför bana bakıyor millet durumu garipsiyor ben kolumu kurtarmaya çalışıyorum, Yasin bana coşkuyla birşeyler anlatmaya çalışıyor..
Abartmıyorum yalnız yaklaşık 30 saniye otobüs yolcuları benim Yasin’den kurtulmamı bekledi, ben de inat ettim ayağımın teki otobüste diğeri yerde Yasin’i kırmadan kurtulmayı deniyorum.. Tam anlamıyla otobüse binebildiğim anda soyadım XXXXXX haaa unutma ekle faceden ekleeeeee diye sesleniyordu
Lan korktum bi an otobüsün peşinden topuklarını dötüne vura vura koşacak diye
Otobüs içindeki o anlamsız bakışları göz ardı ederekten geçtim orta sıraya ayakta dik durma mücadelesi verdim..
Şimdi otobüslerin demirbaşları vardır bilirsiniz. Kocaman popolu teyzeler.. Hepimiz farkındayız ki onlar özel üretimlerdir. Yani yıllarca yerler yerler ve popoları istenilen seviyeye ulaştığında (ölçüm için aşure kazanı gayet uygundur) İETT tarafından özel maaşla ona bunu rahatsız etmek için yollara düşerler..
İşte o teyzelerden biri geldi dibime, allahım böyle etli etli bi sürtünmesi var ki git teyze diye tepmikleyesim geldi içimden
Et hissediyorsun resmen yaaa, yani bıngıllığın zirvesine çıkmış resmen.. Ben senin hakkından gelirim diyerekten dışarı ses verebilen kulaklığımla Rammstein-Du Hast’ı açtım dıbıdıp dıbıdıp seslerden ürkerek teması kesmesini planladım lakin hiç sallamadı bile :/
Yol boyunca 2 ayrı akbil ile lakin tek bir insanmışcasına yapışık olarak gittik
İndiğimde biraz bekledim ki teyzeye temas etmekten terlemiş kolum ve sırtım kurusun diye
Garipliklerle dolu otobüs maceramı da paylaştıktan sonra ufak ufak kaybolup azcıkın kitap okuma girişimine dalacağım.. Kendinize iyi bakın, ilkokul arkadaşlarınızdan uzak durun, teyzelere dokunmayın
Mutlu günler
Kurban Bayramı Seyehati
2
Başka şehirleri gezdikçe nefret eder hale geliyorum İstanbul’dan.. Nitekim yine aynısı oldu, boğdu bu şehir beni, üzerime geldi, daralttı, nefes alamamamı sağladı.. Bu kez Antalya’daydım.. Küçücük değil ama çok da büyük değil karınca kararınca bir bayram tatili geçirdim. Metropol Cadısı ve değerli ailesinin sponsorluğunda konaklama ve diğer tüm (ekstralar dahil) ihtiyaçlarım müthiş bir özveri ve içtenlikle karşılandı..
Çok çok mutlu oldum, hayatta bana en çok keyif veren, Varol’un gerçek Varol’u görmesini sağlayan, her anlamda yaşamımda kökünden söz sahibi olan, miniminnacık şipşirin Damla hanım ile gülücükler saçarak güzel bir tatil yaşadım.. Sonsuz teşekkürler kendisine ve ailesine.. Hayatımda ilk kez dalında portakal ve mandalin gördüm. Hatta her gördüğüm turuncuyu portakal sanıp ağaçlara saldırıp Damla’nın “dur onlar turunç, portakal değil acı onlar acı yenmez” ikazlarıyla yerime çöküşte bulundum
Velhasıl kelam..
Derken beklediğimizden değil ama gelmesi zorunlu an geliverdi.. Dönüş yolu.
Aman tanrım nasıl bir işkenceydi, nasıl bir çaresizlik ve tutsaklık anıydı anlatamam..
