2010 KPSS Başvurusu

2

Waauuwww..

1,5 saatlik uyku ile ayakta duruyor ve kendimi çok bitkin hissediyorum. Neden böyle oldu? Pehhh :S

Beş para etmez boktan devlet dairelerine, sırf anne istiyor diye babam gibi memur olabilmek için boktan aşamaları geçerek  önüme konulan KPSS zıkkımı nedeniyle :S

Kız kardeş araştırdı taraştırdı ve abi yarın son gün başvuru merkezlerinde muazzam bir kalabalık var başının çaresine bak dedi. Bende şirkette sabahın 6:00′ında gideceğimi söyledim. Orhan taaa Esenyurt’tan , Mahmut abi Kasımpaşa’dan kalktı ve dediğim saatte benimle aynı okulda başvurularını yapabilme umuduyla yola çıktı :D

Efenim girdik okulun bahçesine kargalar bot giymek şöyle dursun, bir taraflarında uçuşan sineklere hareket çekemeyecek düzeyde uykularındayken.. Tam 50 kişi tıpkı benim gibi zeka dolu aklıyla erkenden gelmiş. Hatta benden daha zeki insanlar varmış ki 5:00′da girmişler kuyruğa :D

İnsanlar akın akın geliyordu okulun bahçesine, biz nöbetleşe şekilde araba içinde uyuyarak sıradaki varlığımızı daimi kılmaya çalışıyorduk. Tabi kendimi övmezsem olmaz, süpersonik kaynaşma yeteneğim ile ortamın en sivrik ismi ve en kankasal kişisi oldum :D Gönül rahatlığı ile bayrağı diğer arkadaşlara devrederek arabaya geçip uzandım.

Vakit epeyce geçti ama biz hâlâ bekliyorduk, bekleme nedenimiz ise lanet olasıca sistemde çıkan sorundu. Ara ara ÖSYM Ankara bürosunu ve Okulun telefonunu arayarak başka bir okuldan arıyormuş gibi yaptım ve durum hakkında gerçekçi bilgileri edindim :D Evet abi salak sistem yoktu.. Beklemekten başka çaremizde..

Bir ara kalabalık topluluk hareketlenmeye başladı, heyecanla tek sıra halini aldık ve önümüzde duran 50 kişinin çığ gibi çoğalarak 150 kişi olduğunun farkına vardık :S Bu benim en en en nefret ettiğim durum. Yani enayi durumuna konulmak..

Kanka olduğum kişilerden birine gaz vererek saldım yancı kalabalığa doğru. O bir yandan ortalığı karıştırırken ben de hemen önümde duran sosyetik bayana gayet sert, gayet kırıcı, gayet zeka dolu sözler sarf ediyordum. Güzel bir bayan olmasının avantajını kullanacak ve onca insanı enayi yerine koyacaktı ha? Kesinlikle dayanamam böyle birşeye… Çıkardım Demokles’in Kılıcını kot pantolonumun çakmak cebinden :D Hieeeyttt diyerekten öyle kendindem emin şeyler söyledim ki, biz o kadını 20 metre geçtikten sonra bile yerinden kıpırdayamıyordu :D Arkadan insanlar bana seslenip hacı abi ne dedin bu kıza yaaa hareket etmiyor diye dalga geçiyorlardı hatta :D Ben de ortamda sevilmiş, sayılmış, saygı duyulup tırsılmış biri olaraktan Teoman’ın şarkısındaki gibi bir kez daha arkaya doğru “kaaaaaaallllll” diye seslendim :D Tabi kuyruk bayram yeri gibi :D

Sistem geldi, ortalık daha bir hareketlendi, bu esnada ben yancıları tamamen egale etme çabası içindeydim. Güneşin altında boş boş beklemektense bir amaç uğruna mücadele vermek daha eğlenceli geldi bana :D

