Isim olmaz hiç isim olmaz :D

1

Şimdi abi bana ukâlâ diyenler olacak bu yazıyla birlikte biliyorum. Ben bunu biliyorsam siz de biliyorsunuz ki diyeceğim kelime “çok da tın” olacaktır..

Lan bu Serdar Ortaç, İsmail YK denilen adamlara o kadar uyuz oluyorum ki anlatamam yaaa. Onların sayesinde insanları kategorize etmeye başladım. Dinleyenler ve dinlemeyenler diye. Gözlemlerime göre Serdar ve türevlerini dinleyenler aBcDeFgH IiJkLm NoÖp şeklinde yazı yazmaktan çekinmeyen güruh oluyor.. Hani şu saçma salak g yerine q, ş yerine sh yazan, m yerine w ve bildiğimiz şirin :) smileyi yerine xD yapan adamlar..

Sevmiyorum abi sevmek zorunda mıyım? Değilim işte.. Sen seversin ben sevmem. Misal şirkette tam karşımda oturan bayan.. Hiç işim olmaz, hiç işim olmaz cuktıkı duptıkı uptıssss uptıssss diye bir şarkı dinliyor. Yahuu bu kadar dinliyorsun madem ne anlıyorsun dedim, hiç bişey diyor. Açıp sözlerine bakıyoruz ve gerçekten bir şey anlayamıyoruz.

“Snn dinLediqin o kaDınDan qüzeldir” diyor.. Ki o kadın Jehan Barbur oluyor :) Tamam sen de bunu sevmiyor olabilirsin. Tamam tarzın bu olabilir. Tamam müzik yerine bu uptıkıdıktıs, çupdıkıtıstısları seviyor olabilirsin. Tamam kendini inanılmaz bir özgüven ile alayına gider şeklinde hiç işim olmaz, benden güzeli yok gibi sözlerle avutabilirsin. Tamam anlamsız şeylere ayıracak bir dünya vaktin olabilir.. Ama git ve bunu benden uzak bir yerde yap..! Lütfen..

Küçük bir analiz yapalım hadi..

İsmail YK                                              vs                                         Jehan Barbur

Gidersen seni ararım
Gidersen can alırım
Sonra canıma kıyarım
Yeminim olsun

Nasıl inandım sana ben
Hani benim canımdın sen
Alışmışım vazgeçemem senden
Seviyorum ölümüne yar gidemezsin
Bu acıyı verme bana sende bitersin

Gidersen bana da bir dengini yolla
Dinerse gözyaşın beni de ağla
Arkanda beni bırak gönlüme aldırma
Ardında bir beni bırak gönlüme duyurma.

Yüzüne bakmam ellerinden tutmam
Sözünü ben duymam
Gideceksen durma.

İki şarkının adı da Gidersen.. İkisi de aynı duyguları anlatmaya çalışıyor, giden sevgilinin ardından sesleniyor bu yüzden kulvarları farklı demeyin sakın.

Görüldüğü  üzere biri can alırım, yakarım ulan, lan siz beni tanıyo musunuz oluuuumm şeklinde isyanlardayken diğeri gidersen bana da bir dengini yolla gibi harika bir söz ile başlıyor şarkıya.. Giden sevgili için ne bir düşmanlık besliyor, ne adam vuruyor, ne küheylanlık taslıyor. Efendi efendi acısını yansıtıyor.

Sözü mü sanat? Müziği mi sanat? Yoksa çıkardığı o ses mi? Hangisi sanat?

Gidin Allah aşkına yaaaa.. Gidin abi kaybolun, ya kulaklığınızla dışarı ses çıkarmadan dinleyin, ya da etrafımdan uzak durun.. :/

Patlayan şeker

2

Patlayan şeker yerken yazıyorum bu yazımı sevgili blog.. Kıymetini bil heyecanla ayna karşısına geçip patır çutur ağzımda patlamasını izleyeceğime geldim duygularımı paylaşmaya..

10 Kuruş..

Evet tanesi 10 kuruş olan minnacık patlayan şeker paketi mupmutlu etti beni :) Hiç uğramadığım, kendisini de hiç sevmediğim ( geçenlerde taksiciye vermek için bozuk para arıyordum bozmadı pis herif :/) bakkala babam için sigara almaya gitmiştim. Neler var neler yok diye sağı solu kurcuklarken kasanın yanındaki pembeli mavili paketler ilişti gözüme.

Anam dedim bu nee? Kaç lira bunlar? Başka çeşidi de var mı? Denedin mi? Patlıyo mu eskisi gibi? Leblebi tozu da var mı? diye sorularla bunalttığım bakkaldan 10 tane alıp koştura koştura eve geldim kimseye göstermeden :P

Uffff o patladı benim gözlerim doldu, o patladı ben geçmişe daldım gittim :) Heyy gidi dedim be heyy..