Öncelikle Güney Akdeniz adlı firmadan başlamak istiyorum eleştiri bombardımanıma. Açığa almak istediğim biletimi internet üzerinden satın aldığım için hiç bir şekilde açığa alınamayacağını bildirdikleri, bilişim çağında böyle saçma bir cevap verebildikleri, bir daha asla bu firmayı seçmemem için bana gereken mazeretleri sundukları için saygı ve sevgilerimi sunuyorum.. Bu kafayla gidin değerli Güney Akdeniz yöneticileri.. Çok doğru bir strateji, büyük firmalar hep bu yolu izlemişlerdir zamanında
Biletimi açığa alamasam da ikinci biletim hazırdı. Malum bayram dönüşü inanılmaz bir talep oluyor. Metro Turizmin ofisinde Jet Turizm diye bir firmanın bileti satılıyordu. Sorduğumda kardeş firma olduğunu söylediler, aaa süper o zaman ne güzel cıstak cıstak giderim diye düşündüm. Aldım..
Vakit geldi, pek bi güzel olan Asal Muz’dan bir koli muz, sonracııma muz marmelatı, bergamut reçeli gibi daha önce tatmadığım güzellikleri heybeme doldurup, gözümden bir damla yaş akıtmadan bindim otobüse..
Otobüs derken, hemen gözünüzde firmanın devasa logosunun bulunduğu, hareket ettiğinde tısssss tısssss ses çıkaran, papyonlu hostların bulunduğu, topkek ve lipton çay ikram edildiği, pet bardaklardaki suyu tüketip koltuğun arkasına sıkıştırıldığı, halet-i ruhiyenize göre tepenizdeki ışığı açıp kitap okuyabildiğiniz, molalardan sonra hostların kolonya ikram ettiği o standart hizmet anlayışı canlandı değil mi?
Ben de tıpkı sizler gibi, önceden yolluk börek çöreğini yapıp naylon poşete koymuş, yola çıktıktan 10 dakika sonra açıp etrafı mayalı mayalı kokutan teyzeler, ciyak ciyak bağıran küçük şirin sevimli bebekler, poposu yere yakın göbekli uzun yol şoförleri ve mola olsada çıkıp bi fısır fısır sigara içsek diye iç geçiren bıyıklı aile babalarını hayal ediyordum..
Lakin sadece son paragraftakiler gerçekleşti.. Mayhoş börek kokusu hakimdi otobüsümüze, zırıl zırıl ağlayan güzeller güzeli bebekte mevcuttu, poposu yere gayet yakın şoför de vardı, her fren hareketinde elini sigara paketine götüren aile babaları da..
Fakat otobüsümüzde firma logosu yoktu, bildiğin mülteci modundaydık, klima yoktu onun yerine havalandırma adı verilen ve şoförün üşüyen olursa söylesin kapatayım ikazı ile derecesi ayarlanan ultrasüpersonik iklimlendirme aygıtı bulunuyordu. Topkek ve lipton da yoktu.. Televizyonu çalışmıyodu, bir host bulunmuyordu, susadığında yalpalaya yalpalaya ona buna sürtüne sürtüne kalkıp su almak zorundalığı mevcuttu, tepemizde ışık diye birşey yoktu boydan boya bir ışık yanıyordu ve hemen kapatılıyordu, öndeki koltuğa dizimi dayayım da bari birazcıkın rahat uyuyayım düşüncesine de yer yoktu, dizini koyduğun an öndeki adam diğer koltuğa yapışıyordu, müzik sistemi ise sadece şoförün kontrol ettiği yalnızca 4 tane Bülent Ersoy parçasından oluşan geniş arşivden oluşuyordu..
Vites değiştirme konusunda endişe duyan şoförümüze yanındaki yedek şoför destek veriyor, virajlara 110 km hızla giriliyor ve karşı şeritten uzun lambaları yanan araçtan hemen korkup freni kökleyen akabinde kaza tehlikesi atlattıran muhteşem bir ekip evimize sağ sağlim ulaşmamız için can siperane mücadele veriyordu..
Biz yolcular ise müthiş bir sinerji ile hep bir ağızdan dualar ediyor, ilahiler söyleyip geçmiş günahlarımızın affı için son çırpınışlarımızı veriyor gibiydik.. Bir ara insanlara coşkuyu verip el ele sinerjinin dibine vurdurasım geldi..
Anlattıklarım size mantıksız geliyor olabilir buna eminim fakat ben bu şekilde bir yolculuk yaşadım.. Antalya’dan İstanbul’a her anı popo korkusuyla dolu anlar geçirerek geldim..
