• Home
  • /
  • Siyaset
  • /
  • Memleket iyiye gitmiyor! Bağırın! Memleket iyiye gitmiyor!

Memleket iyiye gitmiyor! Bağırın! Memleket iyiye gitmiyor!

Dün arkadaşlarla laflarken, Türkiye ekonomisinin berbatlığına geldi konu. Şu sıralar okumak için sabırsızlandığım ancak Idefix’in bir türlü tarafıma ulaştıramadığı Yol Ayrımındaki Türkiye Ya Özgürlük Ya Sefalet kitabının okuyabildiğim kadar özetlerinden örnekler sundum.

53 çalışanı bulunan ancak 19 milyar dolara satılan Whatsapp’ın; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden bu yana ortaya çıkardığı dev şirketlerin (T.Telekom, TÜPRAŞ, THY, Petrol Ofisi) toplam piyasa değerinden fazla oluşundan bahsettim. Ne komik değil mi? 53 kişi koskoca bir ülkenin devlerini, 53 masa, 53 sandalye, 53 bilgisayarla tokatlayıp atıyor kenara. :)

Türk Şirketlerinin Piyasa Değerleri

Sadece bir bilgisayar oyunu olan MineCraft’ın, Türkiye’nin yıllık maden geliri kadar kazandırdığından bahsetmeye gerek var mı bilemiyorum.

Üzerine bir de PISA sonuçları eklenince, iyiden iyiye dellendim. 72 ülke arasında Türk çocukları 50. sırada yer alıyor. Dünyaya kafa tutması gereken, bilim ve teknoloji savaşlarının yaşandığı arenada ben de varım diyeceğini sandığımız nesilin aslında sanıldığı kadar zeki olmadığını öğrenmiş olduk. Çocuklar eğitim sisteminin çarkları içerisinde gerçekten Pink Floyd’un Another Brick in the Wall klibindeki gibi eziliyorlar. Dünyada çocukların itiraz etme ve problem çözme konularında oranları ölçülüyor. Bizim yarınlarımız, miniklerimizin bu konudaki durumu şu şekilde. OECD genelinde ortalama %11, yeni doğan bebekler ortalama olarak %5 üstün zekalı olarak doğuyor, ancak bizim eğitim sistemimizden çıkmış 15 yaşındaki bir gencin ortalaması %2,2! Tam bir itaat makinesi yaratıyorlar anlayacağınız. Var olanı da düşürüyorlar.

PISA sonuçları akabinde Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz bu konu ile ilgili açıklamalarda bulundu ve eğer sadece Fen Liseleri olarak değerlendirilseydik dünyada ilk 3’e girebilirdik ancak mevcut İmam Hatip Liseleri ve Meslek Liseleri ortalamamızı düşüyor şeklinde bir demeç verdi. Hayretler içinde izledim! Bu memleketin kalkınmasını isteyen insanlar madem dünyada ilk 3’e girecek derecede donanımlı çocuklar yetiştirilebilen bir lise modeli varken neden sürekli ortalamayı düşüren okulları açmak isterler? Anlayamadım bu kısmı ben. Çocuk sahibi arkadaşlarım ve memleketim adına üzgünüm.

Her neyse, işten çıkıp eve dönerken yolda bir arkadaşımı gördüm, kendisi muktedirsporlu! Konu döndü dolaştı, gerçi dönüp dolaşmadı ben özellikle oraya getirdim ve PISA sonuçlarından bahsettim. Sence bu ülkenin daha çok Fen Lisesi’ne mi yoksa İmam Hatip’e mi ihtiyacı var diye sordum. Olur mu öyle şey ya, tabii ki İmam Hatip dedi! Ciddi ciddi bunu dedi, tüm verileri, bakanın demecini dahi önüne koymama rağmen bunu söyledi. Sinirlerim allak bullak oldu.

Evde pluralsight üzerinde Java videoları izleyip, kendi çapımda bir şeyler öğrenmeye çalışıyorken telefonuma bir bildirim düştü. Bir arkadaşım Beşiktaş’ta bomba sesleri geldiğini, çok kötü şeyler olabileceğini yazmıştı ortak üye olduğumuz bir facebook grubuna. Sonrasında olayı araştırdığımda kanım çekildi resmen!