İçeri girerken iki tane türbanlı bayan sabah 6:00′dan beri beklediğini iddaa ederek benim peşimden geldi, ben hayır siz 6:00′da filan gelmediniz dedim ve sıradaki gönül dostlarımın :D desteğini alarak bayanları epeyce hatta epey epey haksız duruma düşürdüm. Sonra onları en arka sıraya aldılar :D

İçeride öğretmen bey sıra arkadaşlarıma öğrencilere davrandığı gibi davranmaya başladı. Sıraya riayet edin, çıkartırım dışarı filan. Hazır coşkuyu almışken o bağırıp çağıran öğretmene, sizin karşınızda lise öğrencileri yok hocam, lütfen ses tonunuza ve uslubunuza dikkat edin dedim… Öğretmendeki değişimi görmenizi çok isterdim :D

Velhasıl kelam, halk kahramanı edasıyla tüm dostların başarılar temennileriyle, zalimlerin zulmlerine verdiğim mücadeleyle memur olma (!) sınavına başvurumu gerçekleştirmiş oldum :D

Şirkete geldiğimde adım her ne kadar provakatöre çıksa da, kendimi sürü sürü koyunun dışında tutabildiğime sevindim :D

Cumartesi muhabbetleri

0

Ohh çalış çalış çalış. :S

Yorulmuyorum ama çalışıyorum demek bile insanın canını sıkmaya yetiyor.

Cam kenarında masam, böyle geleni geçeni, bulutu gökyüzünü görebiliyorum. Klimanın yapay serinliği rahatsız etmişti beni, biraz hava almak için camı açık bıraktım. Öyle çalışmak daha güzel oluyor :) Neyse bilgisayarın başında dalmış gitmişken vızzzzzzz vızzzzz diye bir ses duydum anaaa ne göreyim koskocaman hatta gövdesinin altında küçük bir eklemeyle bir beden daha taşıyan devasa bir yaratık, kimilerine göre arı, ki yaratık demek daha mantıklı burnumun ucunda duruyordu :?

Nasıl fırladım, Orhan’a sığındım, masanın altına girmeyi isteyip erkekliğe birşeyler sürdürmemek için çaktırmadım :D Sonra Orhan gördü benim vahşi canavarımı, o da benim kadar tırstı ve ofisten kaçıp kapıyı kapadık :D Camdan gözetliyoruz arıyı, bir o yana bir bu yana uçtukça biz sinir harbi yaşıyoruz. Arı cama konunca indirdim jaluziyi, bi belgeselde izlemiştim vatandaş kuru otları yakıp dumanıyla arıları kaçırarak kovandan bal alıyodu :D Lan sigaranın dumanıyla dötünden donunu alsak haberi olmaz dedim :D Üfleye üfleye kaçırdım ve camları sıkı sıkı üçer beşer kontrol ederek kapattım :P

Yalçın sabahtan bildirmişti nevizade yapalım bu gece diye. Okeylemiş, hatta şirketten o planla çıkmıştım. Sonra şirket müdürüm gel seni alışveriş merkezine kadar bırakıyım demesiyle nazlı Yalçın’a haber saldım gel burda takılalım diye. Ik mık edince bende müdür ve aytekin abiyle birlikte sinemaya gittim. :D Bildiğin erkek erkeğe :D Allahtan film aksiyon filmiydi, bide romantik komedi olduğunu düşünsenize, bunalımı, isyanı, haykırışı hayal etsenize :D

From Paris With Love adlı filmi izledik bomboş sinemada. En arkaya geçtik birde, la burası mahremdir, burası sevgili mekanıdır, burası en arkadır, eller birleşir, başlar omuza yaslanır burada, film izlenmez, burası belli bir niyet belli bir ihtiyaç için kullanılır desemde, koskoca sinemada gerile gerile yatarak film izlemenin keyfini yaşadım :D

Film iyiydi ama John Travolta’yı aygır gibi biri olarak karşımda görünce Greace geldi aklıma ki en sevdiğim müzikaldir. Hele son bölümleri canımın en sıkkın olduğu anlarda bile beni eğlendirmeyi başarır. Ne bileyim nostanjik olup lagaluga yapasım geldi sustum.. Lakin o Travolta; Burus Li gibi, Ceki Çen gibi, Çak Moris gibi artisvari hareketler yapıp da nasıl gözümde seğirmedi, nasıl cuk diye oturdu şaşırdım, helal olsun dedim valla..