Tüm gün evdeydim, aldım kahvemi elime, biraz ingilizce çalıştım, (epeyce fransızca çalışmak zorunda kaldım :D ) biraz kitap okudum, araya bir dizi sıkıştırdım

Evde olmaktan büyük keyif aldım. Kolumdan kanadımdan çekip çekiştirenlere sitem değildir yanlış anlaşılmasın paracıkları döke saça harcayıp deliler gibi eğlenmek yerine 10 kuruşluk patlayan şekerlerle de mutlu olabilen bir insanım mesajı vermeye çalışıyorum. Bundan sonra her arkadaş toplantısına ceplerimde patlayan şekerlerle gidip herkesi bu coşkuya ortak edeceğim, çılgınlar gibi patlayan şekerlerle günümüzü gün edip, mutsuz gördüğüm kişilere de uzatacağım. Cidden yaa, yapıcam bunu :D

Haydiyin gençler şimdik kola ile patlayan şeker deniycem, işim gücüm var evde çocuklaşmak gibi.. :P

Özledim seni be domates..

2

Domatesin fiyatı arttı ya insanın canı nasıl menemen çekiyor bi bilseniz.. Özleniyor be.. Öyle kıvrım kıvrım kabuğu, dişinin arasında oradan oraya dolaşıp ezmek için uğraştığı minik çekirdeği, ne bileyim mis gibi sapı filan. :D

Salataya bakıyorum mesela, o kadar boş, o kadar yavan ki.. Ne atarsan at abi içine, bir parça domates yoksa yenmez o diyorum.

Susuyorum, böyle yanacağım artık, buz gibi aysti var, tenk var, kola var yok abi domates diyorum şöyle ufff serin serin.. Pahalı ya anasını satayım. Normalde yemeğin içinde ayıklayarak yediğim şey burnumda tütüyor şimdi :D Domates efsanevi bir yiyecek haline geldi gözümde, sanki mitolojik çağlarda tanrılar güçlerini domatese borçluymuş, yedikçe can veriyormuş, level atlattırıyormuş, eros okunu domates yerken fırlatıyormuş, herkül topak topak domates kaldırıyormuş edeleli kollarıyla, zeus menemene ekmek banarken, hera kışa salça hazırlıyormuş olimpos dağlarında. Sanki newtonun kafasına elma değil domates düşmüş, ayda su bulunamazken kıvrılmış domates kabuğu bulunmuş gibi gibi gibi..

Aslına bakarsanız öyle tırt bir meyve değildir domates, cidden bak. Öncelikle belirteyim ki domates sebze değil meyvedir. Bunu bi belleyelim, farklı olmayı seven bir bitki türü, öyle sağ gösterir sol vurur. Herkes sebze sansa da içinde çekirdeğini barındırdığı için botanistler tarafından meyve olarak nitelendirilir. Bu durumda salatalık vs. de meyve statüsüne giriyor lakin boşverelim şimdik gariban yiyeceklerini. Günümüzün en elit sebze gibi görünen meyvesine dönelim.. :)

Domates karizmasını günümüzde yeni yeni buluyor, çünkü keşfedildiği dönemlerde domates aşk elması olarak anılıyordu, sevgililer birbirlerine domates verip, kuytu köşelerde mehtaba karşı domates suyu içiyorlardı. Yalan değil lan araştırın.! İnsana romantizm kattığı düşünülüyordu vaktinde. Romeo Juliet’ine salçalı makarnasından sonra, Kerem Aslı’ya patates kızartmasına ketçap sıkarken, Mecnun Leyla’sına domates çorbasına kaşar rendelerken vuruluyor.. Açın okuyun, yalanım varsa nooliyim :P

İnsan şöyle mazisine bakınca utanıyor yıllarca cüzi meblağlarla tükettiği koskoca domatesten..

Hepimiz biliyoruz, bir gün ucuzlayacak o domates, yine bakmayacağız yüzüne, bir salatalık gibi, bir marul gibi dolabın en alttaki sebze/meyve rafına yerleştireceğiz ta ki annemiz onunla birşeyler yapana kadar..

Yapmayalım gençler, domatesin kıymetini bilelim, artık daha bi sevelim onu, ne demişler kaçan kovalanır, piyasalarda uzak olduğu şu günlerde kadir kıymet bilip musluk suyuyla değil bizzat üşenmeyip damacanayı tezgaha kaldıralım, pompasına poffss pofffsss basıp öyle yıkayalım.. Sevdiceğin yanına domates yemeden gitmeyelim, özel günlerde, bayramlarda seyranlarda yemekten sonra domates ikram edelim misafirlere dilim dilim. Yapalım abi sevelim.. Hiç değilse domatesi sevelim be, özledim ulan anlamıyor musunuz gözlerim doldu yazarken :S

Ben gidiyorum, dolaptaki ketçabı koklayıp kıymetini bilmediğim o güzel günlerime üzüleceğim şimdi :/

Terör

0

İstanbul’da yaşıyorum, insanın her türlüsünü görüyor iletişime geçebiliyorum, insanlarla(!) konuşmayı seven biriyim zaten bilen bilir. Geçenlerde acele bir yere yetişmem gerekiyordu taksiye bindim. Şöförlere genellikle sorduğum soru taksi senin mi, çalışıyor musun olur. Sonra yevmiyeyi çıkardın mı diye sorarım, en sonda benden sonra umarım uzak mesafeli bir yolcu çıkarda tencereni kaynatırsın der muhabbete girerim.

