Kimin acısı bu?

! NOT: Bu yazı asırlar önce, çok uzak gezegenlerden birinde tümüyle şuursuz bir halde yazılmış olabilir. 2 dünya yılından fazla zaman geçtiği kesin olup; yazılanların güncelliğini yitirmesi olasılıklar dahilindedir. Bugün gelip "bunu sen mi yazdın" diye sorarsanız inkar etme, kznm yzmş deme, eğer çok ergence bir şeyse kalp kırıp, incitme hakkına sahip olduğumu açıkça ve utanmadan beyan ederim.

empati

Teknoloji geliştikçe bazı evrensel değerler de değişmeye başlayacak gibi. Bugün Germanwings uçağı Fransa’da düştükten sonra en çok konuşulan şeyin uçakta Türk var mı, yok mu sorusu olması beni epey rahatsız etti açıkçası.

Türk yok diye daha mı az üzüleceğiz ya da hiç mi üzülmeyeceğiz diye düşündüm. Evet o uçakta hiç Türk yoksa bir kaç saat sonra unutacağız, eğer 1 Türk olsaydı 1 gün hatırlardık, eğer 30 Türk olsaydı muhtemelen maksimum 3 gün konuşup yine unuturduk. Eğer o uçak Türkiye’de düşseydi derhal sorumlulardan hesap sorar, toplumsal bir öfkeyle düzenlemeler yapılması ve bir daha bu tür şeyler yaşanmaması için baskı uygulardık. (teorik konuşuyorum, pratikte nerdeeee öyle Türkiye?)

Geçen hafta Yemen’de bir camiye saldırı oldu, yanlış hatırlamıyorsam 130 kadar kişi öldürüldü. Haberlerin 10 saniyelik dünya turu bölümlerinde ancak yer bulabildi bu olay. 130 tane insan abi. Onu geçiyorum, Irak’ta nevruz kutlamak için toplanan gruba intihar saldırısı düzenlendi, yine yanlış hatırlamıyorsam 50 kadar insan öldü. Çok tazeler diye aklımda kalanları yazıyorum, yine geçen hafta Tunus’ta dünyanın en büyük mozaik müzesinde silahlı saldırı oldu, orada 30’a yakın kişi öldürüldü.

Bu yaşanan kötü olaylardan hiçbiri Charlie Hebdo saldırısı kadar ne belleklerimizde yer tuttu, ne de haber yapıldı. Zaten haber yapılırsa biz bir reaksiyon geliştirebiliyoruz ancak, yoksa bir yerde sadece 1 kez okuduğumuz bir habere geliştirebileceğimiz doğal refleks oldukça cılız oluyor genellikle. Örneğin, tek bir haber sitesinde Charlie Hebdo saldırısı haberini okudunuz ve sonra spor bültenine geçtiniz. Ya da Cüneyt Özdemir sadece 10 saniyeliğine bu olayı haber yaptı ve sonrasında golf oynayan filler haberine geçti, ne kadar önem kazanacaktı bizler için Charlie Hebdo? Hiç. Şu an çok az insan hatırlıyor olacaktı, eminim.

Bugün yaşanan uçak kazası da medyada yer verildiği kadar bizler için önemli olacak.

Acıları yarıştırır gibi bir mana çıksın istemiyorum, benim anlatmak istediğim; bugün ortalama bir insanın neye üzülmesi, hangi olaya hassas yaklaşmasını, hangisini içselleştirip hangisini alelade bir şeymiş gibi karşılamasına onun iradesi değil, çoğunlukla medya karar veriyor.

Afrika’da bir ölüm mü var? Gayet doğal. Avrupa ya da Amerika’da bir ölüm mü var? Şok şok şok! Hepimiz derinden yaralanıyoruz.

Örnek: Ebola.