Sonra Yalçın hasretime dayanamayıp gelmiş alışveriş merkezine, hemen mod değiştirdim, onunla biraz masa üzerinde oynanan sırt ve kol ağrısı sahibi olunan hokey zıkkımıyla vakit geçirdik, yemek yedik, yanındaki ilginç arkadaşıyla sohbet etmeye çalışıp soluğu artık bir ritüel haline getirdiğim D&R’da aldık.

Yeni kitabım Gretchen Rubin – Mutluluk Projesi… Çok değişik bir kitap, okumak için sabırsızlanıyorum. Hatta bu anlamsız yazıyı bitirmek için bir araç olarak kullanacağım birazdan. :)

Kişisel gelişim kitaplarını okumayı sevsem de, hayatım içerisinde pek de uyguladığım söylenemez. Lakin bu kitabı denemek istiyorum, kapağı filanda çok güzel, April yayınlarının kötü kitabı olmaz zaten birazda o cesaretlendirdi beni. Haa unutmadan, artık orjinal kitap alma olaylarıma son veriyorum, benim korsan kitapçımdan şu birkaç ayda ödediğim parayla 20-30 tane kitap alabilirdim :/ Hep söyledim, tekrar söylüyorum kitaplar sadece parası olanlar için konmamalı raflara. Edebiyat bir sanatsa, sanat toplum içinse, toplumun gelir düzeyi ancak korsana el veriyorsa korsan kitap o kadar da sakıncalı değil, hatta faydalıdır diyebiliriz. Yazar olarak düşünsene diyen olursa eğer, o zaman çizer diker yayın evi matbaa ulaşım cart curt tüm masrafları çıktıktan sonra kendi kârından feragat edip kitabın daha ucuz satılması için baskı yapmalılar ki herkes orjinalini okusun. Bugün korsanını alıp okuyan kitaba hevesli insanlar, ileride elbette parası olduğunda orjinalini alır, sen tutupta yok kardeşim bu benim emeğime saygısızlık, kitap orjinal okunur, gelir alır paşa paşa kasa fişiyle kitabını kendine yeni şeyler öyle katar diyorsan, bir ülkenin geleceğini kendi bencilliğinle kısıtlıyorsun demektir..

Der ve çekilirim sosyal mesajımla.. :)

Olur ya

0

Hani üzgün, mutsuzsunuzdur ya ne yapacağınızı bilmezsiniz. Bir kahve alır, bir film açarsınız… (Pretty Woman’dır adı)

Birşey olur anlamazsınız, aynı anda farklı biri belki benzer şeyler yapar, belki çok daha değişik ama gelir birşeyler sunar size. Mutluluk verir, ona ne kadar ihtiyacınız olduğunu bilmeden.

Kadere mi inanırsınız? Edilmiş dualar mıdır dersiniz?

Kafanız karışır ne oluyor böyle, niye oldu bu? Bişey mi oldu ki? Olmadı mı? Olur mu? Olmalı mı? Olsun mu?

Soruları, düşünceleri bir kenara atar, yok yere mutlulukla koyarsınız başınızı yastığa…

Sayko mod

0

Bu nasıl bir havadır abi yaaa. Ne iş ulan iki gün mutluyuz dedik mahfoldum burda, efkardan efkara koşuyorum yaa.

Lan düşünüyorum ben neye üzgünüm diye yok abi hiç bişey yok yaa. Resmen içime öküz oturuyo böyle kimseyle konuşmak istemiyorum, böyle iletişimsizliği tercih ediyorum. Kendi kendimi baydım.