Bir daha otobüs yolculuğuna çıkmadan önce zibilyon kez düşünüp kendime kızacağım neden erken rezervasyon yapıp uçak bileti almadım diye.. Büyük konuşmak istemiyorum ama otobüs ile yolculuk imkansızlarımın arasına girecek gibi görünüyor..
Siz siz olun, belli başlı firmaların dışında fantezi yapmaya çalışmayın.. Yoksa ben gibi tanıdığınız herkese sevgi dolu mesajlar atıp, Candan Erçetin’in Yalan parçasına klip çekiyormuş gibi hissederek yolunuza devam edersiniz..
Gerçi çekilecek kahrım çokmuş, otogarda bindiğim taksinin şoförü de sarhoş çıktı lakin onunla aramda geçen macerayı anlatacak dermanım kalmadı, zira uyku kirpiklerimden süzülüyor..
Cümleten geçmiş bayramınız kutlu olsun..
Isim olmaz hiç isim olmaz :D
1
Şimdi abi bana ukâlâ diyenler olacak bu yazıyla birlikte biliyorum. Ben bunu biliyorsam siz de biliyorsunuz ki diyeceğim kelime “çok da tın” olacaktır..
Lan bu Serdar Ortaç, İsmail YK denilen adamlara o kadar uyuz oluyorum ki anlatamam yaaa. Onların sayesinde insanları kategorize etmeye başladım. Dinleyenler ve dinlemeyenler diye. Gözlemlerime göre Serdar ve türevlerini dinleyenler aBcDeFgH IiJkLm NoÖp şeklinde yazı yazmaktan çekinmeyen güruh oluyor.. Hani şu saçma salak g yerine q, ş yerine sh yazan, m yerine w ve bildiğimiz şirin
smileyi yerine xD yapan adamlar..
Sevmiyorum abi sevmek zorunda mıyım? Değilim işte.. Sen seversin ben sevmem. Misal şirkette tam karşımda oturan bayan.. Hiç işim olmaz, hiç işim olmaz cuktıkı duptıkı uptıssss uptıssss diye bir şarkı dinliyor. Yahuu bu kadar dinliyorsun madem ne anlıyorsun dedim, hiç bişey diyor. Açıp sözlerine bakıyoruz ve gerçekten bir şey anlayamıyoruz.
“Snn dinLediqin o kaDınDan qüzeldir” diyor.. Ki o kadın Jehan Barbur oluyor
Tamam sen de bunu sevmiyor olabilirsin. Tamam tarzın bu olabilir. Tamam müzik yerine bu uptıkıdıktıs, çupdıkıtıstısları seviyor olabilirsin. Tamam kendini inanılmaz bir özgüven ile alayına gider şeklinde hiç işim olmaz, benden güzeli yok gibi sözlerle avutabilirsin. Tamam anlamsız şeylere ayıracak bir dünya vaktin olabilir.. Ama git ve bunu benden uzak bir yerde yap..! Lütfen..
Küçük bir analiz yapalım hadi..
İsmail YK vs Jehan Barbur
| Gidersen seni ararım Gidersen can alırım Sonra canıma kıyarım Yeminim olsun Nasıl inandım sana ben |
Gidersen bana da bir dengini yolla Dinerse gözyaşın beni de ağla Arkanda beni bırak gönlüme aldırma Ardında bir beni bırak gönlüme duyurma. Yüzüne bakmam ellerinden tutmam |
İki şarkının adı da Gidersen.. İkisi de aynı duyguları anlatmaya çalışıyor, giden sevgilinin ardından sesleniyor bu yüzden kulvarları farklı demeyin sakın.
Görüldüğü üzere biri can alırım, yakarım ulan, lan siz beni tanıyo musunuz oluuuumm şeklinde isyanlardayken diğeri gidersen bana da bir dengini yolla gibi harika bir söz ile başlıyor şarkıya.. Giden sevgili için ne bir düşmanlık besliyor, ne adam vuruyor, ne küheylanlık taslıyor. Efendi efendi acısını yansıtıyor.
Sözü mü sanat? Müziği mi sanat? Yoksa çıkardığı o ses mi? Hangisi sanat?
Gidin Allah aşkına yaaaa.. Gidin abi kaybolun, ya kulaklığınızla dışarı ses çıkarmadan dinleyin, ya da etrafımdan uzak durun.. :/

Son cıvıldamalar