Ebola ne zaman ki Afrika’dan kalkıp Avrupa’ya ulaşır oldu, o zaman virüs hakkında endişe duymaya başlayıp, orada ölen insanlar için de hassas olmaya başladık. Yoksa; ‘aman canııııım Afrika değil mi? Zaten onların kaderi bu, Allah onları bunlarla sınıyor’ en yaygın eylemsizlik bahanesiydi.

Teknoloji ile evrensel ahlak da değişecek diyorum ya. İşte bundan yüzlerce yıl önce Ortaçağ Avrupasında katrana bulanan insanlara Çin’deki bir lokanta sahibi ne kadar hassas olabilirdi? Avrupa neresi bilmiyor ki adam!

Şimdi dünya elimizin altında, nerede ne var her şeyi duyuyoruz, biliyoruz. Sorun şu ki; geleneksel alışkanlıklarımız yani bana benzeyene, benim gibi olana önem vermemiz, ötekine mesafeli kalışımız sürdürülebilir bir davranış değil. Geçenlerde Rasputin Deneyi’nden bahsetmiştim. İki farklı gruba Rasputin hakkında görüşleri soruluyor. Rasputin hakkında bilgiler verilirken bir gruptaki elemanlara Rasputin’in onlarla aynı gün doğduğu bilgisi veriliyor. Sonuç; Rasputin ile aynı gün doğduğunu sananlar Rasputin’i daha sempatik biri buluyorlar.

Eğer ki dünyanın diğer tüm acılarına gözlerimizi kapamamız ve sadece bizler gibi olanlara (Örnek; uçakta Türk olup olmadığı sorusu) ya da medyanın kendi belirlediği konulara öncelikli davranmamız sürerse dünya asla güvenilir bir yer halini alamayacak.

İnsan neden kötü sorusunun da cevabı biraz bu olay bence.

Kötü insan olmak istemiyor olabiliriz ama kötü bir insan gibi davranmaya zorlanıyoruz sanki. Duymazdan gelmenin normal olduğu bir çağda yaşıyoruz. Madem internet gibi bir kavram var artık hayatımızda, tüm dünya ayağımızın altında, o zaman tüm dünyanın acılarına eşit oranda duyarlılık göstermek zorundayız. Doğamıza işleyen ölümleri yalnızca 5-10 saniyelik haber kategorisinde görüp hayata devam etme alışkanlığımızdan vazgeçmeliyiz.

Yüzyıllar önce ortalama bir insanın 2-3 kitaba ulaşıp, köyünden yöresinden maksimum 40-50 insan tanıyabildiği, 5-10 türkü dinleyebildiği bir türden milyarlarca kitaba ulaşabilen, dünyanın her yerinden dost edinebilen, milyarlarca şarkıya erişebilen bir türe dönüştük. Deyim yerindeyse; ufkumuz binbeşyüz!

Nasıl ki bugüne kadar dev yollar katettik, bir gün gelecek sadece bize benzeyen değil, yeryüzündeki her canlıya aynı duyarlılığa sahip bir türe de evrileceğiz. Belki biz, belki torunlarımız değil ama gelecek kuşaklar için bu algı kesinlikle oturacak.

Medya, egemen güçler, arka bahçelerine çocuk cesetleri gömenler, petrol için, altın için, elmas için, ucuz işgücü için gözlerimizi yummamızı bekleyenler istese de istemese de bir gün hiçbir çığlığa kulaklarımızı tıkamayacağız.

Sürdürülebilir değil bu halimiz. İnternet, bilgi, teknoloji oldukça, dünyayı daha çok evimiz gibi hissetmeye başladıkça her acı bizim olacak. Her acıya çözüm arayacak, daha güvenilir, daha eşit, şimdikinden daha güzel bir dünya inşa edeceğiz.

Sadece bizim gibi olmayanları da görmeye başlayalım, yeter.

(Prof. Dr. Ahmet İnam’ın Klikya Felsefe Dergisinde yayınlanan Ahlak ve İçtenlik makalesini ayrıca okumanızı tavsiye ediyorum. )

Bir Cevap Yazın