Zaten anlamıyorum kendimi, aaa mutluyum, yok mutsuzum, mutlu gibi oluyorum derken mutsuzluğa biraz meyillenir gibi yapıp sonra tekrar mutlu oluyorum sanıp mutsuzmuşum gibi hissediyor biraz zaman geçtikten sonra mutluyum lan ben diyorum :D

Okuyacak entel dantel kitabım da kalmadı :/ Gidip biraz alışveriş mi yapsam? O zaman kendimi iyi hisseder miyim ki? Kesin hissederim abi, sağa sola para bayılıp eve elimde poşetlerle dönünce acayip mutlu oluyorum ben.

Aslında benim sorunum sosyal olamamak. Yani yanlış anlaşılmasın sosyal olamamak derken, sosyal olmama izin verilmemesinden kaynaklanıyor, yani bıraksalar allana kadar sosyal olurum ama sosyal olmaktan uzak bir işim var :/ Hep aynı insanların olduğu, aynı şeyleri yaptığım bir iş benim gibi yaşam dolu cıvıl cıvıl pozitif bir insanı kasmaya başlıyor. Aynı insanlar çevremde oldukça konuşacak şey mi azalıyor, ondan mı oluyor acaba? Ya da beni anlayacak insan olmamasından mı kaynaklanıyor? Neyim ki ben hacı, anlaşılamayayım :?

Sittir lan ordan diyorum kendime :D ahhaa triplere bak yaaaa kimse beni anlamıyomuş :P ahahha gülerler lan adama :D

Ama cidden anlamıyolar olm, böyle seve seve, ağzımdan tükürükler saçarak hararetli tartışmalar, ses yükseltip vurgulamalar yaparak ince nüanslara göndermeler filan :/ yok abi bunlar olmuyo hayatımda.. Günaydın, iyi akşamlar, öptüm bay bay :/

Bak işte yaaa, temizlikçi abla geldi, Varol ayağını kaldırsana çöpünü alıcam diyo :/ Abla sen bari yapma,bak burda isyanımı paylaşıyorum yediden yetmişe blog insanlarına sen bari yapma. Çöperim dökümü ben diyip gönderiyorum. Biliyorum birazdan elinde bezle gelip masamı silmeyi isteyecek, git abla ben silerim diyip silmeyeceğim :/ Çamaşır suyunun kokusu gelmeye başladı bile kulaklarıma :D

Hıykkk sıkıcı lan hayat :S Fırat diyo ya karpuz mu değişik sanki anne karpuz mu değişik diye :D Onun gibi oldum :D Gidip balkonda ayaklarıma soğuk su mu döksem? Fırat ne diyorsanız höh derim ama :/ Fırat’ı anlattırmayın bana bu saatten sonra, gidip bi uykusuz alın, bildiğin ekol bi karikatür kahramanıdır kendisi :)

Ezan okunuyor şu vakit, Türkçe olsaydı diye düşünüyorum. Sırf siyaset uğruna Türkçe’den arapçaya çevrilmiş ezanı dinlerken yine bir uyanık çıkarda arapçadan türkçeye translate ettirir mi ezanı şerifi?

Sigaram bitti, hazır bitmişken hiç başlamasam mı acaba? Üstündeki o morg, ölü fotoğrafları filan tiksindiriyor beni :S Sahi niye başladım ki ben bu merete :?  Bildiğin serseri işidir lan sigara, benim gibi uysal tertemiz birine hiç yakışmıyor. Tyler Durden’a yakışıyor ama bana yakışmıyor :S

Hah abla geldi işte masamı silmeye… Gel dedim abla gel sil, gel allahın aşkına gel sil gel yaa gel gel valla gel çekinme al sil. Sil de mutlu ol, al sil bırak bana ıslak ıslak, yapışsın kollarım masaya çamaşır sulu çamaşır sulu :/

Silsin yaa, değişiklik olsun, bende gidip karpuz yiyeyim bari :/

Go to Top