Onlarca masum insan ve polis, şerefsiz terör örgütünün hedefi olmuştu. (Tüm ölenlere rahmet, kederli ailelerine başsağlığı, yaralanan insanlarımıza da acil şifalar diliyorum.) Bu noktadan sonra kayış kopuyor artık. Susmak, başka bir iş ile uğraşmak, toparlanmak kolay değil. Acıdan hiçbir şey hissedemez hale geliyorsun.

Dayanamıyorum arkadaşım, yemin ederim dayanamıyorum! Bir şirket yönettiğimizi ve sürekli ürünlerin çalındığını varsayalım. Siz 15 yıldır yöneticilerin bu soruna çare bulamamasını başarı sayabilir misiniz? Ya da tek suçlu olarak hırsızı görebilir misiniz? Hırsız hali hazırda zaten hırsız değil mi? Onunla mücadele edecek kişi bu şirketin yöneticileri değil mi?

Aynı şekilde bu ülkenin 15 yıldır başında olan hükümet yetkilileri teröre çare bulmayı bırakın, artık şehrin ortasında terör saldırılarına maruz bırakacak kadar basiretsiz davranırken ben bu durumu nasıl eleştirmem? Neden eleştirmeyeceğim? Ben bu ülkeye güvenliğimin sağlanması için vergi ödemiyor muyum? Teröristin Allah belasını versin, terörist zaten terörist, ben beni korumakla mükellef insanların bunu başaramamasına neden ses çıkarmayacağım? E pkk’nın hiç mi suçu yok deniyor. Lan pkk’sının am*na koyayım ya, pkk kim? Or*spu çocuğu hepsi! Siyasetin amacı nedir kardeşim? Siyaset elindeki enstrümanlarla sorunlara çözüm üretmek değil midir? Sen 15 yılda sorunu çözmek yerine durumu daha da kötüye getirdiysen gelip tek suçluyu hala pkk olarak lanse edebilir misin? Yaşanan bu olayda hükümet, istihbarat en az bunlar kadar ihmalkar ve suçlu değil midir?

Bunu soruyorsun. Sonra aldığın cevap, HAYIR oluyor!

Neden hayır peki?

Çünkü insanlar artık çığrından çıktılar! Foreign Policy dergisinin en etkili 100 Global Düşünür arasında gösterdiği J. Haidt’ın, The Righteous Mind: Why Good People are Divided by Politics and Religion (Adil Akıl: Niçin İyi İnsanlar Politika ve Din Yüzünden Birbirinden Ayrılıyor) adlı, siyasetçilerin ellerinden düşürmediği bir kitabı var. Şöyle diyor;

“İdeolojik tercihler rasyonel değil duygusaldır. Tercihlerini parti programlarına bakarak yapan seçmen sayısı yok denecek kadar azdır. Akıl, duyguların bir kölesi durumunda ve kişi, kendi bireysel çıkarlarına ters düşse bile benimsediği kültürel değerler üzerinden duygusal bir refleksle oyunu belirliyor. Kolay kolay değiştirilemeyen ahlaki değerler sisteminin altında 6 temel prensip yatıyor: Dayanışma, Adalet, Özgürlük, Sadakat, Otorite ve Kutsallık. Kişi ilk üç değere öncelik veriyorsa sola, diğer üçünü öne alıyorsa sağ eğilimli oluyor.”

İlginç nüans ise şu: Sol partiler nadiren sağın hegemonya alanında rekabet ederken, sağ partiler mütemadiyen solun sahasında rekabet ediyor. Bu da şu anlama geliyor: sağ soldan oy devşirebiliyor ama sol sağdan oy alamıyor, böylece dünyanın birçok yerinde, özellikle de Türkiye’de sağın egemenliği sürüp gidiyor.