Benim için ritüel haline gelmiş bu olayı gerçekleştirdikten sonra doğulu olduğu şivesinden anlaşılan şöförle Kürt sorununu tartışmaya karar verdim. Ne olacak bu böyle, kardeş kardeşe kırdırılıyor, yazık oluyor gençlere, halk cahil gibi herkesin bu tarz tartışmalarda konuştuğu konular yerine daha farklı şeyler dinlemek istedim.

Hiç terörist gördün mü abicim dedim. Gördüm bir kaç kez dedi, köye gelip silah topluyorlarmış, babasının çok gözü kara biri olduğundan silahını vermediğini söyledi ve nur içinde yatsın demeyi de ihmal etmedi.

Genelde köye gelirler, yiyecek içecek alır ve onları birilerinin bırakmasını isterlermiş. Şöför onları gördüğünde geliş nedenleri ise bir kaç hafta önce öldürülen teröristleri köyde kimin ihbar ettiğini sorgulamakmış. Köylüleri sorguya çektikten sonra köyün muhtarını ve yeğenini yanlarında eşlik etmek için almışlar, korkmayın birşey olmayacak diyerek rahatlatmışlar ve birlikte köyden birine emir ya da rica ederek kendilerini dağ yoluna bıraktırmışlar.

Sonrası..

Muhtar ve yeğeni öldürülmüş ve cesetleri bırakılmış dağ yoluna..

İhbar eden muhtarın yeğeniydi diyor şöför… Muhtar yeğeninin yüzünden öldü.

Her neyse buna çok şaşırmadım, zaten buna benzer şeyleri daha önce de duymuştum. Eh İstanbul’da yaşıyoruz, alışılıyor bir süre sonra bu tarz yaşanmış hikayelere..

Peki dedim, bu PKK nasıl birşey köylüler için. Oradaki insanlara nasıl davranıyorlar, yakıp yıkıyor, insanlara korku salıp gidiyorlar mı?

Yok valla dedi şöför. Bir keresinde dul kalmış bir kadına tecavüz etmeye kalkışmış bir adamı cezalandırmaya geldiler. Sonra para karşılığı köyde ambulans hizmeti veren zengin bir ailenin çocuğuna inat ambulansını yaktılar, madem parayla sağlıyorsun bu hizmeti al sana ambulans diyerek..

Kafamda şekillenmeye başladı zaten fikirler, peki asker nasıl davranıyordu size dedim?

Açık söyleyeyim biz tütün yetiştiriyorduk o zamanlar, tütünü normalde 1 TL’ye satacakken bize zorla 40 kuruşa sattırdılar dedi. Komutanın biri mazot kaçakçılığına göz yumuyordu sanırım ve eşinin altında o zamanlar yeni çıkmış köyün en lüks arabası Tempra vardı diyor.

Ben şöförün yalancısıyım, ondan duyduklarım doğrultusunda kafamda şöyle bir düşünce oluştu.

Demek ki bölge halkının destek sağladığı teröristler halka bizim askerimizden daha fazla hitap ediyorlar ki, halkın belli bir kesimi ( kesinlikle tamamı değil ) onlara destek olmakta bir sakınca görmüyor.

***

Az önce tesadüfen televizyonda gördüğüm  Vatan Sağolsun adındaki dizi aklıma getirdi şöförle olan bu diyaloğumu, yazmalıyım diye düşündüm..

Ülkemizin en büyük sorunu terör ve bitmesi için herkes dua ediyor. Bir çok senaryo atılıyor ortaya, halk arasında asker de bitmesini istemiyor, ABD & İsrail oyunu, terörü devlet destekliyor vs vs bir sürü şey söyleniyor. Hiç biri hakkında konuşmak istemiyorum ben sadece tarafsızca bindiğim taksinin şöföründen duyduklarımı anlatıyorum.

Dikkat çekmek istediğim konu şu, PKK bizim askerimizin de olduğu vatan topraklarında sanki köylünün hakkını koruyan ve kollayan bir güç konumunu almış. Onlara inananlar bu düşünce doğrultusunda ya destek veriyorlar ya da aralarına katılıyorlar.

Terör bitsin istiyorsak eğer, konu tüm yönleriyle ele alınmalı diye düşünüyorum.

Halk artık oğlunun tabutu başında ağlayan gözü yaşlı anne, dik durmaya çalışan ve Vatan Sağolsun diye bağıran baba görmek istemiyor.. Son bulsun bu aşağılık oyun, önü açılsın ülkemin, sürekli geriye doğru çekiştiren pis güçler bıraksın yakamızı..

***

İlkellikten kurtulacağımız, silahların yerine bilimin, sanatın konuşacağı güzel bir Türkiye dileğiyle son veriyorum yazıma.. Sadece böyle bir durumun farkında olunması için yazdım.

Asker yerli halka kendini sevdirmeli, kurgulanmış oyuna yenik düşmemeli..

Go to Top