İnsanlar mevcut iktidara kızıyor olsalar bile, haksızlığa dahi uğrasalar; mevcut düşüncelerinden vazgeçemiyorlar! Bana İKTİDAR HAKSIZDIR DEDİRTEMEZSİNİZ algısı ile yaklaşıyor! Çünkü aşırı politize edilmiş ve her olayda seçmen güdüsü ile olaylara yaklaşır olmuş durumdalar. Türkiye’nin seçmen ortalaması %60-70 oranında sağ, %30-40 arasında ise sol ve sola yakın insanlardan oluşuyor. Bülent Ecevit’in iktidar olduğu 1977 yılı Genel Seçimlerinde bile sağ partilerin oy oranı, soldan %10 daha fazlaydı. Çoğunluğa sahip bu seçmen grubu kendilerinden olmayan birilerinin eline düşüp, daha çok haksızlığa uğrayacağı güdüsüyle mevcut olana sarılma ihtiyacı hissediyor. Mevcut iktidar sahip olduğu yayın organları ve yerel yönetimlerdeki örgütlenmesiyle insanların gözlerini öyle bir boyamış ki; eğer onlar olmasaydı belki de bu ülke olmayacaktı diye düşünüyor insanlar. Konu siyaset olduğunda ülkenin bile menfaatini kenara atıp desteklediği partinin lehine yorumlarda bulunabiliyorlar. Gerçekten normal bir durum değil bu, inanılmaz bir kitle kontrolü hakim şu anda!

Siyasetin sırası mı şimdi diyecekler varsa; EVET, şu an siyasetin tam sırası! İçinde gram memleket hassasiyeti olan herkesin siyaseti konuşması, korkmaması, eleştirmesi, sorunları dile getirmesi gerekiyor. Konuşulsun ki, boyun eğip bu bed talihe razı gelinmesin. Yaşadığımız her şey siyasetin ürünüyse neden siyaseti konuşmayacağız? En çok siyasetin konuşulması gerekiyor!

Gelelim CHP’ye…

CHP yukarıda bahsettiğim oy oranları içerisinde asla kendine bir yol bulup iktidar olamayacak! CHP’nin iktidar olabilmesi ikinci güçlü bir sağ partinin arenaya dahil olmasıyla gerçekleşebilir ancak. Yine 1977 seçimlerine bakılırsa o dönem siyasi arenada Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel ve Alparslan Türkeş vardı. Şimdiki denklem içerisinde, bilhassa Kemal Kılıçdaroğlu gibi niyeti iyi ancak temsil kabiliyeti zayıf birinin gidişatı değiştirmeye gücünün yeteceğine inanmıyorum. Ayrıca güçlü olmasa bile kendi halinde bir sağın AKP’nin gidişatını sekteye uğratacağını öyle iyi biliyorlar ki, bugün Numan Kurtulmuş kendi parti bayrakları altında siyaset yapıyor. Bahçeli zaten… Bahçeli.. Bahçeli.. Hiç girmiyorum o konuya, nasıl bir insan olduğunu ispatladı zaten.

Dolar almış başını gitmiş, Türk Lirası erimiş, çocuklar dünya zeka ortalamasının en gerisinde kalmış, işsizlik, enflasyon, bir tane dost ülke kalmamış, kimse adalet diye bir şeyin olduğuna dahi inanmıyor artık bu ülkede ancak ne olursa olsun muktedir her şeye rağmen istediğini yine alıyor ve almaya devam edecek.

Değil başkanlık, Krallık istese kral olacak!

Benim çok canım acıyor, öyle böyle değil. Tutkuyla sevdiğim güzel ülkem, 13 yıl önce TV’de izlediğim Bağdat’a dönüyor. Yanıyor güzel ülkem, yanıyor… Ve her şey güllük gülistanlıkmış gibi bahsediliyor!

Ses çıkaracak olsan susun, konuşmayın deniyor.

Umrumda değil artık hiçbir şey! Susamıyorum!

Yok, başka ülkem yok benim! Su sa mı yo rum!

 

Hep birlikte bağırmak zorundayız. Şimdi!

MEMLEKET İYİYE GİTMİYOR!

MEMLEKET İYİYE GİTMİYOR!

MEMLEKET İYİYE GİTMİYOR!

Eğer bunu konuşmazsak, sesimizi çıkarmazsak acıya, acizliğe, bataklığa alışmak zorunda kalacağız.

Susmayalım.

MEMLEKET İYİYE GİTMİYOR!

Bir Cevap Yazın